Yok yok, vatandaşın çığlığı değil. Ama bu alanda bir talep olduğu da ortada. Çünkü canlı müzik dinlenen mekanların fiyatları, o müziğin gerçek dinleyicisi olan öğrencilerin bütçesini katbekat aşıyor
Geçenlerde eski bir dostuma rastladım. Hoşbeşin ardından konu müziğe ve canlı müzik dinlenen mekanlara geldi. Dostum artık İstanbul’da doğru dürüst rock dinlenecek bir yer kalmadığı görüşünde. Ona birkaç isim saydım, Peyote dışında itiraz etti. “Oralar pahalı mekanlar, bir gece rock dinleyeceğiz diye adam başı 100 lira harcanır mı?” diye isyan etti. “Ben ucuz, öğrencilerin gittiği, grupların sahneye çıkıp rock çaldığı, hesaplı bir mekandan bahsediyorum; böyle bir seçenek yok” dedi.
Düşündüm de haksız değil. Türkiye’de rock olması için önce rock dinleyicisi olması lazım. Caz için de, diğer türler için de geçerli aslında. Ve bu dinleyici öğrencilerdir. Ancak kulüplerin durumuna bakınca, bir öğrencinin grupları, sanatçıları canlı izlemesi için önce okulu bitirip bir iş bulması, çalışıp didinip para kazanması ve öyle gelmesi lazım. Bunun için yıllar gerekiyor ve o yılların ardından müzik dinleyecek, gece çıkacak yaşı geçiyor insanlar. Ya çoluk çocuğa karışıyor ya da müzik dinlemeye
Her hafta piyasaya çıkan onlarca yerli ve yabancı albüm acaba üzerlerindeki etikette yazan fiyat kadar değerli mi? Bir albümün değeri neye göre ve nasıl belirleniyor?
Bu yazıyı yazmadan az önce thekingoflimbs.com adresine girdim ve Radiohead’in yeni albümü “The King of Limbs”i satın aldım. Siz bu satırları okurken ben mp3 formatındaki kopyayı indiriyor olacağım. Albüm bugün itibarıyla indirilebiliyor.
Thekingoflimbs.com adresine girerek bir kullanıcı adı ve şifre alıyor, ödemenizi yapıp indiriyorsunuz.
Mp3 formatındaki albüm 9 dolar (14 TL). Daha kaliteli WAV formatında indirirseniz 14 dolar (22 TL) veriyorsunuz.
Albümü elbette plak ya da CD formatında satın almak isteyenleri de düşünmüşler.
Albümün iki plaklık LP versiyonu artı CD versiyon ve muhtelif çizimlerden oluşan bir külliyat yanında dijital indirme kodu bir paket haline getirilmiş ve fiyatı 48 dolar. Yani 72 TL. Aynı paketi mp3 değil de WAV ile alırsanız 53 dolar (78 TL) ödüyorsunuz.
Bu fiyatları Radiohead kafasından uydurmuyor. Geçen albümleri “In Rainbows”u da kendi web sitesinden indirten grup o zaman “Gönlünden ne koparsa” sistemini uygulamış ve albümün fiyatını belirlemeyi dinleyicisine bırakmıştı.
Rock pek kalmadı ama yıldızı bol. Hip hop’çılar, indie’ciler, popçular, türkücüler, oyuncular, yazarlar, gazeteciler, siyasetçiler, hatta New York Times’a göre bizim başbakan. Bugün artık herkes rock yıldızı
Ben CHP’nin Kurultay’ını izlemeye Ankara’ya gittiğimde siyasetçileri gördüm. O anda karar verdim. Siyaset hizmetle değil rock ile ilgili. Çünkü amaç rock yıldızı olmak. Televizyondan ya da seçim sandığından görünmüyor belki ama durum bu. Salona anonsla gelip anonsla çıkandan, saha içinde her gördüğünün elini sıkana kadar bütün siyasetçiler rock yıldızıydı Ankara’da.
AKP, ABC, VYZ parti fark etmez, rock yıldızı rock yıldızıdır. Ya medya? Şimdi bana Okan Bayülgen ya da Cüneyt Özdemir’in rock yıldızı olmak istemediğini söyleyebilir misiniz? Örnekleri siz çoğaltın. Oyuncular, mankenler, yazarlar çizerlerler, muhtelif popçular, türkücüler, afili darbukacılar, klarnetçiler, tumbacılar... Tek tek isim saymaya gerek yok. Yazsam yetişemem zaten o kadar çok rock yıldızını sıralamaya. Açın gazeteyi bakın, ilk sayfada gördüklerinizin hepsi, avukat, iş adamı, belediye başkanı, polis, asker hep rock yıldızı.
Futbolcular zaten rock yıldızı. Spor arabasını pembeye boyatıp İstinye Park’a
Madem her yerde bu albüm var. Madem en çok satanlar listesinde üst sıralara çıkıyor, madem rock dünyamızın 12 güzide ismi Nilüfer’le stüdyoya girmiş. O halde bakalım ne var ne yok
Tamam düet kralı Ferhat Göçer onu biliyoruz. Kraliçe de işte bulundu. Şaka bir yana Nilüfer’in sesi ve yorumu şahane. Bu albümde şarkıların yanında her defasında bunu tekrar etmeme gerek kalmasın önden söyleyeyim dedim. Şimdi işin kalan kısmına bakalım.
“Erkekler Ağlamaz”-Şebnem Ferah: Popüler müziğimizin en güzel seslerinden ikisi bir arada. Müzik ve düzenleme de ala. Zaten klibi de buna çekmişler, boşuna değil. Şebnem çok titizdir. İnce ince uğraşmışlar belli.
“Göreceksin Kendini” - Yüksek Sadakat: Bir kere şarkı çok iyi. Bu şarkıyı zaten Nilüfer gibi birinin kötü icrası mümkün değil. Yüksek Sadakat’ın yorumu da isabet olmuş. Gitar soloları yerinde vokaller uyumlu. Süper.
“Ara Sıra Bazı Bazı” - Malt: Rock bu şarkıya yakışmış. Malt’ın düzenlemesi çok iyi. Şarkının ruhunu hiç bozmadan çok sağlam rock’laştırmışma hareketi. Tebrikler.
“Sensiz Olmaz” - Teoman: Olmamış. Teoman sanırım artık şarkı söylemekten hoşlanmıyor. Hatta bırakabilse, üşenmese ya da elinden başka bir iş gelse müziği de bırakacak
İnternetten bir şarkı dinlediğimde Mona Lisa’nın internetteki jpeg’ine bakıyor gibi hissediyorum. Mona Lisa’nın gerçeği Louvre Müzesi’nde. Peki şarkıların “gerçek” versiyonları nerede?
Bir tabloyu internetten görmekle gerçekte görmek çok farklı hisler.
Mesela Van Gogh’un “Ayçiçekleri” serisinde çiçeklerin göbeğinde ayçekirdeklerine benzer bir boya dokusu oluşturan fırça darbelerini görmek için yakından bakmanız lazım. İnternetten göremezsiniz. İşte o anda o eserle aranızda kurulan ilişki çok farklı oluyor. Fotoğrafına, kartpostalına, jpeg’ine bakmak gibi değil. Onun gerçekliğine, yeganeliğine, kendi tarihine tutuluyorsunuz.
Elbette bunu ilk düşünen ben değilim. Gerçeklik ile ilgili Walter Benjamin’in önemli fikirleri vardır. Ve bu mesele yani gerçeklik ve onun temsili yüzyıllardır felsefenin ve sanat tarihçilerinin kafa patlattığı bir konu olmuştur. “Simulacra” kavramını araştırırsanız bu alanda önünüzde yeni kapılar açabilirsiniz. Benim merak ettiğim ise bu meselenin müzikle ilgili kısmı.
“Yesterday” nerede?Hep düşünmüşümdür, müzikte bu gerçeklik hissini ne verebilir diye. Bir şarkının bir müzik eserinin “esas”, “en gerçek”, “en yegane” hali hangisidir? Bir Mozart
Madem seni kapattıran telif kuruluşu hakkında oluşan olumsuz tepkilerden bu kadar rahatsızdın, neden bunu söylemek için Turkcell’le anlaşmayı bekledin?
Seni ilk birkaç yıl önce New York Times gazetesinde çıkan bir yazıda tanıdım. İstediğim şarkıyı indirmeden, satın almadan pat diye dinleyebilmek ve bunun için ücret ödememek ne büyük bir hizmetti. Sevdim, herkese yaydım, destekledim.
Üstelik Türk olman, bizden olman çok gurur vericiydi. Dünya senin sayende, senin aracılığınla müzik dinliyordu.
Derken bir gün kapandığın haberi geldi. İnternette sürekli site kapattıran, sansürü ticari amaçlar için meşru bir yol olarak sıradanlaştıran ve bu yüzden de eleştirilerimize maruz kalan telif kuruluşu seni de kapattırmıştı.
Bu kurumun diğer sansürcü uygulamaları gibi bunu da eleştirdim. Okurlarımı bilgilendirdim. Onlardan da büyük destek geldi.
Dedin ki “Arkalarına büyük firmaları da alıp bizi yok etmeye çalışıyorlar. Bunların amacı telif almak değil bizi bitirmek.”
Kendi kendinize mırıldandığınız bir şarkı ya da bilgisayarınızda kaydettiğiniz eğlenceli melodi bir firmanın yeni kampanyası için aradığı müzik olabilir mi?
Olabilir. Hani bir şey görürsünüz, bir sahneden etkilenirsiniz, biri bir söz söyler, başınıza bir olay gelir ve o anda “Buraya şöyle bir müzik lazım” diye düşünürsünüz ya. İşte Bimuziklazim.com tam da “oraya” gerekli müziklerin bulunabileceği bir müzik bankası.
Ve neredeyse her ortama ve duyguya uygun müzik var burada. Anlatayım.
Jingle House’u reklam, müzik ve medya sektöründe olanlar yakından tanır. Bu işin arkasında onlar var. Bir müzik ve melodi bankası aslinda Bizemuziklazim.com.
Bir online müzik katalogu. Ve bu katalogu bu siteyi kullananlar, kendi ürettikleri müzikleri yükleyerek oluşturuyor.
Teknoloji artık çok ucuza evde müzik üretme şansı veriyor. Bazen bir bilgisayar bir de mikrofon bile yeterli oluyor. İşte Jingle House’cular da bu uygulamayla evde yapılan müzikleri, o müzikleri de içine alan geniş bir müzik ve melodi bankası oluşturup ihtiyacı olanlara sunuyor.
Her türlü mecrada kullanılmak üzere binlerce şarkı pek çok farklı kategori altında ciddi bir şekilde sınıflandırılmış, istiflenmiş, müziğe
“Dünyada da böyle” diyenlere; içki firmalarının sponsor olduğu, “24 yaş” uygulaması olmayan, gençlerin ahlaksız damgası yemeden eğlendiği 10 örnek veriyorum. Hodri meydan!
Bugünleri de gördük. Gençler (yani 24 yaşındaki yetişkinler) gönüllerince eğlenmek ve müzik dinlemek için para biriktirip yurtdışına gitmek zorundalar artık. Çünkü ya ayran içilen festivallere katılacaklar ya da evde oturacaklar. O da tabii sponsor firmalar festivale, konsere bu şartlarda sponsor olmaya razı olurlarsa eğer...
Avrupa’nın en az içki tüketilen ülkesine alkolik muamelesi yapıyorlar. İçkiye ağzı değeni “alkolik” diye damgalamaya çalışıyorlar. “Tıksırana kadar içiyorsunuz” diye aşağılıyorlar. Bunları yaparken de “Avrupa’da da böyle” diyerek yanlış bilgi veriyorlar. Oysa çağdaş ülkelerde, Avrupa Birliği’nde böyle bir uygulama yok. Neler mi var? Buyrun beraber bakalım.
Primavera Sound25-29 Mayıs / Barselona, İspanya
Neden gitmeli? Yeni isimlerle meraklıysanız kaçırmayın. Ayrıca bu yıl festival katılacak 100’e yakın grup arasında yeniden bir araya gelen Pulp da var kadroda.