Mehmet Tez

Mehmet Tez

mehmet.tez@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

CIP salonunda etrafıma bakıyorum. İnsanlarda bir gurur, bir mutluluk. Tabağına zeytin alan şu mavi şortlu beyefendinin yüzündeki dinginliğe bakın. Yakaları kalkık pembe tişörtünün iyimserliği yansımış yanaklarına. O elindeki maşayla beyaz peynir dilimlerini yoklarken, birkaç yüz metre ilerideki iç hatlar terminali kontuarında check-in sırası bekleyen sıradan vatandaşta bu iyimserliğin “i”si yok. Çünkü orası dış dünya. Burası CIP.
Çorbasını kaşıklayan şu hanımefendi, hemen arkasında gıcır gıcır yeşil elmasını dişleyen atletik yaşlı beyefendi, gazetelerini cappuccino eşliğinde okuyan şu beyaz yakalı bond çantalı bey, sıcak simit arasına peynir sokuşturan baba, anne ve iki kızları. Herkes çok gururlu, herkes asil. Bir tür başarmışlık hissi, hayatımızda her şey yerli yerinde duygusu...
***
Neden bayılıyoruz CIP salonuna? Neticede bir bekleme salonu değil mi? Değil. CIP salonu bir statü göstergesi: Ben özelim, daha iyi pozisyondayım, bunları hak ediyorum. İşim gücüm, halim vaktim yerinde, seçkin bir kulübün parçasıyım.
Böyle düşünüyor buradaki herkes. İşte bunun için bu kadar çok çalışıyoruz biz aslında, diye geçirmekteler içlerinden memnuniyetle. Bu piyanistsiz piyanonun tuşlarından dökülen müzik eşliğinde sağlıklı çorbamızı içmek için.
Ancak bu gerçek çok telaffuz edilmiyor. Çünkü bazı gerçeklerin büyüsü telaffuz olununca bozulmakta. Seçkin kulüplere üye olmanın şartı, yüksek sesle telaffuz edilmeyen gerçeklerden geçiyor. Bunu seçkin kulüplere mensup olanlar bilir. Paylaş ama telaffuz etme.
***
CIP salonu ya da dünyanın farklı yerlerindeki farklı isimlere sahip konforlu bekleme salonlarının analizi o kadar da basit değil. Sığ bir izlenimciyseniz size antipatik görünebilir bu manzara ve devamını düşünmeden geçebilirsiniz. Ama CIP toplumunda derinlerde farklı bir mutabakat olduğunu anlamanız lazım.
Dil, din, ırk farkı ortadan kalkmış. Demokrasi olmasa da etkin ve sonuç veren özgürlükçü ama gayet katı kuralcı bir teknokrasi hüküm sürmekte.
Bu sınırlar içinde dokunulmazsın, toplumlar, ülkeler üstü bir statüdesin. İhtiyacın olan her şey gani gani. Yemek, içmek, okumak için her türlü imkân var. İletişimsel altyapılar, hızlı internet, dünyanın bütün televizyon kanalları elinin altında. Konfor tamam. 24 saat dolu dolu insan kaynıyor. Devamlı farklı kişilerle tanışma imkânın var. Bir kaliteli insan kavşağındasın. Alışılmış bir zaman anlayışın yok. Günü sıradan insanlar gibi sabah öğle, akşam, gece dilimlerinde yaşamak durumunda değilsin, hangi saati istiyorsan o saati yaşayabilirsin.
***
Siyasi görüş, mensup olunan etnik grup, kılık kıyafet hiç mühim değil. Dış dünyada türlü yollarla birbirinin kuyusunu kazan bir sürü insan burada barış içinde minik pide kuyruğuna girebiliyor. Kâh omlet sırasını yanındakine vermekte, kâh bir tane kalan New York Times’ı kibarca yanındakine sunmakta, kâh tuvalette birbirine nazikçe gülümsemekte CIP vatandaşları.
Sanki dış dünya, oynanması mecburi rollerden oluşmakta ve burada, sadece CIP salonunda gerçekler yaşanmakta. Gerçek dünyanın konforlu kulisinde bir iki saat soluklanmaya gelmişsin sanki. Orada bazı şeyler yapıyor olabiliriz ama burada aynı şekilde davranmamıza gerek yok, nasılsa aynı seviyedeyiz, tartışmak neden? Hepimiz profesyoneliz.
Elbette taze simidin gevreklik düzeyi, espresso makinesinin kalitesi, barda bulunan cin ve votka kalitesi, tuvaletteki el sabununun kokusu gibi konular tartışılabilir. Tartışmalar böyle yapıcı olmalı.
***
CIP salonundaki tek sorun hak edişte. Çok çalışan mı, en yetenekli olan mı, ballı olan mı, babadan kalan mirası yiyen mi, işini herkesten iyi bilen mi, her devrin adamı olan mı, büyük ihaleyi kaldıran mı, arsasının yanından yol geçen mi hak ediyor CIP’yi? Ne önemi var? Hepimiz CIP’de değil miyiz, keyfinize bakın.
***
İçim geçmiş. Anonsla uyandım. Apar topar uçağa koştum.