Çocuk kitapları

Yurt dışında yaşıyorsanız ve küçük çocuğunuz varsa karşılaşabileceğiniz sorunlardan biri Türkçe kitap bulmadaki zorluklar. Salgından önce Türkiye’ye daha sık gidip geldiğimden sorun olmuyordu. Her gelişte valizde bir yeri kızıma okumak için aldığım kitaplara ayırıyordum. İnanın Türkiye eğer çocuğunuza kitap okumak istiyorsanız harika bir yer. Evet, her zaman daha iyi olabilir, daha fazla kitaba her şekilde ihtiyaç var ama Türkçe çocuk kitaplarının çeşitleri, hem çeviriler hem de orijinal kitaplar bakımından gayet yeterli. İngiltere’de çocuk yayıncılığı çok büyük ve çok çeşit var ama Türkçe kitap -elbette ki- yok.

Bizim Türkçe yayınlara baktığımda çeviri kitapların yurt dışındaki belli başlı yayınlardan, yazar ve çizerlerden özenle seçilmiş olduğunu görebiliyorum. Çok iyi derlenmiş kitaplarımız var. Yani memlekette hepsi yok ama belli başlıları ve sanırım en iyileri Türkçe olarak var. Bundan başka yerli çocuk hikâye yazarlarında da artış ve çeşit var gördüğüm kadarıyla. Çok yaratıcı işler gözüme çarpıyor. Leyla’ya kitap ala ala yüzlerce       kitaplık bir çocuk kütüphanesine sahip olduk. Bu konuda kendi çapımda iddialıyım.

İngiltere’de olduğunuzda yurt dışından sipariş çok pahalı oluyor. Birinin size paket yollaması daha iyi ama bu yöntemi henüz denemedim ne kadar sürede gelir, ne kadar tutar, çok emin değilim. Her zaman herkes bu fırsata sahip olamayabilir.

Peki, ne yapmalı? Kitabevleri, online kitap satışı yapan kitapçılar bu konuda yurt dışında bir açık olduğunu muhakkak biliyorlar. Yurt dışında yaşayan, çalışan pek çok anne baba çocuğuna ana dilini öğretebilmek için bu kitaplara ihtiyaç duyuyor. Online çözümler sayfaları karıştırılan fiziksel bir kitap kadar etkili değil. Bu konuda ne yapılabilir bilmiyorum. Bir mağaza mı açılır, yurt dışı kargo imkânları mı geliştirilir? Belki özel indirimli üyelikler, yıllık makul ücretlerle yurt dışı kitap satış ve teslim imkânları paketleri oluşturulabilir. Uzun lafın kısası, değerli kitabevleri ve kitapçılarımız, bu konuya eğiliniz. Yurt dışında yaşayan milyonlarca Türk var. Pazar büyük.

Avrupa şehirleri turistsizliğin tadını çıkarıyor

Sokaklar boş. Daha az araba, daha az insan. Özellikle sabahları ve iş çıkışı saatlerinde görülen yoğunluk yok. En güzeli, hafta sonu bir yere gitmek, bir şeyler yapmak çok kolay. Kalabalık değil. Uzun sıralar yok. İnsanı bezdiren “Aman çıkmayalım şimdi, çok uzun sürer, çok zor olur, boş ver, evde oturalım”lar bitti. Pek çok şehir aynı durumda. Özellikle salgının ikinci büyük dalgası ortalığı kasıp kavururken hâlâ iyimserliğini koruyanların sevindiği şeylerden biri bu.

Açıkçası, Londra’da da bu durum çok net. Ben müzelere online rezervasyon yaparak kapıda beklemeden, içeride gereğinden fazla insan olmadan gezmeyi daha çok sevdim. Bazı yerlerde çocuk bahçesine girerken dahi online rezervasyon yapmak lazım. İnsan başta sinir oluyor ama sonradan alışıyor bu duruma ve tadını çıkarıyor. Mesela, Londra’nın güneyindeki Kew Gardens’daki çocuk parkına önceden online rezervasyon yapmadan giremiyorsunuz ama bunu yaparsanız içeride daha az kaotik bir ortam sizi bekliyor. Sanki bir hizmetten daha etkin bir biçimde faydalanmak gibi. Arabayla gidilen yerlerin pek çoğu AVM ve AVM’lerin içindeki mağazalar da bu şekilde çalışıyor. Salgının bize dayattığı yeni dünyada online olmayan hiçbir şeyin devam şansı yok gibi. Salgın geçince buradan geri dönülecek mi? Tahminim artık zor. Yaşadığımız ikinci dalga durumun ne kadar hassas olduğunu gösterdi sanki...