Çocuk kitaplarının dayanılmaz ağırlığı

En merak ettiğim isimlerden biri, Julia Donaldson. Çocuğunuz varsa bir ihtimal duymuşsunuzdur adını. Gruffalo, Zog başta, onlarca kahramanın, hikâyenin yaratıcısı, çocuk kitaplarının -bence- bir numaralı ismi.

Son 10 yılda sırf İngiltere’de 29.5 milyon kitap satmış Donaldson. Harry Potter’ın yazarı JK Rowling’in sattığı kitap sayısı 9.7 milyon. Ne kadar, ama ne kadar çok kitap satıldığını ve Donaldson’ın ne kadar büyük bir isim olduğunu bu kıyaslamadan da anlayamıyorsanız şöyle söyleyeyim, İngiltere’de Donaldson kitaplarından biriyle uykuya dalmayan çocuk muhtemelen yok.

Türkiye’deki belli başlı kitabevlerinde, çocuk kitapçılarında da en büyük isim olduğunu biliyorum. Muhtemelen farkında olmasanız da en az bir Donaldson kitabı girmiştir evinize. Ben kızıma, okumaları İngilizceyle sınırlı kalmasın diye Türkçe kitaplar da alıyorum ve bazen aynı Donaldson hikâyesinin iki farklı dildeki versiyonları oluyor kütüphanede. Hepsi aynı heyecan ve iştahla emiliyor. İşin enteresan yanı, eskiden ben okuyordum hikâyeleri, şimdi kendisi okuyor. Ama zaten hepsini ezbere biliyor. Çünkü Donaldson kafiyeli yazıyor. Tekerleme gibi dilde kayıp giden cümlelerle dolu kitaplar.

İş bu kadarla da kalmıyor. Minik ejderha Zog’un mesela çocuk tiyatrosuna götürmüştüm Leyla’yı 4 yaşındayken. Heyecandan deliriyordu. Ormanda yaşayan gizemli ve korkunç Gruffalo’ya dair o kadar çok etkinlik var ki, Kew Gardens’da Gruffalo avı bile yaptık. Elimizde harita, orman gibi bahçelerin içindeki patikalarda Gruffalo’yu aradık saatlerce soğukta. Kitaplardaki kahramanlar büyük bir endüstrinin parçası artık. Donaldson ve en popüler partneri, çizer Axel Scheffler işte bu kadar ünlüler. Yüzlerini pek kimse bilmiyor elbette ama karakterleri ve çizgileri evrensel çocuk yayıncılığının temel taşları haline gelmiş durumda.

Çocuğum olduğundan beri çocuk kitabı okuyorum ve bu konuda kendimce uzmanlığa doğru gidiyorum. Her zaman çocuk kitabı yazmayı hayal ediyorum ama bir türlü başlayamıyorum. Tam başlayacakken başka bir şahane çocuk kitabı daha karşıma çıkıyor ve beni umutsuzluğa sürüklüyor. Yok yok asla bu kadar iyisini yazamazsın dedirtiyor. Halbuki Leyla’yla acayip karakterler ürettik. Leyla’nın çizim defterleri bu karakterlerin eskizleriyle dolu. Belki bir gün...

Donaldson’ın yeni hikâyesi bir yılbaşı çamıyla ilgili. Bulunduğu ormandan kesilip şehre getirilip süslenen bir çam. Elbette ki çoksatar olacak. Hatta oldu. Her zaman olduğu gibi Donaldson yine acı/tatlı, hayatın içinden bir hikâye bulmuş. Bazen korkunç, bazen çok üzücü olabiliyor hikâyeler. Yani tamam bir Ömer Seyfettin “Kaşağı” değil, depresyona girip bir ömür boyu hayata küsmüyoruz, elinin bir ayarı var neticede Donaldson’ın, ama lay lay lom da değil hayat. Yaşlılık, ölüm, yoksulluk, mutsuzluk çokça var, başarısızlık var, yalnızlık var.

Donaldson hafta sonu verdiği röportajda kendisine devamlı neden şunu yazmıyorsun, neden bunu yazmıyorsun diye önerilerle gelindiğini anlatıyor: “Neden iki babalı bir aile yok senin hikâyelerinde? Neden çevrecilik anlatılmıyor? Neden engelliler hakkında yazmıyorsun? Anlıyorum ama en iyi kitaplar, yazarlar kendi istediklerini yazdıklarında ortaya çıkıyor, başkalarının istediklerini değil.” Donaldson didaktik değil. İyi bir hikâye olacağına inanmadığı hiçbir şeyi de yazmıyor gördüğümüz kadarıyla.

Bugün 73 yaşında olan Donaldson’ın üç çocuğundan büyük olanı uzun süren psikolojik rahatsızlığının sonucunda 2003’te intihar etmiş. Belki onun hikâyelerini acı tatlı yapan bu. Belki başarısının sırrı bu. Bilmiyoruz. Ama şunu biliyorum; çocuk kitabı yazmak çok ama çok ciddi bir iş. Zevkli, eğlenceli ama yetenek gerektiren, çok ince dengeleri olan bir iş. Elbette çocukların giderek dijital alternatifleri kitaba tercih ettiği bir dönemde daha da zorlu bir iş. Ama inancım o ki kitap ve kâğıt hiçbir zaman bitmeyecek. Çocuklar ekrana bakmak kadar kitap okumayı da her zaman sevecek. Ben bunu yaşayarak görüyorum.

Şu notla bitireyim. Donaldson’a, “Çocukların günlük ekran süresi sizi endişelendiriyor mu?” diye sormuşlar. “Hayır” demiş, “yetişkinlerin günlük ekran süresi endişelendiriyor beni.” Gerçekten bu konuda ayar çekmek gereken yer çocuklarımız değil biziz. Çocuklar ve ekran çok çetrefilli ve çok yönlü bir konu, onu da yazacağım bir ara. Hem kendi deneyimlerimi aktaracağım hem de sizinkileri dinleyeceğim.