Marx’ın kemikleri sızlayabilir!

Marx Londra’ ya 1849’da taşındı. Memleketinden sürülmüştü. 31 yaşındaydı. Soho’da, 28, Dean Street’te iki odalı bir ikinci kat tuttular. Ön taraf mutfak ve oturma odası, arkada taraf yatak odası.

Bütün aile çoluk çocuk burada yaşamış. Karısı Jenny Marx burayı insanın yaşama sevincini çalan bir yer olarak tarif ediyor. Marx, Kapital’in ilk cildini yazmaya burada başlamış. Daha sonra ofis olarak kullanacağı bir oda daha kiralamış. Burası berbat bir evdi belki ama araştırmalarını sürdürdüğü British Museum’a yakındı. Siyasi olarak aktif bir dönemindeydi ve tam olarak hareketin merkezindeydi burada.

1856’da biraz kuzeye, Kentish Town’a taşındılar. 1883’te ölene kadar Marx burada yaşadı. Daha sonra Highgate Mezarlığı’na gömüldü. Highgate pek çok ünlü ismin gömülü olduğu, her yıl ziyaretçi akınına uğrayan bir yer. Ancak elbette asıl Marx’ın adıyla anılıyor. Anısına bir de anıt var. Ana kapıdan girip aşağı doğru yürürken yol ikiye ayrıldığında sağdan devam ederseniz kendinizi bir süre sonra tam karşısında bulacaksınız. Büstünün de bulunduğu duvarda “Bütün ülkelerin emekçileri birleşin” yazıyor. Ve bir de şu: “Filozoflar dünyayı sadece çeşitli biçimlerde yorumladılar ama asıl mesele onu değiştirmektir.” Dünya tarihinin en önemli düşünürlerinden biri burada yatıyor ve bu cidden insanları buraya çekmeye yetecek bir motivasyon.

Birinci derece tarihi eser olan, mütevazı denebilecek bu anıt şu ara gündeme geldi çünkü Highgate Mezarlığı’na bir ölüm müzesi ve içinde yemek de yenecek bir kafe yapılmasının planlandığı açıklandı. Mezarlığa çay bahçesi açmak gibi bir şey.

170 bin kişinin gömülü olduğu Highgate Mezarlığı 1839’da açıldı. O günden bugüne de her zaman insanların ilgisini çeken bir yer olmuş. Bugün fazlasıyla turistik bir yer. Geçen yıl 100 bin ziyaretçi almış. Beş yıl önceki rakam 63 binmiş.

Yazın gittiğimde kapıdaki kuyruğa inanamamıştım. Salgın devam ettiğinden girişler sadece online rezervasyonla yapılıyordu ve görebildiğim kadarıyla, bu uygulama kimseyi yıldırmamıştı. İnsanlar bir şekilde ölüme ve ölülere karşı, özellikle de “önemli, ünlü” ölülere karşı büyük bir merak içindeler. Bir Paris’teki Père Lachaise değil belki ama burada da aynı his var. Belki saygı duruşu arzusu, belki sadece listedeki turistik bir noktayı daha görüp üzerini çizme saplantısı. Bilemiyorum. Ben açıkçası tesadüfen oralardaydım ve bu vesileyle Marx’ın mezarını görmek istemiştim.

Artan ilgiyi paraya çevirmeye çalışanlar herhalde Marx’ın “Burjuva toplumunda geçmiş geleceğe hükmeder” sözünü de doğrulamış oluyor. Bana sorarsanız, tarihte Marx kadar haklı olan ve bundan dolayı her şekilde en ağır biçimde yargılanmış başka düşünür yoktur. İşin komiği, İngilizlerin en sevdiği mizah unsuru olan ironi bu olayda da kendini göstermiş durumda. Bu şehirde yaşayıp bu şehirde eserlerini yazan komünizmin babasının mezarına kafe açılması onu bir kez daha haklı çıkartıyor.  

İngiltere’de en fazla büyüyen iş kolu

Pandemi sırasında ekonomiler küçüldü, işsizlik arttı, pek çok iş kolu hayatta kalma mücadelesi veriyor. Biri hariç. Kuryeler. İngiltere’de pandemi boyunca online siparişler zirve yaptığından, bu siparişlerin ulaştırılması da elbette daha fazla çalışanla oluyor. Dolayısıyla, her sektör küçülürken, kuryelere büyük talep var.

Ben her gün kapıya kaç kurye geliyor cidden hesabı kaçırdım. En ufak şeyi bile online sipariş etmek durumunda olduğumuzdan, yeme içmeden elektroniğe mağazaya gitme alışkanlığımız ciddi anlamda sona erdi. Arabamızı bile online siparişle satın aldık, kapıya getirdiler.

Kuryelerin sayısı arttıkça zorda olan sektörlerden bu iş koluna kayan insanların haberleri de gazetelerin hafta sonu eklerini süslemeye başladı. Tiyatroculardan eğitim görevlilerine pek çok farklı sektörden insan kurye olmuş durumda. Herkes yeni dünyaya uyum sağlamaya çalışıyor. Durum ciddi.

Merak ettiğim, ekonomi yeniden rayına oturduğunda (böyle bir şey olacaksa) bu insanlar da eski işlerine dönebilecekler mi? Yanıt hayır ise bu kırılmanın etkileri neler olacak? Pandeminin öngöremediğimiz o kadar çok sonucu var ki...