HABERDE KASIT ARAMAK!...

Milliyet daima okur eleştirilerine açık, eksiklerini, hatalarını yok saymayan bir gazete oldu. Bu nedenle gazetemizi yalanlarla manipüle etmeye çalışanlara asla itibar etmedik. Ama “yalan” olanın önüne geçmek için “doğru” olanı hatırlatmak gerekir.

Geçtiğimiz hafta, bazı meslektaşlarımız sosyal medyada Adana’da bir polis memurunun “dur” ihtarına uymadığı gerekçesiyle öldürülen gencin haberi üzerinden, gazetemizi hedef aldı. Nedeni, Milliyet İnternet’in söz konusu olaydan iki saat sonra ajanslardan geçen ilk haberi yayımlamış olması…

Ne diyor o ilk haberde?  “Polisin uygulamasından kaçtı, bacağından vurularak yakalandı.” Haber birçok internet sitesinde bu bilgilerle yer aldı. Ancak ajanslardan gelen sonraki bilgiler, gencin göğsünden vurulduğu, hastanede hayatını kaybettiği ve silahı kullanan polis memurunun açığa alınarak tutuklandığı yönünde. Milliyet İnternet, haberi bir kez daha yeniden güncelleyerek “‘Dur’ ihtarına uymayan kişinin ölümüne neden olan polis açığa alındı” başlığıyla yayımladı.

Sorun şu ki; internette yayımlanan ve daha sonra kaldırılan ilk haber “Milliyet Gazetesi’nde çıkan” haber olarak değerlendirildi. 

Oysa Milliyet Gazetesi, haberi okurlarıyla paylaşırken iç sayfanın manşetinde şu başlıkla verdi:

“Ali’yi öldüren polis tutuklandı”(29.04.2020 tarihli Milliyet 9. Sayfa)

Yani gazetemizde yayımlanan ilk ve tek haber budur. 

Bazı sosyal medya kullanıcılarının ve meslektaşlarımızın bilmediği şu:

Milliyet Gazetesi ve Milliyet İnternet’in, haber akışı ve yönetimi birbirinden bağımsızdır. Milliyet İnternet’te gördüğünüz her haber gazetede çıkan haber değildir. İnternet sitelerinde gördüğünüz haberler belli aralıkla önünüze güncellenerek gelir ama gazetede ne okuduysanız odur.

OKUMADAN KASIT ARAMAK!

Şimdi bu haberimize rağmen, ısrarla olayı kasıtlı bir biçimde, çarpıttığımızı öne sürenlerin, gazetemize yönelik yarattıkları ön yargının, yıllardır oluşturmak istedikleri algı operasyonu kadar tehlikeli olduğunu hatırlatmak isteriz.  

Bütün gazeteciler bilir ki; medyaya muhabirlerin ya da ajansların servis ettiği ilk bilgiler eksik, hatalı, yanlış olabilir. Haber kaynağınız sizi yanıltmış olabilir. Bir haberin kurgusu, bilgi akışıyla gün içerisinde tamamen değişebilir. Zamanla yarışan medyada ilk gelen haberleri teyit etmek her zaman mümkün olmayabilir. Ama düzeltmek daima mümkündür.

Kaldı ki Milliyet Gazetesi söz konusu olaya yer verirken böyle bir hata da yapmadı. 

Buna rağmen gazeteciliğimizi tartışma konusu yapan, bize etik dersi vermeye kalkan, söz konusu olayla ilgili haberimizi okumadan “medyanın nasıl sefalet içerisinde olduğunu gösteren bir durum” diyerek bizi eleştirme gafletine düşen meslektaşlarımız var. 

ÖN YARGI VE GERÇEK

Bu ön yargılı habercilik sadece gazetemizle ilgili de değil. Mesela ‘sağlık ekipleri tarafından sedyeye konulduğu sırada çekilen ve sosyal medyada yayınlanan görüntüler olmasa gerçek ortaya çıkmayacaktı’ şeklinde yorumlar da var.  Hangi gerçek? Olaya ilişkin, polis ifadesinden, görgü tanıklarının ifadelerine, olayın meydana geliş biçiminden, öldürülen gencin yaşına, işine, yanında kaç kişi olduğuna ya da polisten nasıl kaçtığına dair bunca çelişkili bilgi medyadan değil de acaba sosyal medyadaki bilgi kirliliğinden kaynaklanıyor olabilir mi?

Hiçbir gazeteci; bir görüntüden yola çıkarak henüz tam olarak bilgi sahibi olmadığı bir olayı yorumlayamaz. Araştırmaya, bilgiye dayanmayan hiçbir haber temenni ya da olasılık üzerinden kurulmaz. Olayın nasıl gerçekleştiğine ilişkin iddiaları, mahkemeye sunulan ya da sunulacak olan delilleri tartışabilirsiniz, o görüntülere bakıp ajansın polis kaynaklı kötü haberciliğini eleştirebilirsiniz ama bunun “kasıtlı” yapıldığını söyleyerek bir gazeteyi hedef haline getiremezsiniz.  

KÖTÜ HABERCİLİK ÖRNEĞİ

Ayrıca bunun bir “kaza kurşunu olduğunu” asla söylemiyoruz ama bunun bir kaza kurşunu olmayacağından sizin nasıl bu kadar emin olabildiğinizi de bilmiyoruz. Ama şunu sorabiliriz. Adını dahi bilmediği bir insanı öldürmekten bir polis memurunun ne gibi bir menfaati olabilir? Bu orantısız bir güç kullanımı mı? Yoksa kaza mı?  Sonuçta; biri mezara, diğeri hapishaneye giren iki insanın haberinin tarafı olmaz.  Bize düşen dosyayı incelemek, objektif olmak, doğruları yazmak olmalı… 

Söylemek istediğimiz şu;

Gazetecilerin bir olayı, soruşturmayı ya da o soruşturmaya konu olan davayı nasıl izleyeceğinin etik kriterleri bellidir. Bir gazeteci, meslek ilkelerini sorgulamadığı ve bununla yüzleşmediği sürece her defasında aynı yanılgıya düşecektir. Dolayısıyla “kötü bir gazetecilik” örneği olarak değerlendirebileceğimiz bir haberin üzerine atlayarak, gazetemizde yer almadığı halde, hedef haline getirildiğimizi görmek üzüntü verici. Biz biliyoruz ki; basın özgürlüğünü korumak, sorumlu ve yüksek kalitede gazetecilik yapmaktan geçer. Biz bunu yapmaya çalışıyoruz.

Peki siz?