VİRÜSE KARŞI KÜRESEL AKIL

Bir virüs dünyayı ele geçirebilir mi? 

Bilim ve teknoloji çağında bu elbette mümkün değil. Ama bir virüs, dünyaya acının ve üzüntünün coğrafyasının olmadığını gösterdi.  Küresel bir sorun karşısında ülkelerin dayanışmasını, bilginin küreselleşmesini sağladı. İnsanlara da varlığını tehdit eden bu felaket karşısında ne yapması gerektiğini öğretti.

Koronavirüs, şu anda yüz binlerce kişiyi enfekte etmiş ve binlerce kişinin yaşamını yitirmesine neden olmuş durumda. Öyle ki; dünya genelinde koronavirüs pozitif vaka sayısı 600 bin sınırını  aştı. 30 binin üzerinde insan hayatını kaybetti.

Virüs’ün ortaya çıktığı Çin, vaka ve ölüm olaylarının en çok yaşandığı ülke değil artık. ABD’de de vaka sayısı 124 bini aştı. İtalya ise  10 binden fazla kişinin hayatını kaybetmesiyle dünyada Koronavirüs nedeniyle en fazla ölümün yaşandığı ülke oldu.

Son üç aydır dünyayı altüst eden virüsün aşısı ve ilacı yok. Ama mevcut bazı ilaçların etkili olabildiği yönünde açıklamalar var. Ülkeler arasında virüsle
nasıl mücadele edilmesi gerektiği yönünde hem bilgi hem de  tıbbı açıdan ciddi bir dayanışma olduğu da bir gerçek.

AŞISI VE İLACI YOK AMA...

Örneğin; virüse karşı Fransa, Nijerya, Çin, Amerika gibi ülkelerde, Dünya Sağlık Örgütü’nün test tablosunda da yer alan sıtma tedavisinde kullanılan “klorokin” adlı ilacın etkili olduğu yönünde haberler çıksa da yetkili bütün kurumlar ve halen ilaç üzerine çalışan bilim insanları ilacın test aşamasında olduğu belirterek, bu konuya ilişkin açıklamalarda bulunan tıp çevrelerini uyardı. 

Ardından “hidroksiklorokin” ya da “Plaquenil” adlı ilaçlar gündeme taşındı. “Plaquenil” adlı ilacın Covid-19’un tedavisinde yüzde 100 tatmin edici sonuçlar verdiği yönündeki iddialar sosyal medyada ilacın nasıl ve ne şekilde kullanılacağı gibi ayrıntılara kadar uzanınca tıp çevreleri bu sorumsuzca açıklamaların yanlış olduğunu, ilacın yan etkilerini hatırlatarak hastaların durumunu daha ağırlaştıracağını, ilacın halen Covid-19 tedavisinde            test edildiğini belirtti.

Türkiye konuya daha temkinli yaklaştı. Çin’den getirtilen “Favipiravir” adlı ilacı Türkiye’nin farklı bölgelerindeki illere dağıtımını yaparken önemli
bir de açıklama da bulundu: “Olumlu sonuç alıp almayacağımızı göreceğiz.
Direkt o virüsü ortadan kaldıran bir ilaç hâlâ yok” diyerek…

MESAFELİ YAKLAŞIN

Dolayısıyla virüs hakkında kesin verilerle konuşmak için çok erken. Ancak ülkeler arasında iş birliği ve bir araya gelen bilim insanlarının çabalarının olumlu sonuç vereceğine olan inancımızı da koruyoruz.

Bu noktada korku, panik yaratmadan bilinçli bir şekilde ne yapmamız gerektiği konusunda hepimize büyük sorumluluklar düşüyor.

Öncelikle sosyal medyanın virüsle ilgili paylaşımlarına mesafemizi korumak zorundayız.  Hiçbir tutarlılığı olmayan komplo teoriler, kesin çözümmüş gibi yapılan önerileri, gerçek olmayan bilgileri paylaşarak toplumda endişeye yol açmak virüsten daha tehlikeli sonuçlar yaratabilir.

Biz de hemen her gün Milliyet sürmanşetinden virüse karşı bilinçli hareket etmenin öneminden söz ediyoruz. Virüs salgınının dünyaya yayılmasıyla ortaya atılan gerçekliği olmayan iddiaların yarattığı bilgi kirliliğinin önüne geçmek için de bir arşiv oluşturduk.

Örneğin; ‘Korona-19, laboratuvarda üretilmiş bir virüstür’ yönünde çok sayıda komplo teorileriyle beslenen video paylaşımı yapılmakta. Oysa laboratuvar ortamında hazırlanmış bir virüs olduğuna dair tek bir delil yok. Milliyet’in görüşüne başvurduğu birçok bilim insanı ve bu yönde yayımlanan makaleler; mikroorganizmaların geçirdikleri doğal evreler sonucu virüsün topluma yayıldığı görüşünde. Bir diğer iddia da virüsün hayvanlardan bulaşabildiği yönünde. Oysa henüz hayvanlardan insanlara ya da insandan hayvana virüsün geçtiğine dair henüz tek bir bilimsel bilgi yok. Fakat insandan insana geçtiğini biliyoruz.

MİLLİYET’İN KILAVUZU

Milliyet sosyal medyada yaratılan ‘Korona sadece yaşlı nüfusu etkileyen bir virüstür’ algısının yanlışlığına da yer verdi. Üstelik bu bilginin sadece yanlış değil, ahlaki açıdan da üzerinde durulması gereken bir konu olduğunu da hatırlatarak… Dünya genelindeki istatistiklere bakın; hemen her yaşta tüm bireyleri etkilediği ortada. Hastalığı ağır geçirme olasılığının, yaş ilerledikçe artması ise o yaştaki insanlarda kronik bir rahatsızlığın olup olmadığına bağlı. Dolayısıyla gençlerin de sonuna kadar dikkat etmesi gereken bir durumla karşı karşıya olduğumuzu her defasında hatırlatmak durumunda kalıyoruz. 

Virüsün ömrüne değer biçenler olduğu kadar nasıl yok edileceği konusunda da insanlar doğruluğu kanıtlanmamış, yanlış bilgileri birbirleriyle paylaşıyor. Örneğin; giysilerin, eşyaların üzerinde bir hafta, dokuz gün kaldığı, eşyaya giysilere bulaşan bir virüsün güneşe koyduğunuzda yok olduğu, ayakkabıları dışarıda bırakıp değiştirmek gerektiği, soğanın mikrobu çektiğini, kurutma makinasının burun deliklerine yerleşen virüsü yok ettiği gibi sayısız ve bilimselliği kanıtlanmamış bilgilerle karşı karşıyayız. Bütün bunlar gerçekte ‘elle tutulur gözle görülür’ olmayan bir düşman karşısında insanın çözüm arayışlarından başka bir şey değil.

PEKİ NE YAPMALIYIZ? 

Dünya Sağlık Örgütü başta olmak üzere konunun uzmanı birçok bilim insanı yeni korona virüsün yüzeylerde ne kadar yaşayabildiğinin gerçekte henüz tam olarak bilinmediğini belirtiyor. Yani ne kadar yaşadığı aslında bilinmiyor. Çeşitli üniversite ve laboratuvar araştırmaları birkaç saat olabileceği gibi, birkaç gün kalabilme olasılığından bahsederken şunu söylemeyi de ihmal etmiyorlar. Virüslerin yüzeyde canlı kalma süreleri yüzeye ve ortam sıcaklığına bağlı.  Dünya Sağlık Örgütü ayrıca virüsün havadan bulaşmadığını ama enfekte bir kişinin öksürmesi hapşırması veya konuşması sırasında oluşan damlacıklar yoluyla bulaşabildiğini de belirtmekte.  

Yapılacak şeylerin öneminin altını da çizerek. Kendinizi izole edin, insanlarla mesafenizi koruyun ve ellerinizi gün içerisinde sık sık yıkayın.

Kısacası; bilgiyi bilim insanlarının araştırmalarının sonuçlarına göre edinin.

Önümüzde zorlu bir süreç var. Önümüzde Çin, İtalya, İspanya, ABD örneği var. Büyük bir insani yıkım var. Dolayısıyla ülkelerin vatandaşlarını korumak için aldığı önlemleri ciddiye alın. Sağlık Bakanlığı’nın da dediği gibi; “Herkes kendi OHAL’ini ilan etsin.” Evinizden çıkmayın. 

Ve elbette bunca bilgi kirliliği içerisinde bize de sorumluluk düşüyor. Milliyet olarak bizim de okurlarımıza karşı sorumluluğumuz var.

Hep birlikte doğru, bilinçli bir şekilde hareket ettiğimiz sürece, bu felaketi en az kayıpla bertaraf etmemiz mümkün.

Sizce de mümkün değil mi?