Değişmeyen gerçekler

Her an, her şeyin değiştiği söylense de değişmeyen bazı gerçekler vardır. Buddha, binlerce yıl önce değişmeyecek gerçekleri dünyevi olaylar üzerinden anlatmıştır. Dünyevi olayların değişmeyecek üç özelliği şunlardır;

İlki süreksizliktir. Var olan her nesne, her olay olduğu gibi kalmaz, sürekli değişip, dönüşür ve başkalaşır. Bu özelliğin hayatımızdaki yansıması şöyledir;

Diyelim ki, birisi size haksızlık yaptı. Bir sonraki karşılaşmanıza kadar ne yaparsınız?

Bir sonraki kötülük atağına karşı kendinizi konumlandırırsınız.

Bunun tam aksi, iyi davranan bir kişi olduğunda ise bir sonraki karşılaşmanız da benzer şekilde davranacağından emin olarak kendinizi konumlandırırsınız. İçinde bulunduğumuz sonbahar mevsimi, nasıl bir gün sona erecekse insanların davranışları da an ve an değir. Mesela, sahip olduğunuz arkadaşlarınızın hepsine sürekli iyi davranacağınıza dair garanti veremezsiniz. Garantilemek istediğinizde ise üzülen tek kişi siz olursunuz. Bu yüzden de her kim olursa olsun iyi, kötü ya da nötr davranırsa davransın olanları abartmamak gerekir.

Dünyevi olayların başka bir özelliği ise ıstıraba, acıya sebep olmalarıdır. Hayatımızın her anında acı ve ıstırap hissedilir. Acı kaçınılmazdır. Mesela, güneşe çıkar, ‘’oh ne güzel ısındım’’ deriz. Aradan zaman geçer, terlemeye başlarız. Gölgeye geçmek için can atarız. Gölgede çok fazla kaldığımızda ise güneşi özleriz. Güneşi sürekli sevmeye karar vermiş olsak dahi, güneş her zaman aynı faydayı göstermeyecektir. Bizlere verdiği fayda ya da zarardan haberi dahi yoktur Bu onun tercihi değildir. Doğası gereği böyledir. Sürekli aynı hizmeti verir ve ileri de bir tarihte de bu durum değişmeyecektir. Güneşin her an istediğimizi vereceğini düşündüğümüz sürece acı ve ıstırap kaçınılmaz olacaktır.

Dünyevi olayların üçüncü özelliği, var olduğunu düşündüğümüz gibi bir BEN’liğin olmamasıdır. Diyelim ki isminiz Ali. Bedeninizi oluşturan tüm parçalar arasında tam ve bütün bir Ali’ye rastlayamazsınız. Ali, bir sürü parçadan oluşur. Fiziksel ve manevi parçaları olan bir Ali var. Ali’nin fiziksel ve manevi parçaları içerisinde deneyimleri, öğrendikleri ve sürekli değişen inançları vardır. Bu parçaların her birine derinden bakarsanız, gözle görülmeyen atomik parçalara ulaşırsınız. Atomik parçaların da ötesine gittiğinizde geriye sadece bir hiç kalır. Ali’yi var eden hiçbir parçaya güvenemezsiniz.

İnsanlık var olduğundan beri tam ve bütün bir ’BEN’’ olduğuna inandık. Halbuki bu inancın hiçbir dayanağı yok. Olmayan bir ‘’BEN’’ in var olduğuna, her şeyin kalıcı olduğuna, değişmeyeceğine inanıyoruz. Buna inanmaya devam ettiğimiz sürece de acı ve ıstırabı deneyimlemeye devam edeceğiz.

Ne yazık ki şu an yaşadığımız dış dünya, yaşamın kendisi değil, dışarıyı yorumlama biçimimiz!

Nasıl yorumluyorsak, bu yorumu referans alarak dışarıyı yargılıyor ya da sevgiyle kucaklıyoruz. Her birimiz kendi içinde yarattığı dünya içinde yaşıyor. Üstüne üstlük aynı dünyanın gerçeklerine göre yaşadığımızı savunuyoruz ki bu hiç doğru değil. Aslında en derinden bu gerçeğin farkındayız. Günlük olayların yarattığı karmaşa bu gerçeği hatırlamayı zorlaştırıyor.

Gerçek şu ki, dünyevi olayların bu 3 özelliğini göz ardı ettiğimiz sürece kaç üniversite bitirmiş olsak da cahilce bir yaşam sürdürmeye devam edeceğiz.

Hayatınızın bundan sonrası için size bir sorum olacak.

Gerçeğin doğasıyla birlikte mi? Yoksa bir rüyanın içinde mi? Yaşamak istersiniz?

Her Daim Sevgi ve Işıkla

Sibel Kavunoğlu.