Ankara-Washington hattında 24 Ağustos virajı…

24 Ağustos’ta Cenevre’de, Suriye Anayasa Komitesi toplantısı yapılacak.

Esad Yönetimi’nden 50, muhaliflerden 50 ve sivil toplum örgütlerini de temsilen 50 kişi bu toplantılara katılacak.

Türkiye’nin PKK’nın Suriye kolunun kontrolündeki “Suriye Demokratik Güçleri”nin bu toplantılarda olmaması yönündeki kararlılığı sürüyor.

Bu kararlılıktan dolayı olsa gerek, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, bir anda uluslararası medya kuruluşlarının sorularını cevaplamaya karar verdi.

Özetle, SDG’nin katılımı için, örgütler değil kişilerin temsiliyeti olacak diyor ama satır aralarında Ankara’ya mesaj da yolluyor:

“Size söyleyebileceğim şu, olması gerektiği gibi, bunu dış güçler değil, Suriyeli farklı muhalif unsurlar, Kuzeydoğudaki siyasi ve hükümet güçlerinin temsilcileriyle şu anda bu konuyu tartışıyor”

ABD Temsilcisi’nin PKK’yı terör unsuru olarak tanımlaması, İdlib’de Türkiye’nin pozisyonu tamamen desteklediklerini söylemi, diğer söylemek istediği şeyleri yenilebilir hale getirecek sos cümleleri.

24 Ağustos’ta çok az bir zaman kaldı ve belli ki Washington bir ara formül bulmaya çalışıyor.

Bakarsınız SDG’yi Arap kökenli birilerine temsil ettirmeye çalışırlar...

DÜNYADA BİR İLK OLARAK, KEMAL KILIÇDAROĞLU

Tüm dünyada ana muhalefet liderlerinin hedefi, seçimlerden birinci sırada çıkıp, ülkeyi yönetmektir.

Altı kez CHP daha doğrusu ana muhalefet partisinin genel başkanı olan Kemal Kılıçdaroğlu, şimdi 3. kez bir başka Cumhurbaşkanı adayı arıyor.

Abdullah Gül adını telaffuz etmesi şaşırtıcı değil aslında Muharrem İnce’den önce aklındaki aday yine Abdullah Gül’dü aslında.

Eğer Meral Akşener’in Cumhurbaşkanı Adayı olma ısrarı olmasaydı, Abdullah Gül, muhalefetin ortak adayı olacaktı geçen seçimlerde.

Gelecek seçimde Cumhurbaşkanı Adayı kim olur bilmiyorum ama Kemal Kılıçdaroğlu, ülkeyi yönetmek istemeyen ana muhalefet lideri olarak tarihe geçecek.

YAPMAYIN SAYIN BAKAN YAPMAYIN...

Milli Eğitim Bakanı Zİya Selçuk, dedi ki, “8. ve 12. sınıflar hariç, destekleme ve yetiştirme kursu adı altında yüz yüze eğitime izin verilmeyecek. Aksi halde cezai müeyyide uygulanacak”

Yapmayın Sayın Bakan, ne olur siz yapmayın.

Birinci sınıfa başlayacak çocuğa uzaktan eğitimle kalem tutmayı öğretemeyiz, okumayı da... Üstelik okul öncesi eğitimin yok denecek kadar az olduğu bir ülkede ilkokula gitmeyen çocuklar kişilik olarak nasıl gelişecekler?

Okulların kapısından öğrenci girecekse bu lise ya da üniversite sınavına girecek öğrenciler değil, ilkokula başlayan çocuklar olmalı.

Bir eğitimci olarak bunu en iyi bilen insan olarak, ne olur, sınav kaosuna, ilkokul birinci sınıfları kurban etmeyin Sayın Bakan...

ALES, SABIR SINAVI...

Geçen pazar günü, ÖSYM, ALES yani Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı yaptı.

Bu sınavda her sene yiyecekler oldukça önemli bir yer tutuyor.

Geçen senelerde, omlet-menemen, simit-poğaça vardı, bu sene makarna üzerinden ilerlediler.

Gurme soruları değil başka noktalar var benim takıldığım:

Güvenlik için adayların kolyelerini falan çıkarttırıyor ÖSYM. Arkadaş siz sorulara içeride sahip çıkın dışarıda adaydan zarar gelmez.

TÜ Maden Fakültesi’ndeki sınav görevlilerini görünce, adaylara, daha doğrusu ödedikleri sınav ücretine bakınca “müşterilere” daha saygılı davranmak bu kadar zor olmamalı diye düşünüyor insan.

Beden eğitimi öğretmeni olacak adayı KPSS’de matematik sınavına sokma başarısına benzer bir başarımız daha var. Sosyal alanlarda çok başarılı olması muhtemel adayları oldukça zor bir matematik sınavına, ya da matematik bilgisi gerektiren alanlarda ilerleyecek beyinleri, sosyal alanlarda zorlamanın mantığı ne? Üstelik bu adayların tamamı, ilerleyebilmek için bir de yabancı dil sınavına girmek zorunda kalacaklar. Neden tek sınav yapılamıyor? ÖSYM, sürümden mi kazanmaya çalışıyor?

FRANSA İLE SORUNLARI ÇÖZECEK FORMÜL...

Paris Büyükelçimiz İsmail Hakkı Musa, üniversiteyi Fransa’da okumuş, üzerine yüksek lisans ve doktorasını da Fransa’da yapmış bir isim.

Hem diplomasi hem de hukuk alanında oldukça donanımlı ve tecrübe sahibi.

Bir ülke ile ilişkilerde hukuk ve diplomasi becerileri yeterli olur ama söz konusu Macron’un Cumhurbaşkanı olduğu Fransa olunca iş değişiyor.

Sayın Büyükelçi, psikiyatri üzerine de bir bilimsel çalışma yapmalı ki, Türkiye takıntılı Macron Yönetimi’ni tedavi edebilsin...

Bu adamlarla diplomatik ilişki değil ancak hasta-doktor ilişkisi kurabileceğimiz bir dönemdeyiz.