Zeki Bey ve Sabriye Hanım ile bayram

Zeki Bey 1915 yılında İstanbul’da doğdu.

Adını Çanakkale Savaşı’nda cephede olan babası bir mektupla koydu.

O mektuptan sonra babasının şehit olduğu haberi geldi.

Babasını hiç görmeden büyüdü Zeki Bey, yazları bakkal dükkânlarında çıraklık yaptı, kazandıklarıyla okudu, plaklardan Fransızca öğrendi.

Osmanlı Bankası’nda çalışmaya başladı, ülkenin bir sürü yerinde görev yaptı, uzun bir müdürlük kariyerinden sonra emekli oldu.

Sabriye Hanım 1919 yılında Uşak’ta doğdu.

Öğretmen olan babası, “Muallim Mektebi’ne” yolladı kızını, 1936 yılında öğretmen çıktı.

İstanbul’da bir geçit töreni öğrencilerinin başında yürürken onu gören Zeki Bey ile evlendi, Türkiye’nin bir sürü yerinde görev yaptı.

Biri babasız, diğeri yatılı okulda okumuş bu iki insanın 3 çocukları, 3 de torunları oldu.

Hayatları boyunca, en büyük zevkleri, çocukları ve torunlarıyla bayram sofrasında buluşmak oldu ikisinin de.

Çocukları ve torunları için, her şeye anlayış gösteren Zeki Bey ve Sabriye Hanım için, affedilmez olan tek konu bayramlarda sofrada olmamaktı.

1985 yılında Zeki Bey vefat etti, bayram sofraları daha da önemli hale geldi, eskisi kadar kahkaha olmasa da toplandı aile.

1993’te Zeki Bey ile Sabriye Hanım’ın büyük oğulları vefat etti ve işte o zaman dağıldı bayram sofraları.

Yine de, ölünceye dek, tek bir bayram sabahında bile tek başına sofraya oturmadı Sabriye Hanım.

Bir zamanlar bayram günü, evlatlarıyla buluşan aile büyüklerinin heyecanını anlatan reklamlar yayınlanıyordu.

Biz değiştikçe reklamlar da değişti, beklediği evlatları, torunları gelmeyen aile büyüklerinin hüznünü anlatan reklamlar yayınlandı.

Kimse yaptığıyla yüzleşmek istemediğinden olsa gerek, çok uzun sürmedi o reklamlar.

Eskiden arife günü, mezarlık ziyaretinin ardından çıkılırdı bayram yolculuklarına.

Sonra trafik sıkışıklığından olsa gerek önce arife günü sabahında döküldük yollara.

Yaşayan büyüklerinden vazgeçen insan, haliyle çok daha kolay vazgeçti mezarlık ziyaretlerinden.

Uzaktan da olsa bayramlaşmak adına bir sürü telefon açılırdı eskiden.

Şimdi en fazla bir iki telefon konuşması, basmakalıp aynı anda çok kişiye yollanan Whatsapp grup mesajları ve en nihayetinde çekilen bir iyi bayramlar videosunun sosyal medyada paylaşılarak bayram kutlamasına kadar vardırdık işi.

Yarın bayram, koronavirüs nedeniyle büyüklerle aynı sofraya oturmak mümkün olmayacak.

Ama bize kalan zamanda, bayram sofraları, hemen her zaman gidilebilecek, alt alta, üst üste plajlardan daha güzel olabilir mi diye düşünmek mümkün.

Zeki Bey ile Sabriye Hanım’ın torunlarından biri olarak, cevabını bildiğim bir soruyla kutluyorum bayramınızı...

Çav bella, çav bella...

Çav Bella, 1980’lerin ortasında Grup Yorum’un çıkardığı kasetle çalınıp söylenmeye başladı Türkiye’de.19. yüzyılda İtalya’da çeltik tarlalarında çalışan işçilerle söylenmiş bir marştı aslında.

Sonra 1943’te sözleri değiştirildi, İtalyan partizanların anti-faşist direnişinin marşı haline geldi ve tüm dünyaya yayıldı.
İzmir’de cami hoparlöründen Çav Bella marşını yayınlayanlar bunları bilmez, tahminen bir Netflix dizisinden öğrendiler bu marşı.
Bu olaydaki tek cahillik bu değil ama...

Kendi inancına ya da inançsızlığına saygı duyulmasını isteyenler, başkalarının inançlarına saygı duymayı bilmeliler.

Aksi takdirde Çav Bella’yı söyleyenlerden değil onlara karşı Çav Bella söylenen faşistler gibi davranmış olurlar.

Türkiye kazandı, biz değiliz ama dünya farkında

Rusya, Türkiye’nin duruma müdahale etmesinden sonra kaybetmeye başlayan Hafter’e destek için karadan havaya savunma füzeleri yolladı Libya’ya.

Füzelerden biri limandan kurulacağı üsse giderken yolda vuruldu.

Üç gün önce, altı tane savaş uçağı, üstelik en gelişmiş model olan Mig-29 uçaklarından yolladı Rusya Libya’ya.

Perşembe akşamı Türk Hava Kuvvetleri’ne ati nakliye uçakları içeriğini bilmediğimiz kargo taşıdılar yasal hükümete destek için.

Birleşik Arap Emirlikleri Sudan’dan “kasap” diye tanımlayabileceğimiz paralı askerler getirip Hafter’in emrine verdi.

Onlar da şu ana kadar bir varlık gösteremediler.

Son bilgiler bunlarla sınırlı değil aslında.

Rusya radarların tespit edemediği Türk silahlı insansız hava aracı SİHA’lar nedeniyle oldukça rahatsız.

Wagner grubunun ön saflardan çekildiği, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un da yeni bir ateşkes süreci için Çavuşoğlu’nu aradığı bilgisi konuşuluyor her yerde.

Avrupa medyası koronavirüs ve ekonomi haricinde sadece Libya haberleri veriyor.

Türkiye’den önce Libya’da soru, Hafter’in zaferini ne zaman ilan edeceğiydi, şimdi Hafter savaştan çekilir mi diye soruluyor.

Bu hem iyi hem de önümüzdeki dönemde Libya’da savaşan taraflar tekrar masaya otursun diye baskı göreceğimiz anlamına geliyor.

Sonuçta, Türkiye, tek başına, bir savaşın kaderini değiştirme gücünün olduğunu ve Moskova’nın Suriye’de yaptıklarıyla, Ankara’daki kredisini bitirdiğini herkese göstermiş oldu.

Hepimiz kazanabiliriz

Türkiye’de Süper Lig yeniden oynanır ve o tarihte restoranlar açılmış olursa, sosyal mesafeye uyulması imkânsız seyirci kalabalıkları toplanacak.

Bu işe para veren Digiturk’e, “Maçları şifresiz yayınlasana” demek hiç de ikna edici bir dil değil.

Bunun yerine “Maçları şifresiz yayınla ve karşılığında normalde yasak olan alt banları her maç belirli bir süre için sezon sonuna kadar gir” gibi bir ara formül üretmek mümkün olabilir.

RTÜK bu konuda bir çalışma yapıp, ikna edici bir yöntem bulabilir belki.

Evet, daha önce hiç olmamış ve ideal bir durum değil ama içinde bulunduğumuz durum da aynı şekilde.

Yani ya öyle ya da böyle durumunda değiliz, hepimiz kazanabiliriz.