Aslında Çok Kolay

26 Kasım 2020

Aradığım kitabı ararken kütüphanede gözüm Aslında Çok Kolay'a takıldı. İnsan kendi kitabını alıp da okumuyor nedense, ya da ben öyleyim, genelleme yapmayayım. Bu kez içimden geldi, aldım elime kitabımı. Gülümsedim önce, kitabı yazdığım zamanları hatırladım, çok değil aslında, üç sene öncesi. O günden bugüne neler değişti hayatımda. Annem öldü mesela. Annem yok artık. Babam şehir dışına yerleşti. Covid denilen bir virüs peydah oldu hayatlarımızda. Sarılmalar bitti, öpüşmeler yasaklandı. Cenazede bile herkes birbirinden uzak durdu. Öyle ya, bir de mezarlıkta olunca insan ölümü daha bir ensesinde hissediyor.

Aslında Çok Kolay belki de beni bu zamanlara hazırlamış. "Mutlu bir yaşam için 100 küçük adım" yazıyor kapakta. Mutluluğun bir reçetesi olur mu? Olmaz belki de. Olsa da yer yüzündeki insan sayısı kadar reçete var belki de. Ben bana iyi gelen bakış açılarını, egzersizleri, düşünceleri, deneyimleri anlatmıştım kitapta.

İnsanın annesini ebediyen uğurlaması çok olay bir şey değil, umudun bittiği yerde ayakta kalmak bir ön hazırlık istiyor. Aslında Çok Kolay benim uzun süreli hazırlık sürecimde okuduklarımdan, deneyimlerimden edindiklerim, derlediklerim, süzgeçten geçirdiklerim. Üç senede eklenenler çıkanlar oldu mu hayatıma? Oldu elbet ama temel aynı.

Bir kere güçlendi mi zihin - beden - ruh dengesi kasların geri daha kolay oluyor. Canım istemese de kalkıp dans ediyorum mesela şu anda da, iyi geliyor. Yas sürecimi doya doya yaşıyorum, o da iyi geliyor. Kabule geçmek eskisi gibi zul gelmiyor. Kalbimin dediğiyle dilimin söylediği daha bir örtüşüyor artık. Teşekkürler hayat sana...

Kitaba başlarken A.S. Neil'den bir paragraf ile başlamışım:

"Hayalin sınırı nerede başlayıp nerede biter, henüz bulamadım. Bir çocuk, bebeğine küçük, oyuncak bir tepside mama getirdiği zaman gerçekten o an için bebeğin canlı olduğuna inanır mı? Sallanan bir at gerçekten bir at mıdır? Bir erkek çocuk 'Eller yukarı!' diye bağırıp sonra ateş ettiğinde silahının gerçek bir silah olduğunu mu sanıyor? Ya da öyle mi hissediyor? bana öyle geliyor ki, çocuklar oyuncaklarının gerçek olduğunu düşülüyor, ancak duygusuz bir büyük işe karışıp da onlara fantezilerini anımsatınca apar topar yere ayak basıyorlar. Hiçbir sevecen anne baba çocuğun hayal dünyasını bozmamalıdır."

Hayallerimizin gerçeğimiz olduğu bir dünya dilerim her birimize...

Yazının devamı...

Karantinada tanışma

18 Mayıs 2020

Merhaba herkese...

Hem çok heyecanlı hem de çok mutluyum. İçimden öyle kuvvetli bir çocuk enerjisi fışkırıyor ki, sormayın gitsin. Yeni bir oyun alanının keşfine çıkmış bir çocuğun heyecanını pelerin yaptım kendime, yanınıza geldim. Pembe Nar ailesine katılmak büyük keyif. Bundan böyle sık sık birlikte olacağız.

Malum karantina günlerinde tanıştık sizinle. Evlerde olduğumuz zamanlar. Gerçi havalar ısındıkça pek de evlerde değil gibi birçoğumuz ama neyse JE normal elbette, doğamızın gerçeğinin çok üzerinde bir zamandır duruyoruz. Bedenler de ne yapacağını şaşırdı, zihinler de. Süreç ilk başladığında korktuk, kapandık evlere ama sonra giderek alıştık. İnsan her şeye alışıyor. Her süreç kendi içinde bir ritim ve rutin oluşturuyor. Ve her süreç kendi özüne uygun davranış modelleri geliştiriyor. Ve zaman içinde her şey değişiyor.

Her şey değişiyor, hep de değişti ama bir şey var ki o hiç değişmedi: İnsanın en temel ihtiyacı TEMAS.

Temasta olduğumuzda kendimizi güvende hissediyoruz, temasta olduğumuzda kendimizi destekleniyor hissediyoruz. Koskoca karanlık bir boşlukta olduğunuzu düşünün. Koskoca bir karanlıkta gözlerinizi açtığınızı… İlk ihtiyacınız ne olur? Bir yerlere tutunmak değil mi? Bir yerlere dokunmak? Dokunarak tanımlamak, hissetmek… Dokunarak çevrenizdeki sınırları belirlemek…

Sınırlar öyle söylendiği kadar kötü değil bana kalırsa. İnsanın kendisini güvende hissetmesi açısından oldukça önemli olduklarını düşünüyorum. O sınırların içine kendi hapsetmek, o sınırların içinde kendi yaratıcılığını bile bile öldürmekten ya da yok varsaymaktan bahsetmiyorum elbette.

Temas edebildiğimizde “ben varım” mesajı da veriyoruz aslında hem kendimize, hem başkalarına.

Karantina döneminde ne oldu? İlk evvela temas kesildi. Dokunamaz, sarılamaz olduk birbirimize. Ne yaptık peki? Sosyal medya üzerinden temasa geçmeye başladık… “Sosyal mesafe” yi açalım deseler de, biz sosyal mesafeyi yakınlaştırdık ki “fiziksel mesafe”nin aramıza soktuğu soğukluğu ortadan kaldıralım…

Yazının devamı...