Aradığım kitabı ararken kütüphanede gözüm Aslında Çok Kolay'a takıldı. İnsan kendi kitabını alıp da okumuyor nedense, ya da ben öyleyim, genelleme yapmayayım. Bu kez içimden geldi, aldım elime kitabımı. Gülümsedim önce, kitabı yazdığım zamanları hatırladım, çok değil aslında, üç sene öncesi. O günden bugüne neler değişti hayatımda. Annem öldü mesela. Annem yok artık. Babam şehir dışına yerleşti. Covid denilen bir virüs peydah oldu hayatlarımızda. Sarılmalar bitti, öpüşmeler yasaklandı. Cenazede bile herkes birbirinden uzak durdu. Öyle ya, bir de mezarlıkta olunca insan ölümü daha bir ensesinde hissediyor.

Aslında Çok Kolay belki de beni bu zamanlara hazırlamış. "Mutlu bir yaşam için 100 küçük adım" yazıyor kapakta. Mutluluğun bir reçetesi olur mu? Olmaz belki de. Olsa da yer yüzündeki insan sayısı kadar reçete var belki de. Ben bana iyi gelen bakış açılarını, egzersizleri, düşünceleri, deneyimleri anlatmıştım kitapta.

İnsanın annesini ebediyen uğurlaması çok olay bir şey değil, umudun bittiği yerde ayakta kalmak bir ön hazırlık istiyor. Aslında Çok Kolay benim uzun süreli hazırlık sürecimde okuduklarımdan, deneyimlerimden edindiklerim, derlediklerim, süzgeçten geçirdiklerim. Üç senede eklenenler çıkanlar oldu mu hayatıma? Oldu elbet ama temel aynı.

Bir kere güçlendi mi zihin - beden - ruh dengesi kasların geri daha kolay oluyor. Canım istemese de kalkıp dans ediyorum mesela şu anda da, iyi geliyor. Yas sürecimi doya doya yaşıyorum, o da iyi geliyor. Kabule geçmek eskisi gibi zul gelmiyor. Kalbimin dediğiyle dilimin söylediği daha bir örtüşüyor artık. Teşekkürler hayat sana...

Kitaba başlarken A.S. Neil'den bir paragraf ile başlamışım:

"Hayalin sınırı nerede başlayıp nerede biter, henüz bulamadım. Bir çocuk, bebeğine küçük, oyuncak bir tepside mama getirdiği zaman gerçekten o an için bebeğin canlı olduğuna inanır mı? Sallanan bir at gerçekten bir at mıdır? Bir erkek çocuk 'Eller yukarı!' diye bağırıp sonra ateş ettiğinde silahının gerçek bir silah olduğunu mu sanıyor? Ya da öyle mi hissediyor? bana öyle geliyor ki, çocuklar oyuncaklarının gerçek olduğunu düşülüyor, ancak duygusuz bir büyük işe karışıp da onlara fantezilerini anımsatınca apar topar yere ayak basıyorlar. Hiçbir sevecen anne baba çocuğun hayal dünyasını bozmamalıdır."

Hayallerimizin gerçeğimiz olduğu bir dünya dilerim her birimize...