Merhaba herkese...

Hem çok heyecanlı hem de çok mutluyum. İçimden öyle kuvvetli bir çocuk enerjisi fışkırıyor ki, sormayın gitsin. Yeni bir oyun alanının keşfine çıkmış bir çocuğun heyecanını pelerin yaptım kendime, yanınıza geldim. Pembe Nar ailesine katılmak büyük keyif. Bundan böyle sık sık birlikte olacağız.

Malum karantina günlerinde tanıştık sizinle. Evlerde olduğumuz zamanlar. Gerçi havalar ısındıkça pek de evlerde değil gibi birçoğumuz ama neyse JE normal elbette, doğamızın gerçeğinin çok üzerinde bir zamandır duruyoruz. Bedenler de ne yapacağını şaşırdı, zihinler de. Süreç ilk başladığında korktuk, kapandık evlere ama sonra giderek alıştık. İnsan her şeye alışıyor. Her süreç kendi içinde bir ritim ve rutin oluşturuyor. Ve her süreç kendi özüne uygun davranış modelleri geliştiriyor. Ve zaman içinde her şey değişiyor.

Her şey değişiyor, hep de değişti ama bir şey var ki o hiç değişmedi: İnsanın en temel ihtiyacı TEMAS.

Temasta olduğumuzda kendimizi güvende hissediyoruz, temasta olduğumuzda kendimizi destekleniyor hissediyoruz. Koskoca karanlık bir boşlukta olduğunuzu düşünün. Koskoca bir karanlıkta gözlerinizi açtığınızı… İlk ihtiyacınız ne olur? Bir yerlere tutunmak değil mi? Bir yerlere dokunmak? Dokunarak tanımlamak, hissetmek… Dokunarak çevrenizdeki sınırları belirlemek…

Sınırlar öyle söylendiği kadar kötü değil bana kalırsa. İnsanın kendisini güvende hissetmesi açısından oldukça önemli olduklarını düşünüyorum. O sınırların içine kendi hapsetmek, o sınırların içinde kendi yaratıcılığını bile bile öldürmekten ya da yok varsaymaktan bahsetmiyorum elbette.

Temas edebildiğimizde “ben varım” mesajı da veriyoruz aslında hem kendimize, hem başkalarına.

Karantina döneminde ne oldu? İlk evvela temas kesildi. Dokunamaz, sarılamaz olduk birbirimize. Ne yaptık peki? Sosyal medya üzerinden temasa geçmeye başladık… “Sosyal mesafe” yi açalım deseler de, biz sosyal mesafeyi yakınlaştırdık ki “fiziksel mesafe”nin aramıza soktuğu soğukluğu ortadan kaldıralım…

Beden ve ruh aslında öyle güzel dengeliyorlar ki hem kendilerini hem de birbirlerini. Ah, bir izin versek onlara! Bir izin versek bedene… Bir açsak kalbimizin kulaklarını bedene o aslında bize nefis hediyeler sunacak ama işte… Bizler binmişiz bir yanılgılar dünyası trenine gidiyoruz.

Neyse ki az biraz mola verdi tren.

Şimdi biraz kendimizi duyma, bedenimizin mucizevi gücünü keşfetme zamanı…

Ben karantina sürecine teşekkür ediyorum bana yaradılışımın mucizevi gücünü hatırlattığı için…

Dolapları yerleştirdik mesela… Neden? Aslında kök çakra kendisini dengelemeye çalışıyordu da ondan. Ekmek yapmaya başlamamız da ondan sebep… Neyse… Şimdi çakralar konusuna girmeyeyim… En iyisi çakraları bir seri olarak yazayım ben.

Öperim hepinizi

Sarılırım her birinize

Özlem Çetinkaya