Dış politikada “Yayılma Yılı”

29 Aralık 2020

Her sene sonu, Türk dış politikasının o yılki başlıca özelliğini tek kelimeyle ifade etmeye çalışırım. Örneğin, 2019 senesini dış ilişkilerde bir “Atak Yılı” olarak neticelen- dirmiştim. 2018 için “Atılım Yılı” demiştim. Daha önceki yıllar için de “Gerginlik Yılı”ndan “Yeni Yöneliş Yılı”na kadar, çeşitli başlıklar kullanmıştım.

Sona ermek üzere bulunan 2020 için “Yayılma Yılı” sıfatının uygun düşeceğini düşünüyorum. Bundan kastedilen de, biraz daha uzun bir ifadeyle, Türkiye’nin dış politikada bu yıl içinde faaliyet ve nüfuz alanını bölgesel ve küresel çapta genişletmesidir.

Konunun detaylarını girmeden önce, şunu belirtmek gerek: Dış politikadaki olaylar, daha pek çok şey gibi, durup dururken birdenbire gerçekleşmez. Sonuç olarak görünen bir gelişmenin mutlaka bir evveliyatı vardır. Bu bir zincirin halkaları gibidir. Dolayısıyla, 2020’nin özelliğini oluşturan “yayılma” olayı, daha önceki yıllarda oluşmaya başlayan bir zincirin artık belirgin hale gelen son halkasıdır. Nitekim yıl sonu yazılarımda o tek kelimelik sıfatlar (atılım, atak gibi) daha önceki yıllarda başlayan bir yönelimin ve gelişme sürecinin sonucudur.

***

2020 yılında Türk dış politikasının performansı, ortaya koyduğu hedefler, üstlendiği roller ve kazandığı etkinlik bağlamında, şöyle bir tablo sergiliyor:

- “Mavi Vatan” doktrini: 2020 yılının Türk dış politikası açısından en dikkati çeken olayı, “Mavi Vatan” diye adlandırılan hamledir. Türkiye bu yeni konseptiyle Doğu Akdeniz’de kendi egemenliği altında yetki alanları belirlemiş, yeni bir harita ortaya koymuştur.

Bunun sınırları Libya’ya kadar uzanırken, bir yandan da Ege’nin statüsü ve ayrıca Kıbrıs sorununun çözüm şekli de gündeme getirilmiştir. Ankara bu hamleyi gerçekleştirirken, egemenlik hakkı, uluslararası hukuk gibi tartışmaya yol açan argümanlar ortaya koymuş, bunları savunurken, “güç politikası”nı uygularken de diplomasi ve müzakere kapılarını açık tutmuştur.

- Yeni Etkinlik Alanı: Türk dış politikasının yıl içindeki girişim ve atılımları sonucunda, siyasi ve askeri etkinlik alanı Suriye’den Libya’ya, Somali’den Kafkasya’ya kadar geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Türkiye’nin Kuzey Suriye’deki ve Kuzey Irak’taki varlığı pekişmiş, Libya ile imzalanan anlaşmalara nüfuz alanı Kuzey Afrika’ya kadar uzanmış, Kıbrıs etrafında ve Ege’de girişilen sismik araştırmalarla bu bölgeler kontrol altına alınmış, Katar ve Somali gibi ülkelerle kurulan sıkı işbirliğiyle o bölgelerde de bir varlık kurulmuş, Dağlık Karabağ savaşında Azerbaycan’a sağlanan destekle elde edilen zafer sayesinde, Kafkasya’dan Orta Asya’ya ilerleme yolu açılmıştır.

Yazının devamı...

“Türkiye’yi cepte görmeyin”

22 Aralık 2020

Bundan 6 yıl önce İstanbul’daki bir düşünce kuruluşu, ABD’den gelen bir Kongre heyetine, Türk dış politikasındaki yeni eğilim ve yönelimler konusunda bir sunum yapmamı istemişti.

Heyet Temsilciler Meclisi’nin önemli üyelerinden ve Kongre’nin dış ilişkiler danışmanlarından oluşuyordu. O günlerde ABD’de tartışılan bir konu da kısaca “eksen kayması” diye nitelendirilen Türk dış politikasındaki yeni trend idi.

Bu konuda Batı’da yapılan spekülasyonlara Ankara “Eksen kayması yok” karşılığını veriyor, havayı yatıştırmaya çalışıyordu.

Aslında o zaman da Türk yetkililer, NATO üyeliğinin ve AB ile ortaklık vizyonunun, yani Batı ile sıkı iş birliğinin Türk dış politikasının “öncelikli, stratejik hedefi” olmaya devam ettiğini defalarca tekrarlıyordu.

Bununla beraber, Ankara, daha bağımsız bir yaklaşımla, “çok yönlü” politikalar geliştirmeye başlıyordu. Bunun makul gerekçeleri vardı: Soğuk savaştan sonra dünya konjonktürü değişmiş, yani şartlar oluşmuş, bu arada Türkiye de ekonomiden diplomasiye, birçok alanda yükselişe geçmişti. Yani artık “yeni bir Türkiye gerçeği” ortaya çıkıyordu. ABD ve bazı Batılı ülkeler, bu gerçeği görmediği gibi, aldıkları kararlarla Türkiye’yi hayal kırıklığına uğratıyordu.

Sebep mi, sonuç mu?

ABD Kongre heyetine yaptığım o konuşmada, Türk dış politikasındaki yeni eğilim ve yönelimlerin, Batı’da dile getirilen endişelerin sebebini değil, sonucunu oluşturduğunu belirtmiştim. Bu noktadan hareketle, konuşmamın sonunda, özellikle eskisi gibi baskılara başvurmaktan sakınmaları gerektiğini belirtmiş ve “Türkiye’yi cepte görmeyin” veya “Torbada keklik sanmayın” deyiminin İngilizcesi olan “Don’t take Turkey for granted” cümlesini kullanmıştım. Gerçekten bu cümle onları etkilemiş görünüyordu.

Şimdi bunları anlatmamın nedeni, halen de benzer bir durumla karşı karşıya olmamızdır.

Yazının devamı...

Gerçeğin iki yüzü

15 Aralık 2020

AB zirvesinden Türkiye’ye karşı yaptırımlar konusunda çıkan kararın ülkemizde nispi bir rahatlama ve memnunluk yaratmasının, ilk bakışta çelişkili de görünse, iki nedeni var: Birincisi, bu toplantıda, korkulduğu gibi, derhal yaptırım uygulanmasına ilişkin bir mutabakat sağlanamaması ve bunun gelecek mart ayına bırakılması. İkincisi de, Zirve’de Yunanistan ve Fransa’nın başını çektiği birkaç ülkenin yaptırım taleplerinin kabul görmemesi, yani bu ülkelerin yenilgiye uğraması.

Nitekim Yunan muhalefeti ve basını da bu sonucun Atina için tam bir fiyasko olduğunu açıkça itiraf ediyor. Türk yetkilileri ve medyası da Zirve’nin sonucunun daha çok bu yönü üzerinde durdu.

Kuşkusuz bu tespit doğrudur. Ama bu, gerçeğin bir yüzünü yansıtıyor. Bir de öbür yüzüne bakmak gerek. AB ambargo yoluyla Türkiye’yi baskı altında tutmaktan vazgeçmiş değil. Konu gündemde kalıyor. Hatta AB, 20 Ocak’tan sonra ABD’deki Biden yönetimiyle bu alanda koordine bir çalışma yürütmek kararında.

Gerçi Merkel’in Almanya’sının başını çektiği AB üyeleri, jeostratejik ve ekonomik çıkarlar nedeniyle, Türkiye’yi uzaklaştırmak veya kaybetmek istemiyor. Onların gayretiyle, son toplantıda ambargo kararı çıkardı. Fakat konu kapanmış değil. Açıkçası, AB Türkiye’nin Doğu Akdeniz politikasını değiştirmesini şart koşmaya devam ediyor. Yani konu Demokles’in kılıcı gibi ortada duruyor. Gerçeğin bu yüzünü de görüp ona göre bir strateji kurmak gerek.

***

İlginç rastlantı: AB’de 27 ülkenin liderleri ambargo tasarısını görüşürken, ABD Senatosu da, Temsilciler Meclisi’nden geçen ve Türkiye için yaptırım öngören “çok unsurlu” (torba)  yasa teklifini onaylıyordu.

Aradaki başlıca fark, AB’den kesin karar çıkmamasına muhalif, ABD Kongresi’nin bu tasarıyı karara bağlaması. Bir de içerikte fark var: AB ambargosunun gerekçesi, Ankara’nın Doğu Akdeniz’deki faaliyeti, ABD Kongresi’nin gerekçesi ise Türkiye’nin Rusya’dan S-400’ler alıp servise koymaya hazırlanması... İkisinde de amaç, Türkiye’yi baskı altında tutarak izlediği politikalardan vazgeçirmek.

AB kesin kararını mart ayına bıraktığı için bir rahatlama oldu. Bu da çelişkili görünebilir ama ABD’den gelen yaptırım haberi Türkiye’de fazla telaş uyandırmadı, çünkü bu kararın uygulamaya konması, Başkan’ın davranışına bağlı. Başkan isterse yasada yer alan en ağır “cezaları” uygular, isterse en hafif olanları. 20 Ocak’a kadar, Beyaz Saray’da kalacak olan Başkan Trump’ın bir aylık süre içinde (veto denemesinden sonra) seçeceği yaptırımların “light” (hafif) yani, sembolik cinsten olacağı söyleniyor.

Yazının devamı...

Biz ne diyoruz? Onlar ne diyor?

11 Aralık 2020

Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinde son zamanların en kritik günleri geldi çattı.

AB cephesinde, 27 üye ülke liderlerinin dün Brüksel’de başlayan iki günlük zirve toplantısında, Türkiye’ye karşı yaptırım kararının alınması söz konusu. Bu satırları yazarken karar çıkmış değil, ancak sınırlı veya kademeli de olsa, yaptırım uygulama niyeti apaçık belli.

ABD cephesinde, Türkiye’ye karşı yaptırım hareketi Kongre’den geliyor. Bu girişim hafta başında Temsilciler Meclisi’nde üçte iki çoğunlukla desteklendi. Haftaya Senato’nun aynı kararı onaylaması bekleniyor.

Türkiye’nin eş zamanlı olarak Batılı dost veya müttefikleri tarafından bu şekilde “cezalandırılması” çok düşündürücü ve kaygı vericidir. Yaptırımların pratikte bir kıymeti harbiyesi olmadığı söylense de, Ankara’nın ABD ve AB ile ilişkilerinde belirleyici bir etki yapacağı kuşkusuz.

Olayın etkilerini kararların kesinleşmesinden sonra önümüzdeki günlerde irdelemek üzere, bu yazımızda, ilişkileri bu kritik noktaya getiren uyuşmazlıklara bir bakalım. Diğer bir deyişle, bizim temel görüş ve pozisyonumuz nedir, onlarınki nedir?

Türkiye’nin son zamanlarda izlediği dış politikadaki bazı değişikliklere rağmen temel duruşu aynı kalmıştır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve diğer liderlerin son açıklamalarından belirttikleri gibi, Türkiye Batı dünyası ile bağlarına stratejik bir öncelik vermektedir. Daha önce olduğu gibi şimdi de Türkiye için NATO üyeliği, ABD ile iş birliği, AB ile ortaklık büyük önem taşımaktadır. Yani Batı’ya sırt çevirmek söz konusu değildir.

Ancak Ankara son zamanlarda daha bağımsız çok yönlü bir politikaya yönelmiştir.

Yazının devamı...

Neden karşı çıkıyorlar?

4 Aralık 2020

Son zamanlarda Batılı ülkelerden Türkiye’ye karşı yapılan suçlama ve eleştiri konularından biri de, Ankara’nın Dağlık Karabağ savaşı sırasındaki tutumuyla ilgili.

Türkiye’nin bu ihtilafta Azerbaycan’a aktif destek sağlamasını gerekçe gösteren bazı AB ülkeleri, bu nedenle Ankara’nın yaptırımlarla cezalandırılmasını istiyorlar. Aynı gerekçeyle, ABD Dışişleri Bakanı Pompeo önceki gün NATO zirvesinde Türkiye’ye karışı beklenmedik, ağır suçlamalar yöneltti.

Dost ve müttefikler arasında Türkiye karşıtı böyle bir havanın esmesi çok düşündürücüdür. Hele suçlamalara konu olan meselelerden birinin Türkiye’nin Azerbaycan’a desteği olmasına bir anlam vermek oldukça zordur.

Batı’nın gözünde Türkiye’nin Dağlık Karabağ krizinde Azerbaycan’dan yana bir tavır alması neden bir kabahat oluyor. İlk bakışta bunu anlamak gerçekten zor.

Ama bir bakıma karşı tarafın bu konudaki düşüncelerinin ve kaygılarının ne olduğunu öğrenmekte ve ona göre bunun objektif bir değerlendirmesini yapmakta yarar vardır.

***

Önce olanlarla ilgili şu tespitleri yapalım:

- Evet, Türkiye Azeri-Ermeni ihtilafında Bakü’den yana bir tavır ortaya koymuş, Karabağ’daki çatışmalar öncesinde ve sırasında ona askeri destek sağlamıştır. Bu tutumun Batı’ya ters düşen veya hukuka aykırı sayılacak bir yanı yoktur. Kaldı ki, Bakü bu askeri harekâtı BM’nin de Azeri toprağı saydığı o bölgeyi Ermeni işgalinden kurtarmak için yapmıştır.

Yazının devamı...