Toplanırlarsa ne konuşacaklar?

12 Şubat 2021

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ayrıca Yunan Başbakanı Miçotakis ile Kıbrıs Rum Lideri Anastasiadis’in son açıklamalarından sonra, Mart ayı için planlanan Kıbrıs toplantısının gerçekleşip gerçekleşmeyeceği büyük bir soru işareti...

BM Genel Sekreteri Guterres’in önerdiği bu “beşli gayri resmi toplantı” yapılabilecekse dahi, Türkiye, KKTC, İngiltere, Yunanistan ve Güney Kıbrıs temsilcilerinin, neleri konuşup konuşmayacakları belli değil.

Diğer bir deyişle, taraflar arasında, daha masaya oturmadan, gündem ve usul ile ilgili o kadar büyük bir anlaşmazlık ortaya çıktı ki, bu gayri resmi beşli toplantının gerçekleşebileceği dahi şüpheli...

Bu şartlar altında BM Genel Sekreterinin her şeyden önce iki tarafın da kabul edeceği bir gündem üzerinde uzlaştırıcı bir formül bulması gerek.

Bu da imkânsız denecek kadar zor bir misyon olarak gözüküyor. Zira iki tarafın, esas müzakere sürecinde, nelerin konuşulup konuşulmayacağı konusundaki görüşleri taban tabana zıt...

Her kafadan bir ses...

Aslında BM Genel Sekreteri, Kıbrıs için yeni müzakere süreci önerisini ortaya koyduğunda, gündem ve usul ile ilgili esnek, ama muğlak  bir tutum sergilemişti. BM çevreleri “gayri resmi” beşli konferansta her konu ve görüşün masaya yatırılması, bu arada eski parametrelerin de geçerli sayılması gerektiğini söylüyorlardı. Ancak, özellikle KKTC’de iktidar değişikliğinden sonra Türk pozisyonu müzakere zemini olarak “federal” değil, “iki devlet” çözümünün esas alınması şartını öne sürdü. Bunun üzerine, gündem ve usul hakkında her taraftan farklı sesler yükselmeye başladı.

BM Güvenlik Konseyinde Kıbrıs Barış Gücünün görev süresinin uzatılması ile ilgili yapılan son görüşmeler sırasında, çoğu üye ülkenin, eski  parametrelerin esas alınması lehinde bir tutum sergilediği görüldü.

Yazının devamı...

Dış ilişkilerde ince ayar...

9 Şubat 2021

Son günlerde Türkiye’de sıkça tartışılan dış politika konularından biri de, Çin’in Sincan özerk bölgesinde yaşayan Uygur Türklerinin durumuyla ilgilidir.

Halk arasında Doğu Türkistan diye de bilinen Sincan’daki Uygurların Çin yönetimi tarafından tabi tutuldukları politika ve bu arada bu bölgedeki milliyetçi, İslamcı kesimin hedef olduğu ağır baskılar Türkiye’de de hassasiyetle izlenmektedir.

Aslında bu mesele son zamanlarda özellikle ABD’nin Batı’da yankı bulan birtakım çıkışlarıyla uluslararası platforma taşınmıştır. Washington’un bu meseleye bu kadar ilgi göstermesi rakip olarak gördüğü Çin’e karşı politikasının son bir hamlesi olarak gözüküyor.

Ancak Türkiye’de, kamuoyundaki hassasiyet, Uygur Türkleriyle ortak tarihi, etnik, dinsel, kültürel nedenlere dayanıyor. Dolayısıyla, Sincan’da olup bitenlerin, oradaki soydaşların yaşadığı sıkıntıların Türkiye’de endişeyle izlenmesi doğaldır.

Nitekim, son günlerde Türkiye’de kamuoyundan ve özellikle milliyetçi-muhafazakâr kesimlerden Ankara’nın bu meselede daha aktif bir rol oynaması, hatta Çin yönetimine karşı daha net ve sert bir tutum alması yönünde sesler yükseltilmiştir.

Bu eğilim hükümet tarafından not edilmekle beraber, resmi politika, bunu bir Türkiye-Çin problemi haline getirmemek ve mevcut olan iyi ilişkileri bozmamaya özen göstermek yönündedir.

Türk diplomasisini yürüten bir yetkilinin deyimiyle, Ankara Uygur Türkleriyle ilgili hassasiyetini ve de tavsiyelerini her fırsatta Çinli muhataplarına duyurmaktan çekinmiyor, ama bunu sakin diplomasi yoluyla, ilişkilerine zarar vermeyecek tarzda yapmayı tercih ediyor.

Aslında, bu akılcı ve pragmatik bir davranıştır. Açıkçası, daha agresif davranarak “Çin’i yola getirme” çabasının meselenin halline katkısı olacağı şüpheli olduğu gibi, Türkiye-Çin ilişkilerini de bozacağı açıktır. Dolayısıyla, bu meselede Türkiye’nin politikasında böyle bir “ince ayar” yapılmasında yarar vardır.

Yazının devamı...

Sabah akşam Amerika...

12 Ocak 2021

ABD Kongresi’nin baskına uğradığı 6 Ocak’tan beri hep Amerika ile kalkıyor, Amerika ile yatıyoruz.

Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi, bizde de bu dramatik olayın ışığında, ABD’deki gelişmeler, sabah akşam, bütün detaylarıyla konuşuluyor.

Bir kalkışma olarak algılanan bu beklenmedik hadiseye yol açan koşullar, Başkan Trump’ın kışkırtmalarının rolü, saldırganların kimliği ve amaçları, bu teşebbüsün ABD’nin imajına etkileri enine boyuna değerlendiriliyor.

Daha bitmedi: Konu aynı hararetle gündemde. Yeni Başkan Joe Biden’ın iş başına geçeceği 20 Ocak’a kadar daha çok şey bekleniyor. Özellikle Trump’ın siyasi akıbeti, azledilmesi olasılığı devam eden ilginin odak noktası.

Bazıları bu ilgiyi aşırı buluyor; “Bunlardan bize ne?” diye kızanlar dahi var.

İlk bakışta, dıştaki olayların yüzeysel şekilde izlendiği bir ortamda, ABD’deki seçimlere ve seçim sonrası gelişmelere bu kadar odaklanmış olmak şaşırtıcı gelebilir. Amerika olunca, iş başka oluyor sanki. Bunun nedeni de incelenmeye değer.

Kongre baskınının olağanüstü ilgi görmesi doğal. Bu saldırının ABD gibi “demokrasi havarisi” rolündeki bir ülkede gerçekleşmesi çok önemli ve anlamlı. Yani darbelere alışık ülkelerden çok farklı. Kaldı ki ABD dünyanın bir numaralı süper devleti: Oradaki olayların etkisi küresel çapta her yerde hissedilir. Bu yüzden Washington’da olup bitenlerin iyi izlenmesi gerek.

Bunun dışında, ABD’ye özgü nedenler de var: En önemlisi, ABD’nin

Yazının devamı...

Farklı bir ABD

8 Ocak 2021

6 Ocak 2021 ABD tarihine bir “kara gün” olarak geçecek.

O gün, ABD’nin demokrasi beşiği ünlü Kongre binası binlerce göstericinin saldırısına uğradı.

Demokrasi ve özgürlük sorunu yaşayan ülkelerde meclisin zaman zaman protestocular tarafından basıldığı görülmüştür. Washington’da Kongre’ye karşı böyle bir eylemin ilk kez gerçekleşmiş olması, saldırganların güvenlik hattını aşıp kapıları, camları kırarak toplantı salonunu işgal etmesi, gerçekten ABD için çok trajik bir olay.

Olayın en anlamlı yanı ise, bunun ülkenin çok köklü bir değişikliğe sahne olması, diğer bir deyişle, artık “başka bir ABD” realitesinin ortaya çıkmasıdır.

Aslında bir süreden beri Amerika Birleşik Devletleri’nin eskisinden farklı bir yola girmekte olduğu görülüyordu. Özellikle Donald Trump’ın başkanlığında ülkede ve Washington’un politikalarında çok şey değişmiştir. Geçen yılın sonlarında “seçim sathı mailine” giren ABD’de Trump’ın davranışı bu değişiklik akımına hız kattı.

Kongre’nin basılması olayını bu çerçevede değerlendirmek gerek. Pek çok analistin Trump’ı sorumlu görmesi, bunu Amerika’nın siyasi hayatında bir milat olarak nitelendirmesi boşuna değil.

TRUMP TRAVMASI

Kongre’ye saldırı noktasına nasıl gelindiği belli: Seçimleri kaybettiğini bir türlü kabul etmeyen ve yeni Başkan seçilen Biden’ın yolunu kesmek için elinden geleni yapan Trump’ın son günlerde yaptığı provokatif konuşmalar, Cumhuriyetçi taraftarlarını galeyana getirmiş, birtakım fanatik destekçilerini böyle bir eyleme sevk etmiştir. Başkan’ın tutumu, saldırının güvenlik güçleri tarafından durdurulmasına da imkân verememiş, sonuçta Kongre’nin işgal edilmesi gibi çok utanç verici bir tablo gözlerin önüne serilmiştir.

Yazının devamı...

Yeni yılda yeni dış açılım

5 Ocak 2021

Türkiye yeni yıla ilişkilerde geniş kapsamlı bir açılım hazırlığı içinde girdi.

Ankara son zamanlarda yaptığı değerlendirmelerde, aralarında müttefiklerinin de bulunduğu birçok ülkeyle münasebetlerinin kötüye gittiği ve ortaya çıkan sorunların ciddi gerginliklere yol açtığı noktasından hareket ederek, ilişkilerin düzeltilmesi için, artık yeni bir girişime ihtiyaç olduğuna karar vermiştir.

Bu konuyla ilgili eylem planı, yeni yılın ilk günlerinden itibaren hayata geçirilecek. Türk diplomasisi, bir yandan Batılı müttefikleri nezdinde atağa kalkarken, diğer yandan yakın bölgesinden de birtakım açılımlarda bulunmayı planlıyor.

Ankara’nın bu dış politika hamlesinin önümüzdeki günlerde ve haftalarda nasıl gelişeceğini şimdiden kestirmek zor, ancak böyle yeni bir çabaya başvurulması dahi önem taşıyor.

Batı cephesinde

Yeni açılımın ilk adresi, ABD’yi ve AB’yi kapsayan “Batı cephesi”dir.

Ankara, 20 Ocak’ta iş başına gelecek olan Biden yönetimiyle yapıcı bir müzakere sürecine hazırlanıyor. Amaç, son zamanlarda ilişkilerde büyük sıkıntı yaratan bir dizi ikili soruna çözüm bulmak, resmi ağızların deyişiyle iki ülke arasındaki münasebetlerde “yeni bir sayfa” açmaktır. Bu bağlamda uyuşmazlık konuları üzerinde müzakere süreçleri başlayacak, örneğin S-400’ler meselesinin ortak bir komisyonda görüşülmesi sağlanacak.

AB ile ilişkilerde de “

Yazının devamı...