BIDEN İLE NE DEĞİŞECEK?

10 Kasım 2020

ABD’de sancılı geçen Başkanlık seçimlerinden Demokrat aday Joe Biden’ın galip çıkmasından sonra, şimdi yeni dönemde Washington’un iç ve dış politikasında ne gibi değişiklikler olacağı konuşuluyor.

Gerçi bu tartışmalar da Biden’ın rakibi Cumhuriyetçi aday Donald Trump’ın seçimlere hile karıştığı iddialarının yargıya taşınmasının gölgesinde yapılıyor. Ama yaygın kanaat Trump’ın bu çabalarının boşa çıkacağı ve Biden’ın Beyaz Saray’daki koltuğa 20 Ocak’ta oturacağı yönünde.

Dolayısıyla, ”Biden ile ne değişecek?” sorusu şimdiden karşımıza çıkıyor.

Konuyu ABD’nin içi politikası, dış politikası ve Türk-Amerikan ilişkileri olmak üzere üç ayrı alanda ele alabiliriz. Ancak daha baştan şu önemli noktayı belirtmek gerek: Seçim sonucu Beyaz Saray’da bir iktidar değişikliği anlamına geliyor. Bunun parti bazında bir politik değişikliğe yol açması doğaldır. Ancak bu olayda esas değişiklik Trump’ın kişiliğinden kaynaklanıyor. Gerçekten Trump başkanlığı sırasında karakterinden kaynaklanan otoriter, kibirli, agresif, inatçı tutumuyla farklı bir liderlik örneği vermiştir. İç ve dış politikada bunun yansımaları da olumsuz olmuştur.

İşte Biden ile temelde beklenen en önemli değişiklik, Trumpizm diye tanımlanan bu yaklaşım ve üslubun son bulmasıdır. Yani artık ABD’nin geleneksel politika çizgisine dönmesi bekleniyor. Buna bir normalleşme veya restorasyon dönemi diyenler de var.

İÇ POLİTİKADA

Trump döneminin sonunda, bölünmüş, kutuplaşmış bir Amerikan toplumu var. Dolayısıyla, Biden’ın ilk işi, Amerika’yı yeniden birleştirmek olacak. Zor bir iş. Hele Trump kavgasını sürdürmekten vazgeçmezse...

Biden’ı içte bekleyen ivedi bir sürü sorun var: Korona salgını, sağlık alt yapısı, ekonomik sıkıntılar, sosyal çalkantılar, ırkçı hareketler, vesaire...

Yazının devamı...

ABD’de demokrasi sınavı

6 Kasım 2020

ABD’de hiçbir seçim bu kadar çekişmeli, tartışmalı, gergin, sonucu belirsiz ve tehlikelerle dolu bir manzara sergilememişti.

Bu kez sorun sadece iki Başkan adayından, yani Cumhuriyetçi Donald Trump ile Demokrat Joe Biden’dan hangisinin sandıktan galip çıkacağı üzerindeki belirsizlik değil, aynı zamanda ABD’nin toplumsal bölünmüşlüğünün ve siyasal sistemindeki tıkanışın endişe verici bir hal almasıdır.

Seçimlerden iki gün sonra, bu satırları yazdığımız saatlerde dahi, kesin ve resmi sonuçların ilan edilmemiş olması, bazı eyaletlerdeki oy sayımının durdurulması için mahkemeye başvurulması bir kaos ortamı yaratmıştır. Yapılan itirazlar ve yargıya başvurular nedeniyle bu belirsizliğin ve karmaşanın önümüzdeki günlerde de devam etmesi söz konusu.

Bu arada bu tartışmaların ve gerginlikleri sokaklara taşınması ve rakip gruplar arasında çatışmaların çıkması ciddi kaygılar yaratıyor. Büyük kentlerde şiddete ve yağmacılığa karşı güvenlik güçleri devreye sokuluyor.

Artık konu kimin Beyaz Saray’daki koltuğa oturacağından çok, ABD’nin siyasal sisteminin ve demokrasisinin bu olaylardan nasıl etkileneceğidir.

Evet, bu seçimlerin ortaya koyduğu tablo, “ABD’de sosyo-politik düzene ve özellikle gururla sözü edilen Amerikan demokrasisine ne oldu?” sorusunu gündeme getirmiş bulunuyor.

ABD’de etkin düşünce kuruluşları, akademik çevreler ve basın işte şimdi bu soruların yanıtını arıyor.

“New York Times”ta yayımlanan bir yazıda, seçimden sonraki kaotik durumun, Amerikan demokrasisi için bir yüz karası olduğu belirtiliyor ve “antika olmuş” Amerikan sisteminin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Washington’daki “Dış İlişkiler Konseyi”nin düzenlediği bir konferansta konuşan akademisyenler, Amerikan demokrasisinin son olaydan ciddi bir yara aldığını öne sürerek, sistemde köklü bazı reformlarla önerdiler. Bu arada bir konuşmacı,

Yazının devamı...

Güç gerçeği

30 Ekim 2020

Dağlık Karabağ’da bir ayını tamamlayan savaştan, şimdiden çıkarılabilecek sonuçlardan biri, tek cümleyle şöyle ifade edilebilir: Güçlü olan kazanır.

Cephede Azerbaycan üstün askeri gücünü göstererek, 26 yıl önce Ermenistan’a kaptırdığı toprakları geniş bir kısmını “azad” etmeyi başardı. Defalarca ilan edilip bozulan ateşkese rağmen devam etmekte olan çatışmalarda Azeri ordusunun bu başarıları, Ermeni işgaline fiilen son vermek üzere.

Eğer Azerbaycan Ermenistan’ın Dağlık Karabağ’daki işgale bizzat son vermesini bekleseydi daha uzun yıllar boşuna geçmiş olacaktı. Tıpkı son çeyrek yüzyılda olduğu gibi.

Bu kemikleşmiş mesele, yıllar boyunca bir türlü halledilemedi, Birleşmiş Milletler’in kararları ve AGİT Minsk Grubu’nun çabaları da işgalin sona ermesini sağlayamadı. Tabii bu arada Azerbaycan’ın da sabrı tükenmeye başladı. Bakü, boş durmadı. Bu işin eninde sonunda “sahada” halledileceğini düşünerek askeri gücünü artırdı. Azeri ordusu, Ankara’nın aktif desteğiyle en modern silahlarla donatılmış olarak, savaşa hazırlandı.

Bir ay içinde cephede elde edilen kazanımlarla Dağlık Karabağ’da yeni bir “fiili durum” ortaya çıkıyor. Bu artık görmezden gelinecek bir durum değil, bundan sonraki sürecin temelini oluşturacak bir gerçek.

Yeni süreç kuşkusuz siyasi çözüm için müzakere masasına oturmayı amaçlayacak. Savaşın mutlaka barışla sonuçlanması gerekir.

Bu, sahadaki yeni gerçeğin ışığında, ne kadar kısa zamanda gerçekleşirse, herkes için o kadar iyi olacaktır.

Yazının devamı...

Trump veya Biden, ne fark edecek?

27 Ekim 2020

Haftaya bugün ABD’de yapılacak seçimlerden iki başkan adayından Cumhuriyetçi Donald Trump’ın mı, yoksa Demokrat Joe Biden’ın mı galip çıkacağı büyük merak konusu...

Sadece Amerika’da değil, Türkiye dâhil dünyanın pek çok yerinde şimdiden bu soru akılları kurcalıyor: Trump veya Biden, ne fark edecek? Özellikle ABD dış politikasında bir değişiklik beklenebilir mi?

Geçmişte de ABD’deki Başkanlık seçimleri için bu soru çok sorulmuş, ancak genel olarak “Kim seçilirse seçilsin, pek fark etmez” yanıtıyla Amerika’daki kurulu düzenin çoğu kez ağır bastığı öne sürülmüştür.

Trump-Biden yarışının sonucu için de aynı değerlendirme yapılabilir mi? ABD’deki kurulu düzenin, Beyaz Saray’a kim gelirse gelsin, etkinliğini sürdüreceği doğrudur, ancak bu kez ortada farklı bir durum vardır. Trump, 5 yıllık başkanlığında ABD’nin iç ve dış politikasında radikal değişiklikler yapmıştır. Bu kez seçim sonucu, bu rota değişikliğinin devam mı edeceğini, yoksa ondan önceki dönemlerde izlenen politikaların yeniden tersine mi gidileceğini belirleyecektir.

Trumpizm dönemi

Trump’ın gerek kişiliğiyle ilgili özellikleri, gerekse kendine göre bir doktrine dönüştürmeye çalıştığı görüşler son döneme damgasını vurmuştu. Mizacıyla ilgili özellikleri saymakla bitmez: Bencil, otoriter, kendini beğenmiş, karşısındakileri küçümseme, saldırgan, para müptelası, cesur ve kararlı... Dış ilişkilerdeki davranış tarzında bu özelliklerin izlerini görmek mümkün.

Trump’ın dış politikadaki kararları ve uygulamaları, uluslararası platformda da etkisi hissedilen birtakım köklü değişikliklere yol açmıştır. Örneğin ABD’nin daha önce imzaladığı birçok anlaşmayı tek yanlı olarak iptal etmiştir. İran’la nükleer anlaşma, İklim Değişikliği Anlaşması bunların başında geliyor. Trump ayrıca bazı uluslararası örgütlerden de çekilmiş, onlara mali desteğini kesmiştir. Tabii onun en çok tepki yaratan bir olayı da Çin ile giriştiği ticaret savaşıdır. Diğer riskli bir davranışı da Kuzey Kore ile bir çatışmanın eşiğine gelmiş olmasıdır.

Bu listeyi daha uzatmadan

Yazının devamı...

KKTC’de yeni dönem

20 Ekim 2020

KKTC’deki seçimler sonucunda, Cumhurbaşkan-lığı koltuğunun son 5 yıl bu görevde bulunan Mustafa Akıncı’dan onun rakibi Başbakan Ersin Tatar’a geçmesiyle, adadaki Türk toplumu için yeni bir dönem başlıyor.

Bu olayın önemi, sadece kişi bazında bir iktidar değişikliğinin gerçekleşmiş olmasından ibaret değil. Esas önemli olan, Akıncı ile Tatar’ın savunduğu temel görüş ve politikalardan birinin sandıktan çıkan sonuca göre (az oy farkıylada olsa) tercih edilmiş olmasıdır.

Bunun pratikteki anlamı şudur: Cumhurbaşkanlığı koltuğundaki bu değişiklik, Kıbrıs politikasında da farklılık getirecektir. Bunu “iç” siyasi ve ekonomik alanda olduğu kadar, “dış” politikada da göreceğiz.

Dış politikadan kastedilen, Kıbrıs sorunun çözümüne yönelik çabalar, KKTC’nin Ankara ile kenetlenerek, Doğu Akdeniz’de izleyeceği yoldur.

Bu yeni stratejinin bir süreden beri Ankara’da ve Lefkoşa’nın Türk kesiminde hazırlanmakta olduğu biliniyor. Son zamanlarda Ersin Tatar’ın demeçleri de belirlenmiş olan yeni stratejik hedeflere ışık tutmuştur.

Tatar’ın seçildikten sonraki konuşmalarında verdiği mesajlar bu yeni dönemin start işaretini niteliğini taşıyor.

***

Yarım yüzyıla yakın bir zamandan beri süregelen müzakerelerde, çözüm yönünde bir sonuca varılamamasının Türk tarafında yarattığı bıkkınlık bu seçimlerde belirleyici bir rol oynamış, Ankara’nın da etkisiyle Tatar’ın savunduğu tutuma desteği artırmıştır.

Yazının devamı...

Askeri çözüm mü, siyasi çözüm mü?

16 Ekim 2020

Öteden beri uluslararası anlaşmazlıklarla ilgili şu sözü duyarız: “Bu meselenin askeri çözümü yok. Mutlaka siyasi çözüm gerek”...

Bunu söyleyenler genelde dünya meseleleriyle yakından veya uzaktan ilgilenen liderler, diplomatlar, akademisyenler, yazarlar, vesaire...

Teorik olarak tavsiyeleri yerindedir. Evet, uluslararası uyuşmazlıklar, savaşla değil, müzakereyle halledilmelidir. Askeri seçenek, sahada fiili durumu değiştirebilir, oldubittiler de yaratabilir ama bu her zaman anlaşmayı ve barışı getirmeye yetmez. Kalıcı çözüm ve barış için müzakere ve uzlaşı şarttır. Sahada bazı kazanımlar sağlansa dahi, işi sonuca bağlamak için mutlaka masaya ihtiyaç vardır.

Pratikte çoğu zaman uluslararası ihtilaflarda askeri opsiyona başvurulduğu, siyasi çözüm arayışının da pek sonuç vermediği ve sorunların da donmuş olarak kaldığı görülüyor.

Dünya gündemi Keşmir’den Afganistan’a, Filistin’den Kıbrıs’a, Yemen’den Suriye’ye kadar, bu tür kemikleşmiş sorunlarla doludur.

Çoğu kez bu sorunların sadece askeri yoldan çözümlenemeyeceği anlaşılıyor. BM’nin ve dış güçlerin çabalarıyla sağlanan ateşkes çoğu kez kırılgan bir çatışmasızlık durumu yaratıyor.

Tabii sahada başlayan mücadelenin masada bir anlaşmayla sonuçlandığı da oluyor. Az görülen bu tür “mutlu son” örnekleri arasında Vietnam’ı ve daha yakın geçmişte Bosna’yı saymak mümkün.

***

Yazının devamı...