“Türkiye’yi cepte görmeyin”

Bundan 6 yıl önce İstanbul’daki bir düşünce kuruluşu, ABD’den gelen bir Kongre heyetine, Türk dış politikasındaki yeni eğilim ve yönelimler konusunda bir sunum yapmamı istemişti.

Heyet Temsilciler Meclisi’nin önemli üyelerinden ve Kongre’nin dış ilişkiler danışmanlarından oluşuyordu. O günlerde ABD’de tartışılan bir konu da kısaca “eksen kayması” diye nitelendirilen Türk dış politikasındaki yeni trend idi.

Bu konuda Batı’da yapılan spekülasyonlara Ankara “Eksen kayması yok” karşılığını veriyor, havayı yatıştırmaya çalışıyordu.

Aslında o zaman da Türk yetkililer, NATO üyeliğinin ve AB ile ortaklık vizyonunun, yani Batı ile sıkı iş birliğinin Türk dış politikasının “öncelikli, stratejik hedefi” olmaya devam ettiğini defalarca tekrarlıyordu.

Bununla beraber, Ankara, daha bağımsız bir yaklaşımla, “çok yönlü” politikalar geliştirmeye başlıyordu. Bunun makul gerekçeleri vardı: Soğuk savaştan sonra dünya konjonktürü değişmiş, yani şartlar oluşmuş, bu arada Türkiye de ekonomiden diplomasiye, birçok alanda yükselişe geçmişti. Yani artık “yeni bir Türkiye gerçeği” ortaya çıkıyordu. ABD ve bazı Batılı ülkeler, bu gerçeği görmediği gibi, aldıkları kararlarla Türkiye’yi hayal kırıklığına uğratıyordu.

Sebep mi, sonuç mu?

ABD Kongre heyetine yaptığım o konuşmada, Türk dış politikasındaki yeni eğilim ve yönelimlerin, Batı’da dile getirilen endişelerin sebebini değil, sonucunu oluşturduğunu belirtmiştim. Bu noktadan hareketle, konuşmamın sonunda, özellikle eskisi gibi baskılara başvurmaktan sakınmaları gerektiğini belirtmiş ve “Türkiye’yi cepte görmeyin” veya “Torbada keklik sanmayın” deyiminin İngilizcesi olan “Don’t take Turkey for granted” cümlesini kullanmıştım. Gerçekten bu cümle onları etkilemiş görünüyordu.

Şimdi bunları anlatmamın nedeni, halen de benzer bir durumla karşı karşıya olmamızdır.

Kongre’nin S-400’lerle ilgili olarak Türkiye’ye yaptırım uygulama kararını vermesi, Washington’daki zihniyetin ve havanın hâlâ pek değişmediğini ortaya koydu.

Bu olayda da Amerikalı politikacılar yeni Türkiye gerçeğini görmedikleri gibi, sebep-sonuç ilintisini de kavramış değiller. Yani Türkiye’nin ABD’den Patriot’ları alamadığı için Rusya’dan S-400’leri satın almak zorunda kaldığını anlamıyorlar. Üstelik, gene eski alışkanlıklarına göre, Türkiye’yi yaptırımlarla “yola getireceklerini” sanıyorlar.

Yarar mı, zarar mı?

ABD’nin ve aynı şekilde AB’nin yaptırımlarla muhataplarını “yola getirmeyi” başaracakları fikrini ve umudunu neye bağladıklarını sormak gerek. Yıllardan beri bu tür zorlama yönetimlerinin bekledikleri sonucu vermediği tecrübeyle sabit. Bunun birtakım sıkıntılara ve zararlara yol açtığı görülse de, sonuçta kimseye yarar sağlamadığı da açık.

ABD’nin Türkiye’ye karşı şimdiki yaptırım politikasının vereceği sonuç, olsa olsa, karşılıklı ilişkileri daha da bozmak, Ankara’yı Batı’dan uzaklaştırmak veya koparmak olur. ABD başta olmak üzere, müttefik ülkeler, herhalde bunu istemiyorlardır.

O halde, günün gerçekleri dikkate alınarak, müzakere yolu ve yeni bir anlayışla, karşılıklı çıkarlar ve pozisyonlar arasında bir ayarlama yapmaya ihtiyaç vardır.

ABD’de 20 Ocak’ta iktidara gelecek olan Biden yönetimi ile ve mart ayında toplanacak AB lideri ile ilişkilerde “yeni bir sayfa” açmak mümkün olabilir.

Eğer bugün, ABD’den bir Kongre heyetine bir konuşma yapmam söz konusu olsaydı, 6 yıl önceki tavsiyemi tekrarlayıp kendi lisanlarında “Türkiye’yi cepte görmeyin” diye seslenirdim.

Kuşkusuz bu söz Amerikalılar için olduğu kadar, Avrupalılar için de geçerlidir.