Türkiye’nin BM atılımı

18 Eylül 2021

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na katılmak üzere yapacağı New York ziyareti, Türkiye açısından önemli noktalar içeriyor. Dış politikasında farklı bir açılıma doğru gittiği gözlenen Türkiye, Volkan Bozkır’ın döneminde ortaya koyduğu vizyonla dikkatleri üzerine çekmişti. Bu kez de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM’deki konuşması, New York’ta açılışını yapacağı Türk Evi ve buradaki görüşmeleri sırasında, daha önce söylemiş olduğu “Dünya 5’ten büyüktür” mottosuna açıklık getirdiği “Daha Adil Bir Dünya Mümkün” adlı kitabının tercüme edilmiş versiyonlarını konuklarına dağıtacak olması, Türkiye’nin bu vizyonunu pekiştirmesine katkı sağlaması bekleniyor. Öte yandan Ankara’nın, Türkiye’de sayıları milyonları bulan mültecilere ilişkin açıkladığı yeni kararlar da, bir başka değişimin ayak sesleri olarak yorumlanıyor.

Tüm bunları, duayen gazeteci Sami Kohen’le konuştuk... Kendisinin yorumlarına kulak verelim derim...

Önümüzdeki günlerde Birleşmiş Milletler ve New York’ta Türkiye’nin adı daha çok duyulacak gibi görünüyor, ne dersiniz?

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu her yıl Eylül ayının ortalarında 193 üye ülke liderlerinin katılımıyla yeni çalışma dönemine başlar. New York, bu kez BM’nin 76. Genel Kurul toplantılarına ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, Türkiye de dış politika hamleleriyle dikkat çekmeye aday diyebiliriz. Bu konuyu üç başlıkla değerlendirecek olursak; bunların ilki, Genel Kurul Başkanlığı görevini tamamladıktan sonra devretmeye hazırlanan Türk diplomatı Volkan Bozkır’ın başarısıdır kuşkusuz. Bozkır’dan, geçtiğimiz günlerde yapılan törenlerde büyük takdirle bahsedilirken, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in de ‘Onun bu çok kritik dönemde görev yapmış olması Birleşmiş Milletler için bir şanstır’ ifadesini kullanması dikkat çekiciydi.

Gerçekten de Türk Dışişleri’nin parlak bir diplomatı olarak yıllardır kendisini belli eden Bozkır, geçen yıl Genel Kurul Başkanlığı görevi için aday olduğunda büyük ilgi gördü ve yapılan seçimlerde ezici bir çoğunlukla bu mevkiye geldi. Unutmayalım ki, dünya, son bir yılda büyük çalkantılar yaşadı. Kovid-19 salgınının yarattığı sıkıntılar, bölgesel çatışmalar, büyük göç hareketleri, dünyada kendisini gösteren ekonomik bunalım gibi meselelerde Bozkır, çok yapıcı çalışmalara imza atarak Genel Kurul toplantılarına ve kararlarına yön verdi. Bozkır özellikle Ankara’nın bir süreden beri telkin ettiği BM’de, özellikle de Güvenlik Konseyi’nde reform ihtiyacı üzerinde durdu ve yapısal değişikler için adeta kampanyaya girişti... Dolayısıyla Bozkır’ın BM’de görmüş olduğu ilgi, bir anlamda Türk diplomasisinin de vizyonu niteliğinde oldu.

Yeni Türk Evi’ni nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet bu da ikinci maddeydi zaten. BM binasının tam karşısında ‘Türk Evi’ adını taşıyan gökdelenin Türkiye’nin New York’taki BM temsilciliği ve başkonsolosluğunun kullanımına açılmış olması. Tüm dünya liderlerinin New York’a geldiği bir sırada, bu görkemli binanın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katılımıyla açılacak olması, BM çevrelerinde en çok dikkati çeken konulardan biri haline geldi zaten. Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Genel Kurul için New York’a gelen pek çok dünya liderini de bu binada ağırlayıp ve görüşmesi planlanıyor. 

Hatırlanacağı üzere bu Türkevi, yıllardan beri eski Türk delegasyonuna hizmet veren binanın yerine yapılmıştı. New York’un en önemli mevkiinde bulunan bina için ilk çalışmalar, 1970’lerde dönemin İhsan Sabri Çağlayangil öncülüğünde başlanmıştı. Şimdi tamamen yeniden yapılan bu bina sayesinde Türkiye, BM nezdindeki yabancı temsilcilikler arasında en dikkat çeken ülke olacaktır diye düşünüyorum.

Yazının devamı...

11 Eylül dersleri!

11 Eylül 2021

ABD’de üst üste gerçekleştirilen 11 Eylül saldırılarının üzerinden 20 yıl geçmesine karşın, olayın tüm dünyada derin izler bıraktığını görmek mümkün. Nitekim son yaşanan Afganistan krizi ve Taliban’ın yönetime yeniden gelişi, bu izlerin daha uzun süre silinemeyeceğini gösteriyor

Bugün 20. yıldönümü olan ve 3 bin kişinin hayatını kaybettiği 11 Eylül terör saldırıları, dünyanın hafızasında tazeliğini koruyor kuşkusuz. Her ne kadar bu saldırıların ana kumandasında bulunduğu söylenen El-Kaide lideri Usame bin Ladin ABD tarafından öldürülmüş olsa da, bu saldırıların dünyada açtığı derin izler kolay kolay kapanacak gibi görünmüyor. Zira El-Kaide’nin beşiği olduğu gerekçesiyle 20 yıl önce Afganistan’a yapılan müdahaleden geriye, neredeyse “elde sıfır” kaldı. Taliban yeniden iktidara gelirken, El-Kaide’nin DAEŞ gibi desteklediği yapılarla hala ayakta olduğu görülüyor.

Öte yandan Afganistan’da geçici (ya da kalıcı) hükümeti açıklayan Taliban, kafalardaki soru işaretlerini daha da artırdı. Daha ılımlı olacağını düşünenlerin aksine, Taliban, son icraatlarıyla “kötümserlerin tahminlerini” doğrular gibi görünüyor. Duayen gazeteci Sami Kohen’le, bu hafta da 11 Eylül ve Taliban’ı konuştuk...

‘DEHŞET VERİCİ BİR OLAYDI’

Üzerinden 20 yıl geçmesine karşın, sizce 11 Eylül konusunda henüz aydınlanamamış bazı detaylar var mı?

11 Eylül saldırıları yakın tarihte kaydedilen en dehşet verici, en kanlı, en trajik terör olayı olarak kayda geçti. Boyutları ve etkileri açısından gerçekten büyük bir olaydı. 11 Eylül’de, tam da herkesin işbaşında bulunduğu bir zamanda gerçekleşen bu saldırı, tüm dünyada canlı olarak izlenmişti. Bu da işin dehşetini artırmıştı. Binalar tahrip oldu, 3 bine yakın kişi öldü, 10 bin civarında insan yaralandı.

Elbette bu, ABD’liler için olduğu kadar tüm dünyayı endişe içinde bırakan bir travma oldu. Nitekim olayın etkisi, hemen ertesi günü tüm uluslararası camiada hissedildi. Bunu o dönem en güzel ifade eden Fransız ‘Le Monde’ gazetesi, başyazısına şu başlığı koymuştu: Bugün hepimiz Amerikalıyız! Bu sonraları bir slogan haline geldi ve dünyanın pek çok kentindeki gösterilerde slogan gibi kullanıldı. Bir uluslararası dayanışma meselesi oldu. Dehşet içindeki tüm insanlık ayağa kalktı ve ‘Sebebi ne olursa olsun, terör terördür ve lanetlenmelidir’ görüşü benimsendi. 

Burada bir konu daha vardı ki, o da bunu kimin yaptığıydı... Aslında kimin yaptığı belli olmuştu, çünkü olaydan hemen kısa bir süre sonra El-Kaide terör örgütü bunu kendilerinin yaptığını ilan etmişti. Bu yüzden de o anlamda ortada bir şüphe yoktu. Nitekim bunu yapan teröristler, bir kısmı ABD’de de yaşayan yahut eğitim görmüş Arap kökenli militan El-Kaide mensubu gençlerdi. Ayrıca, bu saldırıların, El-Kaide’nin başında bulunan Usame Bin Ladin’in ‘orkestra şefliği’yle yapıldığı belliydi.

Yazının devamı...

Afganistan’da ‘yeni düzen’sizlik!

4 Eylül 2021

Taliban, son olarak ABD güçlerinin geçtiğimiz günlerde Kabil Havaalanı’nı tamamen boşaltmasının ardından Afganistan’ın neredeyse “tek hâkimi” konumuna gelirken, ülkedeki belirsizlik de sürüyor. Nitekim Taliban, ülkede kontrolü ele geçirdikten sonra bir dizi yasak koymanın dışında siyasi ve ekonomik açıdan hiçbir plan açıklamadı. Kabil Havaalanı’nın işletilmesi başta olmak üzere yeni hükümet ve pek çok konu belirsizlik içinde... Duayen gazeteci Sami Kohen’le bu hafta tam da bu konuları ele aldık... Taliban ne düşündü ancak buna karşılık ne uyguladı, bu düzensizlik neden ortaya çıktı? İşte bunları ve daha fazlasını konuştuk...

Geride bıraktığımız günlerde ABD’nin Kabil Havaalanı’nın tamamen boşaltması sonrası neler yaşandı Afganistan’da? Taliban’ın Afgan halkıyla baş başa kaldıktan sonra gösterdiği performansı değerlendirebilir misiniz?

Taliban’ın yıllarca süren mücadelesinin iki boyutu, iki yönü vardı. Banlardan ilki milliyetçilik diğeri de ideolojik boyuttu. Taliban ülkede kontrolü ele geçirerek mücadelesinin milliyetçilik boyutunu yerine getirmiş oldu. ABD’nin de bulunduğu süper güçlerin geri adım atması ve bu hafta tüm işgal kuvvetlerinin ülkeyi terk etmesiyle, artık hedeflediği gibi, yabancı güçlerden arındırılmış özgür Afganistan ortaya çıktı.

İkinci noktaysa ideolojik boyuttu. Bu hareket, başından bu yana şeriata dayalı bir sistem kurmak peşindeydi. Nitekim bundan önce iktidarda geçirdiği kısa dönemde, bu açıdan çok kötü bir performans göstermişti Taliban. Şeriata dayalı ancak çok dogmatik, çok katı bir sistem uygulamış, Orta çağ zihniyetine dönüş olarak nitelenebilecek düzen kurmaya çalışmıştı. Tarihi eserleri imha etmekten tutun da, idamlara, özellikle kadınları toplum hayatının dışına atmak vs gibi... Tabii bu doktrin temelde hala Taliban’ın ideolojisinin bir parçası. Dolayısıyla merak edilen konu, milliyetçilik alanında bir başarı elde ettiği düşünülen Taliban’ın, ideolojik açıdan nasıl davranacağıydı.

Bundan sonra ne olacak?

Açık söylemek gerekirse, şu anda ülkenin durumu ve Taliban’ın ilk icraatları, bunun yine sorunlu olacağı izlenimi veriyor. Nitekim daha başından bu sorunların neler olduğu ortaya çıktı. Evet Taliban bir örgüttür ancak içinde tam manasıyla homojen değildir, kendi içinde değişik eğilimlere sahip gruplar vardır. Ayrıca, himaye ettiği veya desteklediği DAEŞ gibi çok aşırı terör grupları da bulunmaktadır, ki DAEŞ’in son günlerde eylemler aracılığıyla canlanması gibi bir durumla da karşı karşıya kalmaktayız. Dolayısıyla Taliban’ın böyle birtakım sorunları da var.

Ayrıca her ne kadar ülkenin içinde de hakimiyet kurmuş gibi görünüyorsa da bazı bölgeler halen direnmektedir. Taliban içinde de tam bir birlik sağlanmış değildir. Dolayısıyla bunlar da, ülkenin şimdilik yeni bir düzene giremediğini gösteriyor. Adeta ‘yeni düzen’ beklerken bir tür ‘yeni düzensizlik’ dönemine girilmiş gibi görünüyor. Belki geçicidir, bunun ne kadar süreceği belli değil ancak mücadele daha devam etmekte.

Tanınmama da bir sorun

Yazının devamı...

DAEŞ’in dönüşü

28 Ağustos 2021

Sizce Taliban’ın ‘kırmızı çizgi’ olarak nitelediği 31 Ağustos tarihi yaklaşırken, önceki gün arka arkaya gerçekleşen saldırılar neyi işaret ediyor?

Öncelikle, beklenen oldu. DAEŞ’in (diğer adıyla İŞİD’in) Kabil havaalanı etrafında giriştiği korkunç terör eylemleri tüm dünyayı sarstı. Bu menfur olayın şaşırtıcı ve ilginç yanı, bunun Amerikan ve diğer istihbarat kaynaklarınca öngörülüp günlerdir gerekli makamlara bildirilmesiydi. Bu bağlamda ABD’liler ve göç etmek isteyen Afganlardan havaalanı çevresinde çok dikkatli olmaları isteniyordu. Dolayısıyla müthiş bir güvenlik açığı olduğu ortaya çıktı ve felaket bile bile geldi!

İkinci şaşırtıcı ve ilginç olansa, bu eylemin DAEŞ tarafından yapılmış olması. DAEŞ yıllar önce Suriye ile Irak’ta faaliyette bulunuyordu. Hatta bir ara ‘İslam Devleti’ adıyla bir ‘devletçik’ kurmaya da teşebbüs etmişti. ABD ve koalisyon ülkeleri, DAEŞ’e karşı bir askeri hareket düzenlemiş, hatta o dönem Türk Silahlı Kuvvetleri de buna katılmıştı. Böylece DAEŞ’in sindirilmesi mümkün olmuş, ilan ettiği sözde devlet de ortadan kaldırılmıştı, DAEŞ’in ‘sessizlik’ devri başlamıştı. Ancak bu son olayla, tüm dünya, DAEŞ’in terör sahnesine geri dönüşüne şahit oldu. Bu son derece ilginç.

Kafa karıştıran nokta

Bir başka detay daha var. DAEŞ’e karşı esas mücadele, ABD’nin 11 Eylül saldırıları sonrası giriştiği harekattı. ABD, bunu da Afganistan’da Taliban’a karşı yürüttü. Çünkü o zaman DAEŞ’in tüm bunları, Taliban’ın desteği ve himayesiyle yaptığı varsayılıyordu. Nitekim, hakikaten de o dönem DAEŞ unsurlarının Taliban saflarında yer aldığı tespit edilmişti. ABD’nin giriştiği operasyonlarla DAEŞ kontrol altına alınıp sindirilirken, bu kez Afganistan’da Taliban karşıtlığı ortaya çıktı. ABD Taliban’la da mücadele etti edebildiği kadar ve sonunda pes etti, çekilmeye karar verdi.

Buradaki paradoksal ve kafa karıştırıcı nokta, bugün aynı DAEŞ’in, Taliban’a karşı da bir eylem içinde olması. Nitekim son katliamdaki can kayıplarının arasında Afgan sivillerin yanı sıra çok sayıda da Taliban mensubu da var. Yani DAEŞ bugün, Taliban ile karşı karşıya gelmiş durumda. Oysa Taliban, daha geçen hafta ülke kontrolünü ele geçirdiğinde tüm hapishanelerde bulunan DAEŞ mensuplarını da serbest bırakmıştı. Yani kim, kimden yana belli değil!

DAEŞ’in erken denilebilecek bir eylem yapması, Taliban’a dolaylı olarak meşruiyet kazandırdığını düşündürdü. ABD, Kabil Havaalanı’nın güvenliği için Taliban’la yakın temasta olduğunu söyledi. Bu konuda düşünceniz nedir?

Tabii ki sayısız spekülasyonlar var. Ancak temkinli bir tavır almak gerekiyor çünkü durumlar bazen saat başı tersine dönebiliyor. Dolayısıyla kim, hangi maksatla yaptı, kestirmek zor. Bir de şu var; söz konusu eylemi yapanların DAEŞ’in Horasan kolu olduğu belirtiliyor. Belki buna benzer başka kollar da var ülkede. Bunları bilemiyoruz. Sadece şunu kesindir ki, DAEŞ yeniden hortladı!

Yazının devamı...

Yeni bir Taliban mı?

21 Ağustos 2021

Afganistan’da başkent Kabil’in ardından yönetimi de kontrolüne alan Taliban, henüz birinci haftasını doldurmadı. Ancak buna rağmen şimdiden dünya başkentlerini derinden düşünmeye sevk ettiğini söyleyebiliriz. Zira başkent Kabil’de bir yandan ülkeden kaçmak isteyenlerin ortaya çıkardığı dramatik görüntüler diğer yandan da Taliban’ın halka çeşitli güvenceler vererek onları kalmaya ikna etmeye çalışması şeklinde iki zıt görüntü var. Taliban, geçmiştekinden farklı olarak “nispeten ılıman” söylemlerde bulunurken, onun yönetimini tanıma ve diyalog kurma konusuna olumlu bakan başkentleri görüyoruz. Bu da akla, “Karşımızdaki yeni bir Taliban mı? Bu, böyle devam eder mi?” sorularını getiriyor. Elbette bu soruları, dış politikanın duayen gazetecisi Sami Kohen’e de sorduk...

- Taliban, yönetimi ele geçirdikten sonra eskisinden “daha ılımlı” gibi görünen söylemleriyle dikkat çekmeye başladı. Pek çok ülke bunu ihtiyatlı karşılasa da, bunun ciddi bir değişim olduğunun düşünenler de var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bütün belirtiler, Taliban’ın takiye yapma peşinde olduğu izlenimini yaratıyor. ‘Biz farklı bir Talibanız, bazı değişiklikler olacak’ derken, ilk uygulamalar, her şeye rağmen Taliban’ın eskisi gibi olduğunu ortaya koyuyor. Bunun örneklerini de gördük bu hafta...

Taliban sözcüsü, basın toplantısında kadın haklarına saygı göstereceklerini, kadınların toplumda daha aktif olacaklarını söylerken, cümlenin sonunda ‘Ancak şeriata uygun hareket etmeleri şartıyla...’ diyordu. Yine, basının özgür olacağını vurgularken, hemen bir sonraki cümlede ‘Bizim yeni kuracağımız şeriat sisteminin gereklerini yerine getirmeleri ve bunun dışına çıkmamaları kaydıyla...” ifadelerini kullandı. 

Mesela TV kanallarında çalışan kadınların işlerine büyük oranda son verildi. Sokaklarda biraz daha rahat dolaşmak isteyen kadınlara saldırılar oldu, militanlar sokaklarda terör estirmeye başladı, birtakım evlere girildi... Bunlar iddiaların ötesinde tespit edilmiş olgular ve ister istemez fiiliyatta pek bir fark olmayacağı hissini uyandırıyor.

- Siz bunun bir taktik olduğunu mu düşünüyorsunuz. Taktik ise, yakın zamanda çökebilir mi?

Sözler ve eylemler arasındaki farka bakınca, insan ilk bakışta öyle bir izlenim ediniyor. Demek ki pek fazla şey değişmedi. Peki neden? Bir kere Taliban çok katı, dogmatik bir şeriatçı zihniyete sahip. Dogmatik, kendine göre yorumladığı İslami bir sistem üzerinden yürüyor. Ayrıca, bilhassa 1996’dan 2001 yılına kadar süren iktidarında Taliban, bir tür Orta Çağ zihniyetine sahip olduğunu göstermişti hareketleriyle. Dolayısıyla pek değişeceğini sanmıyorum.

Yazının devamı...

Afganistan’da sonun başlangıcı

14 Ağustos 2021

Uzunca bir zamandır süregelen sağlık sorunlarım nedeniyle sizlerle ayrı kalmış, yazılarıma uzun süre ara vermek zorunda kalmıştım. Her ne kadar sağlığımda olumlu ilerlemeler olsa da, devam eden göz problemleri, görüşlerimi yazı yerine söyleşi formatında paylaşmamı gerektirdi. Bu nedenle, ilkini bugün okuyacağınız üzere, Dış Haberler Müdürümüz Levent Köprülü ile yapacağımız söyleşilerde, dünya gündemini meşgul eden ve ileride de pek çok parametreyi etkileyecek olan güncel konulardaki yorumlarımı sizlere aktaracağım...

ABD’nin çekilme kararının ardından NATO ve diğer müttefik ülkelerin oluşturduğu koalisyon unsurlarının da ülkeden hızlıca ayrılması, adeta Afganistan’ı Taliban’ın inisiyatifine bırakmış oldu. Taliban’ın, ülkede hakimiyet kazanmak amacıyla başlattığı ve önemli kazanımlar elde ettiği harekat devam ederken, bu süreçte sona gelinmiş ve ülke hızlıca “Talibanlaşma” doğru evrilmiş görünüyor. İşte tüm bunları, dış politikanın duayen gazetecisi Sami Kohen ile uzun uzadıya konuştuk...

- Son gelişmeler ışığında, Afganistan’da gelinen durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Gidişatla ilgi ne öngörüyorsunuz?

Afganistan’daki savaş, askeri açıdan artık sonun başlangıcı noktasına gelmiş sayılabilir. Son gelen haberler de, Taliban’ın sadece ülkenin geniş bir bölümüne değil aynı zamanda çok stratejik, çok önem taşıyan eyalet kentleri ve başkentlerine de hakim olduğunu gösteriyor. Bu durum da bizi, “Acaba yakında Afgan ordusu tamamen pes edip çekilir ya da çöker mi? Taliban güçleri başkent Kabil’e de girer mi?” diye düşünmeye itiyor.

Taliban uzlaşmayacak

Amerikan istihbarat kaynaklarından gelen haberler, Joe Biden yönetiminin Afganistan’ı neredeyse tamamen gözden çıkardığı noktasında... Yani bu durumda artık Kabil’in düşmesi bile öngörülebiliyor. ABD istihbarat kaynaklarından da bunun kısa süre içinde olabileceğine dair bazı haberler sızdırılıyor. Ayrıca ABD ve diğer NATO ülkeleri, kendi askeri ya da sivil personelini, elçilik çalışanlarını ne zaman ve nasıl kurtaracağını planlamaya çalışıyor. Dolayısıyla başkent Kabil’in düşmesi ve Afgan ordusunun pes etmesi an meselesi haline geldi. Bu yüzden diyebiliyorum ki, sonun başlangıcı noktasına gelindi.

Velev ki son dakikada, önümüzdeki birkaç gün içinde diplomasi ve müzakere yoluyla yeni bir ateşkes tekrar tesis edilmiş olsun. Bunun için temaslar var. Ancak pek fazla bir şey çıkacak gibi görünmüyor doğrusu. Çünkü Taliban askeri açıdan elde ettiği bu kazanımlarla, sahip olduğu itibar ve nüfuzu sonuna kadar kadar kullanacak, uzlaşmaya varmayacaktır.

- Peki Kabil hükümetinin ‘Gerekirse güç paylaşalım’ yönündeki teklifi sizce akıllıca mı?

Yazının devamı...