AB ile “idareimaslahat”

Brüksel’de dün başlayan ve bugün sona erecek olan AB Zirvesi’nden Türkiye ile ilgili nasıl bir karar çıkacak? Bu karar Türkiye-AB ilişkilerinde “yeni bir başlangıç”ın işaretini mi verecek, yoksa Ankara’yı kendisinden daha da mı uzaklaştıracak?

Bunu zirvenin sonunda yayımlanacak bildiriden öğreneceğiz. Ancak hafta başında basına yansıyan AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in 15 sayfalık raporu ve üst düzey AB yetkililerinin yaptıkları açıklamalar, zirveden çıkacak sonuç hakkında şimdiden bir tahmin yürütmek imkânını veriyor.

Aslında zirve öncesinde yapılan bütün açıklamalar, iki tarafın da temel meselelerdeki zıt pozisyonlarını koruduklarını gösteriyor. Yani bu söylenenler için “aynı nakarat” demek mümkün...

Bu zirvede de liderlerin Türkiye konusunda almaları beklenen tutum da herhalde eskisinden pek farklı olmayacak, yani gene eski Türkçe tabiriyle “idareimaslahat” cinsinden olacak. Bunun amacı da bir yandan Türkiye ile diyaloğu koparmamak, onu tamamen uzaklaştırmamak, diğer yandan da onun beklentilerine karşı çıkarak mesafeli tutumunu sürdürmektir.

Dolayısıyla, zirveden çıkacak sonucun da bazı ilerleme işaretleriyle beraber, durumu “idare” etme yönünde olacağı öngörülebilir.

Geçen yılın sonlarında Doğu Akdeniz’deki kriz üzerine AB’nin Türkiye’ye karşı ekonomik yaptırım uygulaması söz konusu olmuş, birtakım gelişmelerden sonra nihai kararın mart zirvesinde verileceği bildirilmişti. Şimdi bu karar noktasına gelinmiş bulunuyor. Ancak öyle anlaşılıyor ki bu kez de bir yaptırım kararı çıkmayacak, belki de konunun gene dikkatle izlenip haziran ayında yapılacak zirvede değerlendirilmesi istenecek. Kuşkusuz, şu günlerde AB’nin yaptırım uygulamaktan çekinmesi, ilişkilerin gerçekten tehlikeye düşmesini önleyecektir. Bu bir kez daha Türkiye’nin jeopolitik öneminin her şeye rağmen AB’nin tutumunda belirleyici bir faktör olduğunu gösteriyor. AB’nin içinden, özellikle Yunan-Kıbrıs Rum tarafından gelen bütün baskılara rağmen, Avrupa ülkelerinin çoğu (kendi çıkarları icabı) Türkiye’yi karşılarına almak veya onu uzaklaştırmak istemiyorlar.

Ama böyle düşünen bir çoğunluğa rağmen, AB, yıllardır üyelik kuyruğunda bekleyen Türkiye’ye kapılarını açmak, onunla gümrük birliğinden vize ve göç meselesine kadar yeni anlaşmalar imzalamak ve katılım müzakerelerini yeniden başlatmak niyetini taşımıyor. Bu zirvede yukarıda saydığımız anlaşmalarla ilgili bazı adımların atılması bu gerçeği değiştirmiyor.

Türkiye-AB ilişkilerinin yıllardan beri izlediği seyir, iki tarafın da birbirine ihtiyaç duyduğu ve beraberliklerini sürdürmek istediği, ama öte yandan da kendi çıkar ve değerlerine dayalı temel tutumlarında ısrarlı davrandıklarını gösteriyor. Yani iki taraf da ne birbirinden vazgeçiyor ne de kendi duruşlarından...

Günümüzde de birtakım temel meselelerde karar noktasına gelindiğinde, görüşmeler ve resmi açıklamalarda hep “aynı nakarat”ın tekrarlanmasının ve “idareimaslahat” yöntemlerine başvurulmasının nedeni de budur.

Zirve öncesinde yapılan temaslarda ve açıklamalarda bu tablo bir kez daha ortaya çıktı.

Türkiye’nin bu yılın başlarından itibaren bazı önemli siyasal ve ekonomik reform planlarını ilan etmesi, AB ile “yeni bir başlangıç” umutlarını artırdı, yakınlaşma sürecine ivme kazandırdı. Ancak son günlerde gene siyasi ve ekonomik alanda alınan kararlar AB ile Türkiye arasındaki mesafeyi açtı, süreci aksattı.

Evet, bu ilişkilerde bir kopma yok, diyalog ve temaslar sürüyor; bu iki tarafın da ortak isteği ve amacı doğrultusundadır. Ancak buna karşılık taraflar kendi görüşlerini ve duruşlarını korumakta kararlı ve ısrarlı.

Sürecin böyle “idareimaslahat” ile devam etmesi gene de büsbütün kopmasından daha iyi olsa gerek...

DİĞER YENİ YAZILAR