AB ve ABD ile ilişkilerde yeni ayar

Son günlerde AB’den ve ABD’den Türkiye’ye karşı sert beyanların geldiği bir ortamda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın beklenmedik yumuşak bir üslupla verdiği mesajlar şu iki soruyu gündeme getirdi:

1) AB ve ABD, Türkiye’yi dış politika davranışları nedeniyle cezalandırmak, ona karşı yaptırımlar uygulamak noktasına gerçekten geliyor mu?

2) Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’nin AB ve ABD ile ilişkilerine verdiği önemi ve onlarla iş birliğini güçlendirme amacını vurgulayan son mesajı stratejik bir adım mı, yoksa göstermelik taktik bir davranış mı?

Birinci konuda, son günlerde Avrupa’dan gelen çatlak sesler, Türkiye-AB ilişkilerini yeni bir fırtınanın beklediğini gösteriyor. 10 Aralık’ta yapılacak olan AB Zirvesi’nde, Türkiye’ye karşı yaptırım taslağının ele alınması söz konusu. Yunan-Kıbrıs Rum ikilisinin, Fransa’nın da desteğiyle giriştiği inisiyatifin bir hayli taraftar topladığı, çeşitli üye ülkelerin liderlerinin verdikleri demeçlerden de anlaşılıyor.

Tabii bu konunun zirvede tartışılması yaptırım kararının çıkacağı anlamına gelmez. Böyle bir karar için 27 üyenin onayı gerek. Bu önerinin böyle bir kabul görüp görmeyeceğini şimdiden kestirmek imkânsız.

Türkiye açısından böyle bir kararın çıkması, hatta bunun gündeme gelmesi dahi hiç de iyi bir durum değil. Ancak AB’nin de böyle bir kararın olumsuz sonuçlarını iyi hesaplaması gerek. Bu karar Türkiye’nin tutumunu değiştirtmeyeceği gibi, sonuçta Ankara’yı AB’den büsbütün uzaklaştıracak, ayrıca Yunanistan ve Fransa gibi ülkelerle ciddi sürtüşmeler yaratacaktır.

Bu bakımdan, AB liderlerinin ve bu arada dönem başkanı Şansölye Merkel’in bu kritik meseleye sert çıkışlar yerine, diplomasiye şans tanıyan daha gerçekçi bir yaklaşımla bakmalarında fayda vardır.

***

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın verdiği mesaj hem içerik hem de zamanlama bakımından çok dikkat çekici.

İçerik, dış politikada Türkiye’nin rotasına bir açıklık getiriyor. Buna göre Türkiye’nin yeri Avrupa’dır, başka yer değil. Ankara geleceği AB ile birlikte belirlemeyi tasarlıyor.

ABD ile ilişkiler için verilen mesaj da aynı doğrultuda. Ankara ABD ile müttefikliğine stratejik bir önem veriyor, bölgesel ve küresel meselelerde iş birliğini güçlendirmek istiyor.

Bu açıklamanın zamanlama bakımından tam da iktidarın ekonomiden demokrasiye kadar çeşitli alanlarda reform programını ortaya koyduğu günlere denk gelmesi bir tesadüf değil. AB ve ABD ile ilişkiler için beyan edilen hedef ve niyet “yeni bir ayar” niteliğindedir. Yani son zamanlarda sıkça sözü edilen “eksen”, “rota” gibi kavramlara resmi bir açıklık getirmektedir.

Peki, bu beyanlar gerçekten stratejik bir duruşun mu yoksa bir taktiksel manevranın ifadesi mi?

Ankara’nın resmi görüşü, bunun samimi bir hamle olduğu ve Batılı müttefiklerle iş birliği kapılarını açması gerektiği yönündedir.

Batı çevrelerinde ise, açıkçası bunun daha çok taktiksel, yani gönül kazanmaya yönelik sözler olduğu kanısı yaygın. Diğer bir deyişle, Ankara’dan sadece laf değil, hareket de bekleniyor.

Cumhurbaşkanı’nın mesajının hemen ardından, Oruç Reis sismik gemisinin Doğu Akdeniz’deki dün sona eren görev süresinin ayın 29’una kadar uzatılması karşıt veya şüpheci çevrelerin güvensizliğini artırmıştır.

Aslında Ankara, AB’yi ayağa kaldıran uyuşmazlıkların ilgili ülkelerle diyalog ve hatta daha geniş bir konferans çerçevesinde, diplomasiyle halledilmesini hep istemiştir.

Cumhurbaşkanı’nın mesajı üzerine Brüksel’e giden dış politika danışmanı ve sözcüsü İbrahim Kalın da AB yetkililerine bu yöndeki çağrıyı bir kez daha yeniledi.

Evet, şimdi vakit kaybetmeden diplomasiye bu şansı vermekte yarar var. Bunun için belirli bir süre sahada bir nevi çatışmasızlık hali yaratmak, yani bir “moratoryum” ilan ederek masaya oturmak gerek.

Önemli olan ilişkileri düzeltmek, yeni krizleri önlemek olduğuna göre, böyle bir ayarlama yapmanın da tam zamanıdır...