ABD ile güven ve güvenlik sorunu

Hafta başında Irak’ın Gara bölgesinde PKK teröristlerinin yıllardır rehin tuttuğu 13 Türk askeri ve güvenlik görevlisini şehit etmesi olayının uluslararası ilişkiler açısından en önemli ve düşündürücü yanı, bunun Türkiye ile ABD arasındaki güven ve güvenlik sorununu gözlerin önüne sermiş olmasıdır.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bölgedeki operasyonu sırasında PKK’nın gerçekleştirdiği bu katliam karşısında Washington’un ilk aldığı resmi tavırda, katliam haberinin “eğer doğru ise” ifadesi kullanılarak bunun şüpheyle karşılandığını duyurması Ankara’da büyük şok yaratmış ve çok sert bir karşılık verilmesine yol açmıştır. Çok geçmeden, Türk liderlerinin olayın gerçekten PKK’nın bir infazı olduğunu gösteren tüm kanıtları ortaya koymasından sonra ABD yönetimi gerçeği kabul etmek ve PKK’yı suçlayan bir açıklama yapmak zorunda kalmıştır.

“Sözde” müttefik

ABD’nin bu olaydaki davranışı, ister istemez, Türk-Amerikan ilişkilerinde “güven” meselesini gündeme getirmiştir.

Washington’da bir süredir Türkiye’nin ne kadar “güvenilir” bir stratejik ortak olduğu sorgulanıyor, hatta Ankara için “sözde” müttefik terimi kullanılıyordu. Son olay ise, Türkiye’nin nazarında asıl ABD’nin “sözde” ve “güvenilmez” bir müttefik olarak görüntüsünü ortaya koydu.

Düşünün ki PKK Türk rehineleri öldürüyor, ABD müttefik Türkiye’nin açıklamasını değil, terörist PKK’nın iddiasına güvenip Ankara’nın söyledikleri hakkında şüphe ifade ediyor. Ta ki kanıtlar tokat gibi bir etki yapıncaya kadar...

Bu, ABD’nin, bu türden, güveni sarsan ilk hatası olsaydı, belki de tepkisi bu kadar şiddetli olmazdı. Ama daha önce Amerikalılar, PKK konusunda Ankara’nın hassasiyetini hiçe sayan ters tavırlar almaktan çekinmediler. Son olay ABD’nin güvenilirliği konusunda yeni, olumsuz bir deneyim olmuştur.

“Kırılgan” ortaklık

Gara’daki olayın ABD ile “güven”in yanı sıra, bir de “güvenlik” boyutu var.

Mehmetçik’in bu bölgede giriştiği operasyon, Türkiye’nin güvenliğiyle ilgili hayati bir konu.

Ankara bu davada kuşkusuz müttefiklerinden destek bekler. Bu aynı zamanda NATO içindeki birlik ve dayanışmanın da bir gereğidir. Ne var ki ABD başta olmak üzere bazı müttefiklerin çıkar hesapları böyle bir dayanışmaya imkân vermiyor. Bu ülkeleri özellikle PYD/YPG’nin Suriye’deki ve Irak’taki faaliyetine askeri ve siyasi desteği, Türkiye’nin çıkarlarına ve güvenlik stratejisine tamamen ters düşüyor. Türkiye’nin PKK’nın uzantısı olarak gördüğü YPG’ye karşı savaştığı bir ortamda, ABD’nin büyük silah, lojistik vs. yardımını sürdürmesi, güvenlik alanında Ankara ile Washington’u karşı karşıya getiriyor.

Gara’daki son harekât, iki müttefik ülkenin hem “karşılıklı güven” hem de “güvenlik çıkarları” açısından farklı pozisyonlarını yüzeye çıkardı.

Aslında Türk-Amerikan ilişkilerinde, güven ile güvenlik arasında doğrudan bir ilinti var. Diğer bir deyişle, karşılıklı güven olmadan ortak güvenlik sağlanamaz; buna karşılık da güvenlik uyum konusunda farklı pozisyonları yüzeye çıkardı ve iş birliği sağlanamadıkça da karşılıklı güven ortamı oluşturulamaz.

Kuşkusuz, ilişkilerde “güven artırıcı” jestlerin yararlı etkisi vardır. Ama bu tür tedbirler yeterli değildir. Hele farklı veya birbirine ters düşen çıkarlar söz konusu olunca.

Gerek karşılıklı güven, gerekse ortak güvenlik için her iki alanda da bir uyum ve iş birliğinin kurulması şarttır.