ABD’nin iki yüzü

ABD’nin birçok alanda olduğu gibi, bilim ve teknolojide ve bu arada tıpta dünyanın en ileri ülkesi konumunda olduğu herkesçe bilinen bir gerçek.

Yeryüzündeki en iyi üniversiteler, en tanınmış akademisyenler, en gelişmiş araştırma merkezleri ABD’de.

En çok Nobel ödülü kazanan bilim adamları, yabancı ülkelerden “beyin göçü”nün favori adresi, gene ABD...

Bunlar hep ABD’nin parlak yüzünü yansıtıyor.

Bir de ABD’nin buna ters düşen bir başka yüzü var ki bu da koronavirüs salgını vesilesiyle açıkça ortaya çıktı.

Bilim alanında bir numaralı ülke durumundaki ABD, salgın karşısında adeta “kâğıttan kaplan”a dönüştü, virüse yenik düştü.

ABD şimdiye kadar bu salgında yüz binin üstündeki ölü sayısıyla en büyük insan kaybına uğrayan ülke oldu. Salgının ilk aşamasında virüsü kapanların çoğu, zamanında gerekli tedaviyi göremedi, hatta yatabileceği hastane bile bulmakta zorlandı. Sağlık merkezlerinde doktor ve hemşire sıkıntısı yaşandı.

Bu perişanlık karşısında Trump yönetimi devletin bu işe el atması gereğini hissetti ve bazı bölgelerde otelleri hastane olarak devreye soktu.

Tabii bütün bunlar, Amerikan halkında şok etkisi yaptı, büyük moral bozukluğu yarattı.

Çelişkinin nedeni

Yukarıdaki tablo, ABD’nin iki yüzü arasındaki çelişkiyi gözlerin önüne seriyor.

Peki, nasıl oluyor da, o kadar ileri, hatta lider bir ülke sayılan “koca Amerika”, bu salgın karşısında o kadar kötü ve çaresiz bir hale düştü? Bu tezat nasıl izah edilir?

Bu soruyu, salgınla yakından ilgilenen ABD’deki bir Türk bilim insanına internet aracılığıyla sordum. Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi üyesi ve Pittsburgh Üniversitesi Tıp Fakültesi Sistem Biyoloji bölümü kurucu Başkanı Prof. Dr. İvet Bahar’ın değerlendirmesi şöyle: Virüsün kontrol altına alınabilmesi için, en önemli ilk koşul fazla yayılmadan tespit edilmesi, önlem alınması ve tabii bunun için insanların bilgilendirilmesi idi. Maalesef bazı liderlerin politik amaçlarla ekonomiyi koruyacağım kaygısıyla, olayı hafife alan bir tavır içinde olması, çok pahalıya mal oldu. Olay eksik altyapı veya bilgisizlikten değil, yeterli önlemlerin zamanında, planlı ve etkin bir şekilde alınmamış olmasından kaynaklanmıştır. ABD’de en iyi altyapı var, doktorlar en iyi şekilde yetişmiş, hastaneler en yüksek teknolojik cihazlarla donatılmış, ama salgının kapımızda, içimizde olduğunu iş işten geçtikten sonra anladık, yanlış bilgilendirildik. Yetkililer yönetimin baskısıyla sağlık görevlilerine o bilgileri yansıtmadılar, aksine, gizlediler. Neyse ki valiler, yerel yönetimler idareyi ele aldılar ve gecikmeli olsa da bir nebze frene basmayı becerdiler.

Sistem meselesi

Prof. Bahar’ın tespitleri, bilimde güçlü ve iddialı olmanın günlük yaşama yansımasının, yönetimdekilerin izlediği politikaya ve sisteme bağlı olduğunu gösteriyor.

Nitekim Amerikan basınında bu konuda yer alan eleştiriler de yönetimin hatalı tutumu ve sağlık alanında uygulanan sistemin yetersizliği üzerine odaklanıyor.

Bu değerlendirmeler de ABD’de sağlık hizmetlerinin tamamen özel teşebbüse bırakılmasının, devletin bu kamu hizmetinden uzak kalmasının bir sonucu olduğunu ortaya koyuyor.

Korona illeti, ABD’de şimdi birçok çevrede, bu yönde bir farkındalık yaratıyor. Başkan Trump’ın, Obama’nın getirmeye çalıştığı sosyal sağlık sigortası sistemini saf dışı etmesinin bu olayda nasıl ters bir sonuç verdiği daha iyi anlaşılıyor. Virüsün kurbanlarının birçoğunun toplumun düşük gelirli veya fakir kesimlerine mensup olması da bunun bir göstergesi.

Bu deneyim, son eleştirilerin ışığında, ABD’nin bundan sonra sağlık alanında sistemle ilgili temel bazı değişiklikler yapmasına yol açacak mı?

Bu yapılmadıkça, ABD’nin “dökülen yüzü”, lider devlet yüzünü gölgelemeye devam edecektir.