Dış ilişkilerde ince ayar...

Son günlerde Türkiye’de sıkça tartışılan dış politika konularından biri de, Çin’in Sincan özerk bölgesinde yaşayan Uygur Türklerinin durumuyla ilgilidir.

Halk arasında Doğu Türkistan diye de bilinen Sincan’daki Uygurların Çin yönetimi tarafından tabi tutuldukları politika ve bu arada bu bölgedeki milliyetçi, İslamcı kesimin hedef olduğu ağır baskılar Türkiye’de de hassasiyetle izlenmektedir.

Aslında bu mesele son zamanlarda özellikle ABD’nin Batı’da yankı bulan birtakım çıkışlarıyla uluslararası platforma taşınmıştır. Washington’un bu meseleye bu kadar ilgi göstermesi rakip olarak gördüğü Çin’e karşı politikasının son bir hamlesi olarak gözüküyor.

Ancak Türkiye’de, kamuoyundaki hassasiyet, Uygur Türkleriyle ortak tarihi, etnik, dinsel, kültürel nedenlere dayanıyor. Dolayısıyla, Sincan’da olup bitenlerin, oradaki soydaşların yaşadığı sıkıntıların Türkiye’de endişeyle izlenmesi doğaldır.

Nitekim, son günlerde Türkiye’de kamuoyundan ve özellikle milliyetçi-muhafazakâr kesimlerden Ankara’nın bu meselede daha aktif bir rol oynaması, hatta Çin yönetimine karşı daha net ve sert bir tutum alması yönünde sesler yükseltilmiştir.

Bu eğilim hükümet tarafından not edilmekle beraber, resmi politika, bunu bir Türkiye-Çin problemi haline getirmemek ve mevcut olan iyi ilişkileri bozmamaya özen göstermek yönündedir.

Türk diplomasisini yürüten bir yetkilinin deyimiyle, Ankara Uygur Türkleriyle ilgili hassasiyetini ve de tavsiyelerini her fırsatta Çinli muhataplarına duyurmaktan çekinmiyor, ama bunu sakin diplomasi yoluyla, ilişkilerine zarar vermeyecek tarzda yapmayı tercih ediyor.

Aslında, bu akılcı ve pragmatik bir davranıştır. Açıkçası, daha agresif davranarak “Çin’i yola getirme” çabasının meselenin halline katkısı olacağı şüpheli olduğu gibi, Türkiye-Çin ilişkilerini de bozacağı açıktır. Dolayısıyla, bu meselede Türkiye’nin politikasında böyle bir “ince ayar” yapılmasında yarar vardır.

***

Türk diplomasisi, diğer bazı ülkelerde de, mevcut görüş ayrılıklarına veya anlaşmazlıklara rağmen, ilişkilerini normalleştirmenin ve hatta geliştirmenin mümkün olduğu görüşündedir.

Nitekim şimdi Ortadoğu politikasında da böyle bir ayarlama gündemde.

Örneğin, Mısır ve İsrail ile ilişkilerde normalleşmeye gidilmek istendiği anlaşılıyor.

Ankara’nın Mısır’la ilişkilerinin bozulmasının nedeni, Sisi rejimiyle ilgili. İsrail ile sebep ise Netanyahu yönetiminin Filistin meselesindeki tutumu.

Bu uyuşmazlıklar yüzünden Türkiye’nin bu ülkelerle diplomatik bağlarının koparılmasının durumu değiştirmediği şimdi daha iyi anlaşılıyor. Hükümetin, ilkesel veya ahlaki duruşunu, ilişkilerini keserek değil, aksine, diyalog yoluyla sürdürmesi daha iyi sayılabilir. Bu görüşle şimdi Mısır ve İsrail ile bazı temaslar yürütülüyor, bazı adımlar da atılıyor.

Bu hafta bir İsrail yolcu uçağının İstanbul’a ilk seferini yapması bunun bir örneği.

İki ülke ile yakında büyükelçilik düzeyindeki ilişkilerin kurulması sürpriz olmayacaktır.

***

Sözü geçen bazı hallerde ortaya çıkan ciddi uyuşmazlıklara rağmen iyi ilişkilerin sürdürülebileceğini, bunu için de bir “ince ayar” yapmanın gerekli olduğunu gösteren en canlı örnek, Türkiye-Rusya ilişkilerinde görülüyor.

Rus askeri uçağının düşürülmesi olayından sonraki kriz sırasında Ankara’nın ve Moskova’nın gerilimi düşürerek, konuşup tartışarak bir çözüm yolu araması, sonuçta ilişkilerde normalleşmenin yanı sıra, stratejik iş birliğini dahi sağlamıştır. O kadar ki halen de zaman zaman ortaya çıkan bazı görüş ayrılıklarına rağmen, bu dostluk ve iş birliği pekâlâ iki tarafın da yararına sürdürülebiliyor.

Aslında, bu, Türk dış politikasında benzer hallerde uygulanması gereken temel parametrelerin ilham verici bir örneğini oluşturuyor.