Dış politikada değişen ne?

Ankara’nın son bazı açılımları, Türk dış politikasında bir değişiklik belirtisi olarak görülüyor.
Bu açılımlar İsrail ve Rusya ile ilişkilerin normalleştirilmesi için varılan anlaşmalarla başladı. Bunun hemen ardından bir Mısır açılımının işareti geldi. Şimdi de sırada İran’ın yer aldığı görülüyor.
Bütün bu gelişmelerin hükümet değişikliğinden sonra, yeni Başbakan Binali Yıldırım’ın ilk konuşmasında “Daha çok dost, daha az düşman” sloganını ortaya atması üzerine gerçekleşmiş olması, zihinlerde bazı soruların belirmesine yol açıyor.
Örneğin, bu yeni durumun hükümet değişikliği, yani Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlıktan çekilmesiyle bir ilintisi var mı? Ayrıca dış politikada tam olarak değişen nedir?
Hükümet değişince...
Son açılımlardan İsrail ile normalleşmeye yönelik müzakereler, hatırlanacağı gibi, Davutoğlu’nun hükümetin başında bulunduğu dönemde başlamış ve son aşamasına girmişti. Kuşkusuz bunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın demeçlerine de yansıyan tavrının ve kararlılığının büyük rolü olmuştur.
Rusya konusunda uzlaşma ortamının oluşması çok hızlı gelişti. Bu da Erdoğan’ın inisiyatifi ve Putin’in de buna olumlu yanıtıyla sağlanabildi.
Hükümet değişikliğinden hemen sonra özellikle bölge ülkelerine dostluk elinin uzatılması aslında Ankara’nın şimdi daha değişik bir dış politika izlemek niyetinde olduğu izlenimini güçlendirdi.
Yeni ayarlama
Aslında dış politikada görülen son hareketler, köklü bir değişiklik olarak değil, daha önceki bir yazımızda kullandığımız deyimiyle, “rektifiye” veya “ince ayar” olarak görülmelidir.
Böyle bir yeni düzenlemeye zaten öteden beri ihtiyaç vardı. Son zamanlarda izlenen dış politikadaki yaklaşımın ve üslubun ciddi sıkıntılar yarattığı, Türkiye’yi yalnızlaştırdığı, bu yalnızlığın da söylendiği gibi hiç de “değerli” olmadığı nihayet kabul edildi. Bölgesel ve küresel konjonktür de dış politikada daha pragmatik bir yaklaşımla yeni taktiksel ayarlamalar yapmayı zorunlu kıldı. Bunun da Cumhurbaşkanı’nın direktifiyle gerçekleştiğini belirtmek gerek...
Hasar onarımı
Son yapılan ve de yapılması planlanan açılımlar daha çok “hasar onarımı” niteliğinde bir “normale dönüş” hareketidir.
Değişen şey de yaklaşım ve üsluptur.
İlk etaptaki amaç, bozulmuş olan ilişkilerin düzeltilmesi, ikili bazda işbirliğinin geliştirilmesidir.
Ne var ki bu pragmatik tutuma rağmen, iktidarın benimsediği temel “ilkesel” duruşu sürdürmeye kararlı olduğu da açıktır. Örneğin, İsrail karşısında Gazze, Rusya karşısında Suriye, Mısır karşısında da darbe karşıtı politikalarda bir değişiklik söz konusu değil.
Ancak şu anda, son açılımlarla dış politikanın değişen yönü daha çok dikkatleri çekiyor.