Herkes kendi yolunda...

Herkes kendi yolunda...

Sami KOHEN

TÜRKİYE'nin AB ile derdi, sadece Topluluğun kendisine adaylık statüsü vermek istememesi değil. Bir ikinci sorun da, AB'nin Türkiye'nin muhalefetine rağmen, "Kıbrıs Cumhuriyeti" olarak tanıdığı Güney Kıbrıs'ı en önde gelen adaylardan biri sayarak, onunla üyelik müzakereleri sürecini başlatmaya kararlı olmasıdır...
Artık AB yetkilileri açıkça söylüyor ve herkes biliyor: 12 - 13 Aralık'ta yapılacak AB zirvesinde, Kıbrıs Rum yönetimi ile görüşmelere yeşil ışık yakılacak, ilk toplantı da herhalde Nisan 1998'de gerçekleşecek.
Bu saatten sonra, AB'nin bundan geri adım atması imkansız. Topluluk hoşlansa da, hoşlanmasa da, buna angaje olmuş bir kere... 1995'te daha çok Yunanistan'ın zoru ile girmiş bu yola... Şimdi de, Yunanistan'ın Kıbrıs'a yeşil ışık yakılmadığı takdirde diğer aday ülkelere karşı vetosunu kullanacağı ve böylece AB'nin genişleme politikasını mahvedeceği korkusu ile bu yoldan ayrılamıyor...
Buna mukabil, Türkiye ve KKTC de, tam aksi bir yola girmiş - ve buna da angaje olmuş - durumda. Demirel - Denktaş Deklarasyonu ve Büyük Millet Meclisi'nin kararı, Ankara ve Lefkoşa'nın da geri adım atmasına izin vermez. Türk tarafı, Kıbrıs Rum kesimi ile üyelik müzakerelerinin başlaması halinde, Kıbrıs görüşmelerine son vermekten entegrasyona kadar, bir dizi önlemleri hayata geçirmeye kararlı...
* * *
BU durumda, "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin AB üyeliği konusunda uzlaşma olanağı, yok denecek kadar zayıf görünüyor. Ve mesele, dönüp dolaşıp - Kıbrıs sorununun da ötesine giderek - Türkiye ile AB arasında ciddi bir uyuşmazlık olarak ortaya çıkıyor. O kadar ki, eğer mucizevi bir formül ile, Türkiye'nin AB adaylığı gerçekleşse bile, Kıbrıs'ın üyeliği işi, Türkiye - AB ilişkilerini berbat etmeye yetebilir. Eğer Aralık zirvesinde bir de Kıbrıs Rum kesimine "buyrun" derken Türkiye'ye "hayır" sinyali verilirse, bu ilişkiler daha da kötüleşebilir.
Kıbrıs'la ilgili BM ve Batılı çevreler bu tehlikenin farkında. Bu nedenle, AB Zirvesi yaklaşırken, her iki alanda da (yani Türkiye'nin adaylığı ve Güney Kıbrıs'la müzakere süreci konusunda) "bir şeyler" yapmaya çalışılıyor.
Hafta başında Ankara'ya gelen BM Özel Temsilcisi Diego Cordovez'in bütün çabası şu oldu: "Aman, AB - Kıbrıs görüşmeleri başlayacak diye, Kıbrıs'ta çözüm arama çalışmalarından vazgeçmeyin, diyaloğu kesmeyin, entegrasyon gibi zorlayıcı önlemlere başvurmayın"...
Hafta boyunca AB yetkilileri ve AB üyesi ülkelerin diplomatları da hep aynı mesajı vermeye çalıştılar.
Ancak Dışişleri'nde bu işleri yürüten ve yabancı temsilcilerin telkinlerine muhatap olan İnal Batu'nun deyişi ile, bu temaslarda arpa boyu bir ilerleme dahi olmadı. Görüş ayrılıkları, aynı noktada tıkandı kaldı.
Batu'nun Cordovez'e dediği gibi, Kıbrıs'ta çözüm arama çabalarını engelleyen, Türkiye değil, AB'nin tavrıdır. AB Güney Kıbrıs'la masaya oturunca, parametreler değişiyor. Eğer ilerde Kıbrıs görüşmeleri başlayacaksa bu ancak yeni sorunlara (adada iki ayrı devletin varlığı ilkesine) dayanarak gerçekleşebilir...
* * *
RUM - Yunan tarafı kadar BM de bu görüşü benimsemekten uzak. O halde ne olur?
Frank Sinatra'nın meşhur şarkısındaki sözcükler gibi, herkes kendi yolunda gider!
Bu senaryoya göre, Güney Kıbrıs AB üyelik sürecine girer. (Bunun tam olarak gerçekleşmesi birkaç yıl sürer)... Yunanistan'dan sonra AB'de ikinci bir "Elen unsuru" yer alır... buna karşılık KKTC, Türkiye ile bütünleşir. Adanın bölünmüş hali (diğer bir deyişle "taksim"i) kesinleşir...
Ne var ki, olayların akışı bu kadar yumuşak ve düzenli olmayabilir. Kıbrıs Rum yönetimine yeşil ışık yakılmasına Türkiye'nin göstereceği tepki havayı kızıştıracak, adada - ve Ege'de - gerginliğin yanı sıra, Türkiye - Avrupa ilişkilerinde de ciddi sürtüşmeler başlayacaktır.
Bu, senaryoların en kötüsü. Daha iyi bir senaryo, son dakikada, gerek Türkiye'nin AB adaylığı, gerekse Kıbrıs'la üyelik müzakereleri konusunda uzlaştırıcı bir formül bulunmasıdır.
Fazla mı hayali?
Diplomaside çare tükenmez!..






Yazara EmailS.Kohen@milliyet.com.tr