Kafkasya’dan Ege’ye “yeni bir sayfa” umudu

Bu hafta, son zamanlarda çatışma ve gerginliklere sahne olan Türkiye’ye komşu iki bölgeyle ilgili bazı umut verici haberler geldi.

Bu bölgelerden biri, Azerbaycan ile Ermenistan askeri güçlerinin çatıştığı Dağlık Karabağ’ın yer aldığı “Kafkasya cephesi”dir. Azeri zaferinden ve ateşkesten sonra iki hısım ülkenin liderleri, Aliyev ile Paşinyan, Rusya Devlet Başkanı Putin’in ev sahipliği yaptığı bir zirvede, ilk kez yan yana masaya oturup bundan sonraki süreçle ilgili meseleleri görüştüler.

Diğer bölge ise, haftalardır tansiyonun tırmandığı, Türk ve Yunan güçlerinin çatışma noktasına geldiği “Ege cephesi”dir.

Bu krizi yatıştırmak için devreye giren AB ve NATO’nun başarısız kalan çabalarından sonra, nihayet Türk ve Yunan hükümetleri, anlaşmazlıklarını görüşmeye karar verdiler.

“İstikşafi” denilen bu müzakere süreci 25 Ocak’ta İstanbul’da başlayacak.

***

Moskova’daki üçlü zirvenin amacı, savaşan iki tarafın liderlerini bir araya getirmek, bu arada ateşkesin yanı sıra, ekonomik ve teknik ağırlıklı birtakım konuları, projeleri görüşmekti. Ortak bildiriye göre bunlar üzerinde mutabakat sağlandı.

Ancak bu Zirve’nin siyasi bakımdan anlam ve önemi var: Putin’in bu girişimi, Rusya’nın bölgedeki rolünü ve nüfuzunu açıkça ortaya koydu. Moskova Kafkasya’da hâkim güç durumunda olduğu mesajını verdi.

Azeri ve Ermeni liderlerin masaya oturup görüşmüş olması, savaş sonrası yeni gerçeklerin ışığında, şimdi iki tarafın eski husumeti geride bırakıp ilişkilerini normalleştirebilmesi umudunu da veriyor.

Türkiye açısından Bakü ile Erivan’ın yakınlaşması, Ankara’nın da Ermenistan ile ilişkilerini normalleştirmesini sağlayabilir, örneğin diplomatik ve ekonomik bağlar kurulabilir, sınırlar açılabilir.

Böyle bir “normalizasyon” herkesin yararına olacak, bölgede eski düşmanlıkların yerini iş birliği kurma iradesi alacaktır. Aslında bu da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kafkasya’da çok taraflı iş birliği projesinin temelindeki anlayışa uygundur.

Dolayısıyla, son gelişme Türk diplomasisi için yeni bir açılım fırsatı sayılmalıdır.

***

Türk ve Yunan liderlerinin Ege ile ilgili uyuşmazlıklarını halletmek için “istikşafi” görüşme sürecini, 5 yıl aradan sonra, tekrar başlatmaya karar vermesinin en önemli yanı, karşılıklı meydan okumak yerine, oturup konuşmak konusunda mutabık kalmalarıdır.

Diğer bir deyişle, masaya oturmak dahi olumlu bir gelişme. Ama bu süreçten hızlı ve içerikli sonuçlar beklememeli.

“İstikşafi” görüşmelerin amacı, her şeyden önce Ege ile ilgili hangi anlaşmazlıkların ne şekilde, hangi parametrelere göre ele alınacağını belirlemektir.

Yani yapılacak iş, “esas görüşmeler için görüşmek”tir. Bunu da hiç küçümsememek lazım. Bu anlaşmazlıklar arasında, kıta sahanlığından adaların silahlanmasına, deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasından hava sahasına kadar, birçok çetrefil mesele var.

Daha önce yapılan 60 “istikşafi” toplantıda bir arpa boyu ilerleme olmadı. Şimdi Ege’deki (ve Doğu Akdeniz’deki) durum daha da farklı ve karışık. Bu arada Türkiye’nin ilan ettiği “Mavi Vatan” stratejisi ve de sismik araştırmalarla bölgede yeni şartlar oluştu. Dolayısıyla, yeni “istikşafi” süreç bu yeni gerçekleri ışığında yapılmış olacak.

Açıkçası, işin zorluğu ortada. Ama değil mi ki iki taraf bunun bilinci içinde, oturup görüşmek kararını verdiler, bu yolda ilerleme kararlılığını da ifade ettiler, işte önemli ve umut verici olan budur. Yeter ki bu kararlılık yeni bir uzlaşı anlayışıyla, sonuç alınana dek devam etsin.