Madalyonun öbür yüzü...

Madalyonun öbür yüzü...

Sami KOHEN

POZİSYONLAR açık ve kesin: AB, Güney Kıbrıs'la üyelik müzakerelerini önümüzdeki yıl başlatacak... Türkiye ve KKTC, buna karşılık bir dizi önlemi uygulamaya koyacak...
Dün de belirttiğimiz gibi, bu Kıbrıs'ta, Ege'de ve Türkiye - AB ilişkilerinde sürtüşmeli ve gergin bir döneme yol açabilir.
AB'nin kendi pozisyonundan geri adım atması olasılığı yok gibi. Topluluk buna çoktan angaje olmuş durumda. Üstelik, Aralık zirvesinde, "genişleme" politikası belirlenirken, eğer "Kıbrıs'ı bunun dışında tutalım" denirse, Yunanistan diğer adaylarla (Doğu ve Orta Avrupa ülkeleri ile) görüşme sürecinin başlatılmasını veto edecek. O zaman AB kendi bünyesi içinde ciddi bir bunalıma sürüklenecek. Bu yüzden AB'nin Güney Kıbrıs'a yeşil ışık yakması kaçınılmaz görünüyor.
Türkiye'ye gelince, bugünkü hükümet, AB'nin Klerides yönetimi ile masaya oturması halinde daha önce ilan edilen karşı tedbirleri yaşama geçirmek konusunda kararlı. KKTC liderliği de aynı şekilde kesin bir tavır sergiliyor.
* * *
BU politikanın (gerçekten ilerde daha "esnek" davranmak gibi bir fikir değişikliği olmazsa) olası sonuçlar üzerindeki değerlendirmeler, hükümet çevrelerinde ve Dışişleri'nde yapılıyor tabii. Bu politikayı savunanlar, AB'nin Güney Kıbrıs'la masaya oturur oturmaz düşünülen tedbirlere başvurulmasında yarar olduğu kanısındalar.
Bu görüşe göre, AB'nin çözüm olmadan Kıbrıs'ın üyeliğini görüşmesi, büyük hata ve haksızlık. Bu takdirde federal çözüm için ortam da ortadan kalkar; fiili "taksim" perçinleşir. Türkiye KKTC'yi kendi haline bırakmayacağına göre, entegrasyona gider. Böyle bir bütünleşme, Türkiye'nin güvenliği açısından da zorunludur. Dolayısı ile, "Kıbrıs sorunu", adada iki ayrı devletin varlığının pekişmesi, Türkiye'nin KKTC ile bütünleşmesi şeklinde halledilir. Varsın o zaman Güney Kıbrıs AB'ye girsin veya Yunanistan'la birleşsin...
Kuşkusuz iş o noktaya geldikten sonra, Kıbrıs'ta "taksim", resmen değilse bile, fiilen, gerçekleşmiş olur. Türklerle Rumlar arasındaki diyalog kesilir. Yeşil Hat, iki "devlet" arasındaki "sınır" olur. Herkes kendi yolunda gider...
İlk bakışta bu tablo, cazip görünebilir. Meselenin böylece halledileceği ve gerek KKTC'nin gerekse Türkiye'nin artık rahat edeceği düşünülebilir.
Ancak madalyonun öbür yüzüne de bakmakta yarar var: Böyle bir "çözüm", bazı ciddi sakıncalar yaratacak ve halledilmiş gibi görünen Kıbrıs meselesini daha farklı ve tehlikeli boyutlara da taşıyacaktır.
Bu sakıncaların biri, Türkiye'nin birdenbire, Yunanistan'la (Ege'ye ve Trakya'ya ilaveten) bir de "Akdeniz cephesi"nde karşı karşıya gelmesi olasılığıdır. Türkiye KKTC ile bütünleşirken, Yunanistan da Güney Kıbrıs'a yerleşmek, oradaki askeri varlığını pekiştirmek isteyecektir. Bunun stratejik ve askeri mahzurlarını iyi hesaplamak gerek...
Denilebilir ki, Yunanlılar zaten Güney Kıbrıs'ta üs kurmak çabasında. Doğru, fakat amaç bunu önlemek, Türkiye ve Yunanistan'ın adada yeni bir cephe oluşturmasına meydan vermemektir. Bu analizde "sebep - sonuç" ilintisini doğru teşhis etmek gerek. Tabii bu arada işin doğrusunun gerginliği körüklemek değil, azaltmak olduğunu unutmadan...
* * *
DİĞER olası sakıncaları kısaca sayalım: KKTC ile entegrasyon, açıkçası nüfus yapısı dahi değişen Kıbrıs Türk kesiminin Ankara'ya şimdikinden de daha çok bağımlı hale gelmesine yol açacak... Güney Kıbrıs tek başına AB ile bütünleşirse, Birlik'te bir yerine bu kez iki "Elen unsuru" yer almış olacak... AB, Ankara'nın bu politikası karşısında Türkiye'yi "genişleme süreci"ne almak istemeyecek... Ankara ile Atina arasında sürekli gerilim yaşanacak, çatışma riski hep yüksek kalacak...
Bütün bu olasılıklar "AB Klerides ile masaya oturursa, biz de görüşmeleri keser, entegrasyonu uygularız" formülünü, lehte ve aleyhteki noktalarla, iyi tartışmak gerektiğini ortaya koyuyor...

Yazara EmailS.Kohen@milliyet.com.tr