Maraş hamlesi ve ilhak tartışması

Merak ediyoruz: Acaba Kıbrıs Rum kesiminde, Türk tarafının “kapalı” Maraş’ın açılmasına yönelik yaptığı hamlesi karşısında kızgınlık duymasının dışında, “Bu duruma nasıl geldik?” diye düşünen var mı?

Hafta sonunda Türkiye’den Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, KKTC’den de hükümet yetkilileri başta olmak üzere, hukukçuların, akademisyenlerin, iş adamlarının katılımıyla ilk kez “kapalı” Maraş’ta düzenlenen konferansın, Rumların böyle bir soru üzerinde samimi bir değerlendirme yapması için bir vesile olması gerekir.

Hatırlatalım: Kıbrıs’ın rivyerası diye bilinen Maraş (Rumca adıyla Varoşa), 1974’te Barış Harekâtı’nın ikinci aşamasında, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin eline geçmiş, burada yaşayan Rum halkı evlerinin terk edip adanın güneyine kaçmıştı.

Ateş kesildikten sonra, bu sayfiye kenti, TSK’nın kontrolüne geçmiş, kendi hallerine terk edilen lüks otelleri, plaj tesisleri, eğlence yerleriyle, bir “hayalet kent’e” dönüşmüştür.

Fırsat nasıl kaçtı?

“Kıbrıs Fatih’i” Başbakan Ecevit’in belirlediği stratejiye göre, BM’nin de denetlediği içi boşalmış Maraş, Rumlarla yapılacak müzakerelerde bir pazarlık zemini olarak kullanılacaktı. Yani “Varoşa” Rumlara iade edilecek, karşılığında Türk tarafının federal sistem ve toprakla ilgili şartları da yerine getirilecekti...

Çeşitli aşamalarda yapılan müzakerelerde, Rauf Denktaş da bu politikayı savunmuştur. Aslında Maraş, Kıbrıs meselesinin çözümü için bir fırsat oluşturuyordu. Ama Rum tarafı gerçekçi davranıp uzlaşacağına, kendi şartlarını kabul ettirme politikasını sürdürmüş, sonuçta, bir anlaşmaya varmak fırsatını kaçırmıştır.

Artık 46 yıl sonra, Türk tarafı Maraş’ın statükosuna son veriyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay’ın açık ifadesiyle, Maraş Türk topraklarıdır, KKTC’nin egemenliği altındadır. Geçen yıl iş başına gelen Başbakan Ersin Tatar hükümeti de öyle düşünüyor ve şimdi Maraş’ı “açmak” üzere gerekli hukuki, diplomatik, ekonomik adımları atmaya hazırlanıyor…

Bu tek yanlı hareketi kabul etmeyen Rum tarafı, protestolar, BM ve AB nezdinde diplomatik girişimlerle karşılık vermeye çalışıyor. Ancak gelinin noktada, fiili durum ortadadır ve Türk tarafı da başlattığı bu süreci, karşılaşacağı zorluklara rağmen sürdürmeye kararlıdır.

Bu durumdan öfke ya da pişmanlık duyan Kıbrıslı Rumlara, Türk atasözleriyle bunun artık “faydası olmadığını” hatırlatmak gerek...

Neden bu kavga?

Kıbrıs meselesinin çözümü konusunda KKTC Cumhurbaşkanı ve baş müzakereci Mustafa Akıncı ile Başbakan Tatar ve hükümeti arasında derin görüş ayrılıklarının bulunduğu biliniyor. Ankara’nın da Akıncı’dan hoşlanmadığı ve Tatar’ı desteklediği de açık.

Bu ayrışma, Akıncı’nın “The Guardian” gazetesine verdiği bir demeç üzerine, bir kez daha ortaya çıktı.

Bunun üzücü tarafı, İngiliz gazetesinde çıkan yazının gösterilen sert tepkilerle saptırılarak tartışmanın gereksiz bir kavgaya dönüştürülmüş olmasıdır.

Akıncı, gazetecinin bir senaryoya dayalı sorusuna karşılık verirken, Türkiye’nin KKTC’yi ilhak etmek istediğini söylemedi, böyle bir senaryonun yararlı olmayacağını belirtti.

Aslında Ankara’nın böyle bir niyetinin olmadığı ve Kıbrıs için nasıl bir çözüm istediği, şimdiye kadar müzakerelerdeki tutumuyla çok açık. Dolayısıyla, KKTC’den Ankara’ya karşı sanki böyle bir suçlama gelmiş gibi sert ve kırıcı bir tepki göstermek, arzulanmayan bir ikilik ve gerginlik yaratır.

“Bir bardak suda fırtına”ya ne gerek var?