"Savaş oyunu"nda oyuna gelmemeli...

"Savaş oyunu"nda oyuna gelmemeli...

Sami KOHEN

KIBRIS'ta çok kritik anlar yaşanıyor. Son yılların belki de en tehlikeli dönemindeyiz.
Yunan - Rum tarafının sahnelediği "savaş oyunları"
(yani ortak tatbikat), bir Türk - Rum ve hatta bir Türk - Yunan çatışmasına - yani gerçek bir savaşa - yol açabilir mi?
Soruya mantık çerçevesinde verilecek yanıt, "hayır"dır. Çünkü bunun aksi, vahim bir hesap hatası, büyük bir çılgınlıktır. O halde, "bu "manevra" olsa olsa karşılıklı güç gösterilerine, sert beyanlara ve sonuçta gerilime tırmanmaya yol açar...
Peki bu tehlikeli tırmanma nereye kadar gider?
İşte asıl mesele budur.
Uluslararası diplomaside (özellikle Soğuk Savaş yıllarında) kullanılan bir terim var: "Brinkmanship." Yani "uçurumun kenarına kadar gelme" stratejisi.
Bu çok riskli bir politikadır. Çünkü "risk hesabı" yapıldığında, ufak bir kazanın veya bir hatanın, ilgili tarafları nerelere kadar götüreceğini kestirmek imkansız hale gelebilir. Mantıken "bir şey olmaz" diye düşünülse bile, bu, "kaza eseri savaş"a bile neden olabilir.
Kıbrıs'ta şu anda varılan nokta, maalesef böyle bir "brinkmanship"in yolunu açmış bulunuyor...
* * *
KUŞKUSUZ bu noktaya gelinmesinde birçok faktörler rol oynadı. Herhalde bu yıl toplumlararası görüşmelerle çözüm arama çabalarında ilerleme olsaydı, durum farklı olurdu.
Ama - artık birçok yabancı gözlemcinin de kabul ettiği gibi - tansiyonun birdenbire yükselmesine yol açan, Kıbrıs Rum yönetiminin S - 300 füzeleri ile oynamaya kalkıştığı oyundur. Eğer Klerides yönetimi, bu oyuna girişmeseydi ve Türkiye'yi bu derece kışkırtmasaydı, bugün gene durum farklı olurdu.
S - 300'lerin yarattığı krizin üzerine Rum - Yunan tarafı bir de Kıbrıs'ta "savaş oyunları" düzenlemeye kalkışınca, gerilim zincirine yeni halkalar eklenmiş oldu. Şimdi Türk tarafı da benzer güç gösterileri ile (hem Ege'de, hem Kıbrıs etrafında) karşılık veriyor. Türk ve Yunan uçakları dar bir alanda, karşı karşıya geliyor. İki taraf da, kuvvetlerini alarm durumuna getiriyor...
Mantıken "bir şey olmaz" veya "olmamalı" diye düşünsek dahi, kaza veya benzeri "ufak" bir olayın birden bire büyüyebileceği ve iki ülkeyi gerçekten "uçurumun kenarına" sürükleyebileceği olasılığını da gözden uzak tutamayız...
* * *
KIBRIS Rum yönetimi - ve Yunanistan - bu "oyun" ile ne elde etmeyi planlıyor?
Resmi ağızların öne sürdüğü argüman şöyle: Kıbrıs'ın kuzeyi "Türk işgali" altında. Çözüm yönünde bir kıpırdama yok. "Türk tehdidi" sürüyor. Kıbrıs (Rum kesimi) kendisini savunmak zorunda. Modern silahların alınması, Yunanistan ile ortak savunma anlaşmasının yapılması, bu amaca yönelik. Böylece Türkiye'nin yıllardır bölgede sürdürdüğü kendi lehindeki askeri denge değişmiş olacak...
Yunan - Rum tarafı bu değerlendirmeden de şu sonucu çıkarıyor: Türkiye bu şartlar altında eski politikasını değiştirmek zorunda kalacaktır...
Eğer Yunan - Rum tarafının değerlendirme şekli gerçekten bu ise, yanlış ve tehlikelidir.
Bir kere, onların aldığı her yeni askeri tedbir, Türkiye'nin daha sert tepki göstermesine yol açıyor.
Bu "gerilim politikası", ciddi çatışma - hatta savaş - tehlikesini yaratıyor.
Batı da, bundan çok tedirgin oluyor. ABD başta olmak üzere birçok ülke, füze krizinden Rum tarafını sorumlu tutuyor. Ve onu "ateşle oynamak" ile suçluyor.
AB ilke olarak gelecek yıl Kıbrıs'la üyelik görüşmelerinin başlamasını kararlaştırmış durumda. Ancak gerilim böyle tırmanırsa, AB Klerides'e "bu durumda müzakere olmaz" diyebilir...
Yunan - Rum politikasının bir hatası da, bu güç gösterileri ile "savunma" değil, "saldırı" senaryolarını sahnelemesidir.
Türkiye'nin veya adadaki Türk askerinin saldırdığı yok zaten. Buna karşılık en azından "savaş oyunları"nda, Yunan - Rum tarafı "saldırıyor". Gerçekten bu tür askeri bir harekatla Girne'yi "kurtaracaklarını" ve Türk tarafını dize getireceklerini mi umuyorlar?
Savaş riski yaratılmak istenmiyorsa, Yunan - Rum tarafı bu "oyun"dan vazgeçmeli.
Türk tarafı da kışkırtmalara kapılmadan, bu "oyun"a gelmemeye özen göstermeli...

Yazara EmailS.Kohen@milliyet.com.tr