Şimdi ne olacak?

Geçmiş yıllarda ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin “Ermeni soykırım tasarısı”nı her kabul edişinde, Amerikan yetkilileri Washington’da olayı izleyen Türk gazetecilerine şöyle derdi: “Boşuna telaşlanmayın. Bu tasarının Komite’den geçmesi bir şey ifade etmez. Ülkede kimse bunun farkında bile değil. Baksanıza, Amerikan gazeteleri bunun haberini bile yayımlamıyor...”
Eskiden öyle idi, ama bu kez farklı. Önceki günkü oylama ve onu izleyen gelişmeler, dünkü Amerikan basınında olduğu gibi, Avrupa ve dünya medyasında da ilk sıradaki haberler arasında yer aldı.
Bu kararın daha Meclis’e gitmeden sadece alt komitesinden çıkmasına bu kez bu kadar ilgi gösterilmesinin önemli bir nedeni var. Dünyanın gözünde Türkiye artık her yönüyle yakından izlenmesi gereken bir ülke. Bunda stratejik konumu kadar, uluslararası platformda oynadığı aktif rolün de payı büyük. Bu özellikle ABD -ve Batı için- çok önemli bir faktör...
Diğer bir neden de, Türkiye’nin bu meseleyi daha baştan sıkı tutması, Washington’a uyarılarını ve mesajlarını zamanında duyurmuş olmasıdır. Nitekim Türk yetkililer bu kararın çıkması halinde, hem Türk-ABD ilişkilerinin, hem de Türkiye-Ermenistan yakınlaşmasının büyük zarar göreceğini açıkça ilan etmiştir.

Stratejik gaf
Dünya basınının dahi önemsediği bu faktörlere rağmen, Komite’nin tek bir oy farkla da olsa, tasarıyı kabul etmesi, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun dün belirttiği gibi, ciddi bir “stratejik vizyon eksikliği”ni gösteriyor. Gerçekten “evet” oyunu kullananlar Komite toplantısında gözlenen siyasi ayak oyunları ortamında bir “stratejik gaf” işlemişlerdir.
Sonuçta, Türkiye’nin tüm yoğun çabalarına rağmen, olan oldu. Bunda belki de tek teselli geçmiş yıllara göre (bu benzer tasarıların Komite’ye 8. gelişidir) “skor” tahtasındaki oy farkının bire inmesidir: Ama tabii ki, Türkiye’nin bununla avunacak hali yok...
Şimdi öncelikle bu tasarının Meclis Genel Kurulu’na gitmesini önlemek gerekiyor. Bu, Obama yönetiminin görevidir. Türkiye’nin yapacağı şey ise, Başkan Obama ve ekibini, bu görevini zamanında yerine getirmesi için sıkıştırmaktır..
Geçmişte çeşitli yönetimler (en son 2005’te Bush yönetimi) bu tasarının Meclis’e gelmesini önleyebilmişti. Bu, şimdi Obama yönetimi için de büyük bir sınav olacaktır.
Başkan Obama’nın çabalarıyla, bu konunun Meclis gündemine gelmemesi olasılığı güçlü görünüyor. Aynı beklenti, Başkan’ın 24 Nisan’da Ermeni topluluğuna hitaben yayımladığı yıllık mesajının içeriği (ve kullanacağı terimler) için de söz konusudur.
Eğer bu beklentiler yerine getirilirse, Türkiye ile ABD arasında çıkabilecek ciddi bir kriz de önlenmiş olacaktır.
Kuşkusuz Komite’nin aldığı karar Türkiye’de haklı bir infial yarattı. Türk liderler Ankara’nın duruşunu net ifadelerle ortaya koydu. Davutoğlu dünkü demecinde Kongre’nin Türkiye’yi 1915 olayları için yargılayamayacağını, bu tür müdahalelerin ikili ilişkileri ve Ermenistan’la başlatılan normalleşme sürecini sarsacağını açıkça söyledi.

Kriz yönetimi
Ankara’nın gerektiğinde ABD’ye verebileceği karşılık ve atabileceği adımlar üzerinde birtakım düşünceleri ve planları var elbet.
Ama bu aşamada yapılması gereken şey, resmi tepkinin bir krize dönüşmemesine özen göstermek ve Washington’u bu karar tasarısını bertaraf etmeye sevk etmektir.
Komite’nin kararına kızıp, ulusal çıkarların gerektirdiği işbirliğini aksatmak ve girişilen açılımları askıya almak, akılcı bir davranış olmaz.
Kısacası, şu sırada etkin bir kriz yönetimine ihtiyaç vardır...