Suriye’nin hali

Doğu Akdeniz’de, Libya odaklı son sıcak olaylar, coğrafyanın öbür ucunda uzun süre dünya gündemine hâkim olan Suriye’deki durumu geri plana itti.

Bunda kuşkusuz Suriye’deki iç savaşın nispeten yatışmasının, siyasi alanda da fazla bir hareketin görülmemesinin büyük payı var.

Gerçekten son aylarda Suriye tablosu pek değişmedi.

Askeri alanda Rusya desteğindeki Esad rejimi, kaybettiği son ilerlemelerle pozisyonunu pekiştirdi. Ancak İdlib bölgesinde, bütün çabalara rağmen, ateşkes tam sağlanamadı, radikal gruplar etkisiz hale getirilemedi.

Bu bölgede göreli TSK’ya bağlı birliklerle cihatçılar arasında zaman zaman çatışmalar devam etti.

Siyasi alanda ise, barış sürecini başlatmaya yönelik girişimler adeta dondu: Cenevre konferansı hedefi bir yana, Astana sürecinden dahi söz edilemez oldu.

Tablonun geneline bakıldığında, aynı eski manzara görülüyor. Suriye’de Arap Baharı ile birlikte gelen iç savaş, BM kaynaklarına göre, 700 bin kişinin ölmesine, 5 milyondan fazla kişinin de (3.6 milyonu Türkiye’ye olmak üzere) başka ülkelere göç etmesine sebep oldu. Ülke içinde de, nüfusun yarısı evlerini terk etmek ve başka bölgelere kaçmak zorunda kaldı. Çatışmalar ve hava bombardımanı sonucunda ülkenin geniş bir kısmı yıkıldı, viran oldu. Buna hastaneler, okullar da dahil. Halkın büyük acılarını dünya televizyonlarına yansıyan o dramatik görüntüler dahi anlatmaya yetmez...

***

Suriye tablosunun en iç karartıcı yanlarından biri de, bölünmüş halidir. Ülkenin çeşitli bölgeleri, farklı iç ve dış güçlerin kontrolü altında. BM tarafından da meşru yönetim olarak tanınan Esad rejimi, tam egemenliğe ve toprak bütünlüğüne sahip değil. Yani bu “de jure” (hukuken) tanıma olayı, “de facto” (fiilen) sahadaki durumu yansıtmıyor. Uluslararası görüşmelerde devamlı vurgulanan “toprak bütünlüğü ve ulusal egemenlik” prensibi, Suriye için şimdilik daha çok bir temenniden ibaret...

Suriye tablosunda son zamanlarda görülen hareketsizlik bir yana, açıkçası bu bölünmüşlüğün yakında sona ereceğine ve özellikle dış ülkelerin kendi denetimleri altına aldıkları bölgelerden çekileceklerine dair en ufak bir işaret yok.

Bu durumda, Suriye’de çözüm süreci istikametinde bir gelişme de beklenmiyor.

***

Böyle bir ortamda ABD, kendince bir hamle yaptı: Suriye’ye karşı “Sezar yasası” adı altında yeni bir ambargo uygulamaya başladı.

Ülke ekonomisini büsbütün felce uğratmayı amaçlayan bu ambargo neyi değiştirecek? Hedef Esad rejiminin devrilmesini sağlamak mı? Bu gerçekleşecek olsa, Esad’ın yerine kim gelecek ve nasıl bir çözüm sürecine girilecek?

Washington’un bu konuda stratejisi pek açık net değil. ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’ya göre amaç, Esad’ı ateşi tamamen kesmeye ve barış sürecine katılmaya zorlamak. Yani ABD’nin beklentisi, Esad’ın ambargonun etkisiyle ve halkının tepkisi sonucunda “yola gelmesi”, barış süreci için ortaya konan şartları kabul etmesidir.

Amerikalılar genelde ambargonun gücüne çok güvenirler. Gerçi ekonomik baskılar halkın iktidarın politikalarına karşı tepki göstermesine yarıyor. Nitekim Suriye’de ekonomik sıkıntılar nedeniyle bazı sokak protestoları oldu. Ama bunun Esad’ın politikasını değiştirmeye zorlamasını veya rejimi alaşağı etmesini beklemek yersiz bir ümit olsa gerek. Nitekim ambargonun uygulandığı bazı ülkelerde benzer durumlar yaşandı. Sonuçta ambargonun yarattığı bütün sıkıntıları halk çekiyor, iktidardakiler bildiğini okuyor.

Yeni ambargonun ilk haftasında Suriye’den gelen işaretler de bu yöndedir.