Yeni yılda yeni dış açılım

Türkiye yeni yıla ilişkilerde geniş kapsamlı bir açılım hazırlığı içinde girdi.

Ankara son zamanlarda yaptığı değerlendirmelerde, aralarında müttefiklerinin de bulunduğu birçok ülkeyle münasebetlerinin kötüye gittiği ve ortaya çıkan sorunların ciddi gerginliklere yol açtığı noktasından hareket ederek, ilişkilerin düzeltilmesi için, artık yeni bir girişime ihtiyaç olduğuna karar vermiştir.

Bu konuyla ilgili eylem planı, yeni yılın ilk günlerinden itibaren hayata geçirilecek. Türk diplomasisi, bir yandan Batılı müttefikleri nezdinde atağa kalkarken, diğer yandan yakın bölgesinden de birtakım açılımlarda bulunmayı planlıyor.

Ankara’nın bu dış politika hamlesinin önümüzdeki günlerde ve haftalarda nasıl gelişeceğini şimdiden kestirmek zor, ancak böyle yeni bir çabaya başvurulması dahi önem taşıyor.

Batı cephesinde

Yeni açılımın ilk adresi, ABD’yi ve AB’yi kapsayan “Batı cephesi”dir.

Ankara, 20 Ocak’ta iş başına gelecek olan Biden yönetimiyle yapıcı bir müzakere sürecine hazırlanıyor. Amaç, son zamanlarda ilişkilerde büyük sıkıntı yaratan bir dizi ikili soruna çözüm bulmak, resmi ağızların deyişiyle iki ülke arasındaki münasebetlerde “yeni bir sayfa” açmaktır. Bu bağlamda uyuşmazlık konuları üzerinde müzakere süreçleri başlayacak, örneğin S-400’ler meselesinin ortak bir komisyonda görüşülmesi sağlanacak.

AB ile ilişkilerde de “yeni bir sayfa” açmak hedefleniyor ve yeni yılın daha ilk haftasından itibaren bir dizi karşılıklı ziyaret ve görüşme planlanıyor. Amaç hem AB ile mevcut anlaşmazlıkları halletmek hem de dondurulan üyelik sürecini tekrar canlandırmak olacak.

Bu arada Türk diplomasisinin dikkat çekici açılımının bir adresi de AB üyesi Fransa, hatta Yunanistan gibi son dönemde kriz yaşanan ülkelerdir. Fransa ile bu konuda yapılan zemin yoklamasından sonra, ilişkileri düzeltmeye yönelik diyaloğun başlaması söz konusu. Yunanistan ile de yapılamayan “istikşafi” müzakerelerin başlaması bekleniyor.

Tabii bu temasların sonuç vermesi, tarafların uzlaşma kararlılığına bağlı. Ancak oturup görüşmek dahi, ileri bir adım sayılır.

Ortadoğu cephesinde

Ankara’nın bir süreden beri sorunlar ve gerginlikler yaşadığı ülkelerle ilişkileri için belirlenen yeni açılımın adı “normalleşme”dir. Türkiye’nin, yakın coğrafyasındaki bazı ülkelerle (Suriye, Mısır, İsrail) diplomatik ilişkileri dahi kesiktir. Bunun özellikle Mısır ve İsrail bağlamında devam etmesinin artık normal ve pratikte yararı olmadığı değerlendirmesi yapılıyor.

Şimdiye kadar resmi çevreler, Türkiye’nin bu ülkelerle diplomatik ilişkilerini kesmesi konusunda şu tezi öne sürüyordu: Türkiye mazlumdan, mağdurdan yanadır. Suriye’de “zalim” bir rejim var: Mısır’daki iktidar “darbeci”, İsrail’deki de “işgalci”...

Bu gerekçeler manevi değeri yüksek, “ilkesel” bir tutum ifade ediyorsa da, uluslararası ilişkilerdeki pratiğe ve gerçeklere pek uymuyor. Kaldı ki Türkiye de benzer birçok durumda aynı ilkesel veya ideolojik duruştan çok, pragmatik bir tavır sergiliyor. Örneğin Kırım’ın işgali Rusya ile diplomatik ilişkileri kesmeye yol açmadı. Aynı şey Irak’ı işgal eden ABD için de söylenebilir: Uygur Türklerine zulüm uygulayan Çin için de... Kaldı ki Ankara en ciddi anlaşmazlıklar ve kriz halinde dahi Yunanistan, Fransa gibi ülkelerle de diplomatik ilişkilerini kesmedi.

Dolayısıyla, Ankara’nın bölge ülkeleriyle ilişkilerine bu gerçeğin ışığında yeni bir yön vermesi konusu artık gündemde.

Büyükelçiler düzeyindeki normal diplomatik ilişkiler, mevcut uyuşmazlıkların çözümü için de gereklidir. Normal ilişki olmadığı sürece, diyalog da olmaz, ortak bir anlayış da sağlanamaz. Nitekim son dönemde yaşanan tecrübe de bunu gösteriyor.

Türk liderlerinin son demeçleri bu konuda da yeni bir açılımın işaretini vermiş biliniyor. Şimdi iş bunun fiiliyata dökülmesine kalıyor.