YAVUZ ÇETİN’DEN YOLA ÇIKINCA

31 Ocak 2020

Hiç aklımda yoktu... Yazım için erken kalkarım. Ekranda ne var ne yok yazarım diye düşünüyordum. İnternette dolaşırken birden karşıma bir parça çıktı; ‘Dünya’. Yavuz Çetin ve Erkan Uğur çalışması. Dinledim.
Hani hayatta bazı buluşmalar vardır, o anın evrendeki büyüklüğünü anlamak, çok daha sonralarına nasip olur. Çetin’i Hayal Kahvesi günlerinden, mahçup gülüşü ve zarif duruşuyla hatırlarım. Bu parçayı dinlerken başka yerlere gidiyorsunuz. Bütün şu yaşanan garip, anlamsız, haksız ve terbiyesiz her şeyden uzaklaşıyorsunuz. Huzur duymanın hazzı...

Gitarcıların resmi geçidi

Ve sonra “Hey gidi günler, bu ekranda neler neler olmuştu” dedirten, 2011 tarihli ‘Disko Kralı Gitarcılar Gecesi’ bantını izledim. Türkiye’nin en iyi ve çoğu arkadaşım, hatta birlikte çalmaktan gerçekten gurur duyduğum gitarcılarının resmi geçidi vardı; Akın Eldes, Serdar Öztop, rahmetli Asım Can Gündüz, Gür Akad kardeşim, sevgili Batu Mutlugil...
Bu formatı düşünmeyi, o zaman izlediğimde ekranda vallahi pek üzerinde durmamıştım. Fakat bir öz eleştiri olarak, perşembe sabah 06.00’da izlediğimde, pek bir değerli geldi.

Gündüz entrika, akşam entrika

Geldi çünkü, ekranın 2000’li yıllar ortası kupkuru, renksiz ve kokusuz bir hal aldı. Televizyon gündüz fakir mahalle entrikalarına, akşam da ‘Türk usulü Brezilya dizileri’ne teslim oldu. Bir zamanlar tartışma vardı, şimdi ‘tartışmasız tartışmalar’ var.

Yazının devamı...

PARALI TV’DE BİR NUMARAYIZ

30 Ocak 2020

‘İzle, öde’ sistemiyle dijital yayın platformları gelir sıralaması yapılmış. Nerede? Orta Doğu ve Kuzey Afrika... Dijital TV Research, bizi bu ülke kategorisine sokuyor. Avrupa Birliği sinema ve TV verileri üzerine raporlarda, ‘Üye Olmayan Ülkeler’ kategorisinde yer alıyoruz mesela. Bir kolumuz Batı’da, diğer kolumuz Orta Doğu’da! İşte bu verilerde, geçtiğimiz yıl Türkiye’nin geliri dijital platform yayınlarında 908 milyon dolar olmuş. Bizi 563 milyon ile Suudi Arabistan izliyor. Üçüncü sırada İsrail var, 470 milyon dolar’la.

CAN YAMAN; HER ŞEYE RAĞMEN!

“Libidosu yüksek oyuncu vardır, düşük oyuncu vardır” sözleriyle pek değerli sanat dünyamızı ikiye bölmüştü. Hatta Genco Erkal, ki magazin dozu yüksek isimlere hiç bulaşmaz, bile yorum yapmıştı. Şahsen fazla bir alıp veremediğim olmayan oyuncu Can Yaman... Söylediği sözleri tasvip etmem, tabii ki mümkün değil. Ama yakışıklı olduğu ilgi ve alakanın yüksek olduğu da bir gerçek. İyi oyuncu başka, popüler başka... İspanya’da mesela hayranına ekranda “Arka odaya geçelim” demişti, tepki almıştı. Bu tepkinin sonucu, daha önce ‘Erkenci Kuş’ ve ‘Dolunay’ dizilerini yayınlayan kanal Divinity bakmış, ilgi ve alaka pek fazla, şimdi ‘İnadına Aşk’ı vermeye başlayacakmış! Haberde şöyle bir bölüm var; ‘Her biri iki saat süren 32 bölüm yayınlanan dizi bizde tabii ki daha kısaltılmış olarak ekrana gelecek.’ Hep söylüyorum, iki saat komedi olmaz. Hadi ‘dram’ ayağına bakıştırıyorsun, klip tadına sokuyorsun da bu ‘komikliği’ iki saat yapmak imkansız. Sonra “Dizi bitiyor” diyorlar, bitecek, ne yapacaktı başka?

Dizide oynar

Şimdi askerliğini yaptı ve bu durumu iyi kullandı. Annesiyle po verdi. ‘Artık usluyum’ mesajı. Bence yeni dizi projesi hayata geçer. Ben bir durum saptaması yapıyorum.

Yazının devamı...

Teoman emekliye mi ayrıldı?

29 Ocak 2020

Teoman, “Artık yoruldum, yılda iki ay konser vereceğim” diye bir açıklama yaptı. Ama tam bu sırada ilginç bir Instagram mesajı okuduk. “Uzun yıllar birlikte çalıştığımız Teoman ve ekibiyle, orkestra olarak yollarımızı tek taraflı ayırma kararı aldık”... Tabii bu kafa karıştırdı. “Ben emekli olacağım” dediği zaman dilimi içinde, kendi grubunun ‘Biz ayrılıyoruz’ demesi... Teoman emekliye mi ayrıldı, yoksa grup dağıldı, yeni bir proje mi olacak? Acaba bu mesajdan Teoman haberli miydi?

Her şey bir yana sonuçta Teoman, üretsin ve söylesin. Tabii onun değerli müzisyen arkadaşları için de yeni kapılar açılması, en büyük dileğim...

Sıla’nın kararı

Yeri gelmişken, geçenlerde kulağıma geldi. Daha doğrusu, müzik dedikoduları üzerine çeşitlemeler diyelim. Mesela Ezhel festivale çıkmak için acayip paralar istiyormuş. Hani konser başına 230 bin TL’den bahsediliyor. Geçtiğimiz yıl 80 ila 100 bin TL arasındaymış fiyatı! Laf o sırada star isimlerin orkestra elemanlarıyla muhabbetine geldi. Dedikodu bu ya güya Sıla evlendikten sonra o hızlı konserlere ara verecekmiş. Kendi orkestra elemanlarına bunu söylemiş. ‘Daha az konser olacak, siz başka işler olursa onlara bakın’, gibisinden bir yaklaşım. Bu ünlü isimler ve orkestraları arasında her daim olan bir muhabbettir. Ama dedikodunun kendisi, genel olarak piyasanın durgunluğundan ve işlerin öyle eskisi gibi yoğun olmadığı... Bu durumda o şarkılara hayat veren müzisyenler için de zor günler başlıyor gibi diyebilir miyiz?

Milyon kere festival

Milyonfest bir rekora doğru koşuyor. Bazı bölgelerde birden fazla noktada olacak, bazı şehirler de bu festivalle, ilk defa karşılaşacak. Bu sene 20’li rakamlara ulaşıyorlar. Hatta 23 diyebiliriz. Belli olanlara ek olarak bu sene Urla ve Çeşme mesela...
Ama flaş yer Malatya... Sonra benim kulağıma Van da geldi. Anadolu her zaman çok önemli...

Yazının devamı...

DİZİLER YERİNE BUZ PATENİ

28 Ocak 2020

1976 yılından beri TRT, ‘Biz bunu yayınlıyoruz’ mesajıyla ekrana getirdi. Şöyle bir film şeridi geçti. Çocukluğumuz ve gençliğimizin önemli anları diyecek kadar eminim ‘artistik buz pateni’ geceleri için... İtiraf edeyim ki, sonraları hele 2000’li yıllarda biz de terk ettik. Lafı uzattık yine, birden ev ahalisinin dolaşırken kumandası sabitlendi. Avrupa Artistik Buz Pateni Yarışması’nda bulduk kendimizi. Genç ev ahalisinin ilgi ve alakası görülmeye değerdi doğrusu. Elemelerin bir bölümü ve finalleri izledik diyeyim.

4’lü lutz yapabilmek

Zafer Akyol anlattı... Bu işin piri dediklerinden. Bir spikerin birçok disiplinden haberdar olması ne kadar önemli. Bu onun cümlelerine yansıyor. Müzikten nasiplendiğiniz zaman o sporculara eşlik eden eserin sadece adını söylemekle yetinmez, bir de bilgisini verirsiniz mesela... Hatta daha ileri gidip, bu eserin sporcuya uyum sağlayıp sağlamadığını da anlatabilirsiniz. Zaten bu spora olan hakimiyetinden söz etmiyorum bile Akyol’un. Onu, nasıl denir ‘yemiş yutmuş’ bir isim. Kadınlarda ilk üç Ruslar’ın oldu. Alena Kostornaia’nın 3’lü axel ve 3’lü toeloop yapan ender sporculardan biri olduğunu söyledi Akyol... Düştü, yine de birinci oldu. Üçüncü olan Alexandra Trusova 4’lü toe loop ve ikinci Anna Shcerbakova 4’lü lutz ve 4’lü flip denediler. Yani dünyada bu işleri yapabilen üç isim arka arkaya sıralandı. TRT Spor 2’ de yayınlandı. Sordum ‘Neden TRT Spor değil?’ diye... Anladığım bu sorum bile şaşırttı. ‘Pek izlendiğini düşünmedikleri’ kanısına vardım doğrusu. Biraz da bu kanalı tanıtmak amaç. Biz yeniden keşfettik ve izledik. Bilemem, belki bizim gibi izleyenler de olmuştur. Ekranın büyük bölümü ‘seviye düşük’ programlara imza atarken, böyle bir estetik şölen, bir kenarda kalmamalı.

Yazının devamı...

DEPREM VE EKRAN

26 Ocak 2020

Ekran, depremle bir sınav daha verdi. Türkiye’de çok sayıda haber kanalı var. Benim gördüğüm her kanal olabildiğince muhabir ve kameramanla Elazığ’a ulaştı. Deprem ve sonrası yaşananlar içinde CNN Türk muhabiri Fulya Öztürk’ün gözyaşları, durumun ne kadar vahim olduğunun belgesi gibiydi. Bir kurtarma çalışmasına da tanık olduk.
UMKE görevlisi Emine Kuştepe’nin enkaz altında kalan Azize Hanım’la yaptığı telefon konuşmasını izledim. Umut vermenin anlamı belki de Kuştepe’nin kurduğu cümlelerdi. Bunları söyleyebilmenin ne kadar büyük bir sorumluluk olduğunu da hissettirdi. Yaşama tutunmanın ne demek olduğu, o görüntülerde saklıydı. Sanırım bu depremin unutulmayacak ismi olacak.

CNN TÜRK’TE SÖYLEDİ

‘Depremi bildi’ haberleri vardı. “Doğu Anadolu fay hattı suskun uzun zamandır. 1500 yıldır Maraş civarında deprem olmadı. Elazığ-Bingöl arası risk var. Malatya fayı üzerinde uyarı verdi arkadaşlar” diyordu üç ay önce Hakan Çelik’e Naci Görür Hoca... O zamanlar deprem üzerine bir konuşma diye arşivdeki yerini almıştı
bu program.
Nice bilim insanı ekranda, Türkiye sallandıkça çıkıp anlatıyor. Araştırmaları, haritaları boy boy sıralıyor ve ‘deprem ülkesi’ olduğumuz gerçeğini stüdyolarda, kameralar karşısında söylüyor. Türkiye’nin bu gerçeği görmesi lazım. Çünkü çok sık yüzünü göstermeye başladı.

Yazının devamı...

AH BU DİZİ SÜRELERİ!

24 Ocak 2020

Ev ahalisinin hafta içi izlediği beş dizi var. Tabii ki ben daha fazlasına ‘mecburen’ bakıyorum. Takip ettiklerimin başında ‘Afili Aşk’ geliyor. Şahsen romantik-komedi dizileri arasında bugüne kadar en ‘sempatik’ ikili, Kerem ile Ayşe diyebilirim. Genç ev ahalisi, “Ama eski bölümleri gibi değil” dedi. Çünkü öyle istekli izlemediğini fark ettik. “Yine de güzel canım, evet süre uzun olunca, zorlanıyorlar” dedik ama sanırım, pek inandıramadık. Yapımın devamını sağlayacak malzeme var. Ama bu uzun süre... Özellikle komedi projelerinde... Dram olunca, bakışsınlar uzun uzun, burada olmuyor işte. Ev ahalisinin önerisi; “Şu diziyi bir saate çeksinler, bak nasıl rahatlayacaklar. Bu arada açık kanallarda bir ‘Afili Aşk’, bir de ‘Tutunamayanlar’ komedi adına mevcut!

FRENE BASMA...

‘Gerçek hayat hikayesi’ diye yazıyor. Ben de “Bak bunlar gerçekmiş” dedim eşime... “Gerçek olması diziyi izletmesi için yeterli mi yani? Bak sahne, bitmek bilmiyor” dedi. ‘Doğduğun Ev Kaderindir’de bir frene basma durumu mevcut. Konu ilerlemek istiyor ve önünde engel var. Hani nereden izlemeye devam etsen, konuyu kaçırman mümkün değil. Bu arada seyrettiğim bölümde Zeynep’in (Demet Özdemir) sahneleri fena durmadı. “Eğriye eğri, doğruya doğru, bak hiç rahatsız etmiyor oynuyor” dedim. Evlilik öncesi, kız isteme sonrası gelin olması filan... Eşim, “Bu sahnelere bakışı uymuştur. Yoksa hep aynı bakıyor” demez mi?

BİR CENTER HİKAYESİ

Hani Mecidiyeköy, hani Ali Sami Yen, hani center, hani inşaat, hani 10 can... ‘Zemheri’yi izlerken resmi geçit bu oluyordu. Asansör, dizideki gibi mi düştü bilemiyoruz. ‘Zemheri’ sonrasında Firuze’yi aldı, güya intikam almak niyetine, ‘zengin kulübüne’ soktu. Halbuki Firuze o mahallenin, o çilenin kadını olabilirdi. Sendika mücadelesi verebilirdi ve inadına direniş saflarında yer alabilirdi. Saf, duru güzelliği yine olur, yine aşkları ve nefretleriyle dolu dolu bir hikayenin içinde yerini alırdı. Yok illa ‘zengin sosuna’ batırılacak. ‘Zemheri’nin o ‘değişik konusu’ böyle evriliyor post modern Yeşilçam’a!

Yazının devamı...