TRUMP’I BAŞKAN İLAN EDEN TV KANALI

9 Aralık 2020

ABD’nin ‘Cumhuriyetçi’ medyasında büyük bir değişim var. Tutucu ABD’nin sembolü Fox News’te taşlar yerinden oynadı son seçimlerde... Cumhuriyetçilerin yüzde 60’ının en az bir defa izlediklerini söyledikleri Fox News, ilk defa böyle sarsılıyor. Son üç haftada izlenme oranı (çok izlenen zaman diliminde) yüzde 29 azalmış. Onun yerini, seçimden bir ay sonra kurulan kablodan yayın yapan kanal almış; Newsmax!

Sistematik aşağılama

Ne zaman Fox News, Biden’ın başkan olduğunu ilan etti, Trump ve ona oy verenlerin hışmına uğradı. ‘Sistematik aşağılama’ operasyonu başlamış. Trump’ın yeni müttefiki, Newsmax...

Başında İngiliz Daily Telegraph’ın ‘ABD’nin en etkili 100 muhafazakâr isminden biri’ diye bahsettiği ve Trump’ın yakın arkadaşı olan eski gazeteci Christopher Ruddy var. Peki neler yapıyorlar?

Seçimlerin hileli yapıldığını söylüyor, ekrana çıkan yorumcular Trump’ın yüzde 35-40 farkla seçimi aldığı yorumlarını yapıyorlar. Biden’ın ‘Kazandı’ haberini geleneksel medyanın ürettiğini iddia ediyorlar.

Bir yerde yaşanan gerçeğe paralel bir evren kurmuş bu kanal. Seçimlerden bir ay sonra kuruldu. 43 bin abonesiyle kabloda kendi halinde bir haber kanalıydı. Bugün milyonla ifade edilen bir izleyici kitlesine sahip. Seçim sonrası üç hafta içinde Fox News büyük bir düşüş gösterirken, çok izlenen zaman diliminde Newsmax, haberleri 370 bin izleyiciye ulaşmış. Yüzde 277’lik bir artış olduğu söyleniyor.

16 yıldır ilk defa

Trump’ın da en çok sevdiği program Fox’ta ‘Fox and Friends’. 1998 yılından bu yana sabah 06.00’da başlayan ve canlı yayınlanan bir nevi ‘haber/sohbet’ programı. 19 yıl sonra ilk defa rakibi ‘Morning Joe’nun

Yazının devamı...

‘TÜRKİYE’DE MÜZİSYEN OLMAK’

8 Aralık 2020

Nazlı Yerebasmaz’ın haberinde vardı Özdemir Ailesi... Baba saz ve org çalıyor, anne şarkı söylüyor. Ferhat Özdemir gözyaşları içinde üç enstrümanını sattığını söylüyor. Müzisyenin namusudur enstrümanı... Ekranda ‘esnaf’ garsondur, dönercidir, pazarcıdır, dükkandır, tekstil atölyesidir... Ya müzisyen?

Bir belgesel çok ses getirdi; ‘Türkiye’de Müzisyen Olmak’. Alper Erdinç ve Mert Gider’in yönettiği, Gizem Ertürk imzalı bu çalışmanın ilk bölümü bugüne kadar sümen altı edilmiş bir gerçeği eşeliyor aslında: Müzisyen bu ülkede kimdir? Bu ülke müzisyene nasıl bakar?

‘Senin işin nedir?’

“18 yaşından beri düğünlerde, yemeklerde, davetlerde, barlarda şarkı söylüyorum. ‘Müzisyensin, ee başka ne yapıyorsun?’ diye soruyorlar” diyordu Melek Mosso. “Çalgıcı olmak boş adam olmak” (Melih Bora).

Belgeselde 52 yaşındaki pazarda maske satan Müslüm Döner. Bir de onun YouTube’da muhteşem darbuka sololarını dinleyin ‘It’s Müslim Döner Time’ diye yazmışlar. Balık Ayhan, “Çalmadığım müzisyen yok” diyor. ‘Evde zeytin yok’ esprisinin gerçek olduğunu söylüyor. 

‘Birikimlerim sıfır’

Akın Eldes... Arkadaşlığın ötesinde bir kardeşlik diyelim, bir ömür daha doğrusu. Onun söyledikleri üstüne fazla konuşmak yersiz; “Biri 30, diğeri 40 senelik iki birikimim şu an sıfır”. Akın, ülkenin en önemli gitar ustalarından biridir. Aynı zamanda hatrı sayılır birikimde profesyonel rehber.

Müzik: Eğlence ve zenginlik!

Yazının devamı...

‘TELEVİZYON ÖLDÜ’ DİYENLERE!

7 Aralık 2020

İspanya’nın televizyon yayıncılar birliği UTECA bir araştırma yaptırmış. İspanyollar’ın yüzde 53’ü televizyonun (yani bir yerde ücretsiz olan kanalların) eğitici olduğuna inanıyor. Televizyon içeriklerinin internet ortamından çok daha yararlı olduğu düşüncesindeler. Bu sıralamada radyo ve yazılı basın daha sonra geliyor.

Bilgi yarışmaları belirliyor

Bu görüşü belirleyen yarışmalar oluyor. İspanya’da ‘Pasapalabra’ en çok izlenen program. Bizde bir zamanlar vardı ‘Passaparola’ ev ahalisi izlerdi. Metin Uca ile bütünleşen bir yarışmaydı. Bu konuda bize baktığımızda benzer bir durum var. ‘Kim Milyoner Olmak İster?’, ‘Kelime Oyunu’, ‘Ben Bilirim’ ve ‘3’te 3 Tarih’ İspanya’daki tablonun kopyası oluyor. ‘En iyi öğrenme yolu’ olarak da görüyor
İspanyollar yarışmaları (yüzde 71). Faydası var o kesin. Yazılı dönemden görsele bir sıçrama yaptık. Okumak zor, izlemek kolay yöntem. İzleyerek öğreniyoruz. Araştırmada bazı programların izleyiciye yararlı yeni bilgiler kazandıran mecra olduğunun da altı çizilmiş.

Kontrol mekanizması güçlü

Televizyon kanallarının internet ortamına göre tartışmasız iyi bir kontrol mekanizması kurduğu araştırmada belirtiliyor. Özellikle şiddet ve nefret söylemi ile ilgili. Programlarda ve haberlerde etik değerlere önem veren medya aracı yine televizyon araştırmaya göre.

Haberler ekranda izlenir

Haberler yüzde 81.5 oranı ile televizyondan takip ediliyor. Olağanüstü olaylar (yüzde 81.5) ve özellikle son dönemde koronavirüs haberlerinin başvuru yeri televizyon (yüzde 74.7).

Yazının devamı...

‘İYİ AİLE BABASI’ HİÇ FENA DEĞİL

6 Aralık 2020

Evet, kopukluklar var, ‘Ben şimdi ne yapacaktım?’ şaşkınlığı var. İşte tam o sırada bir espri geliyor, ters köşe yapıyor. “Bunda iş var” diyorsun. Yani gidip gelmeleri olan bir ‘İyi Aile Babası’.
Ev ahalisi birçok diyaloğa güldü. Mehmet Ali Pamuk (Çağlar Çorumlu), Aslı Pamuk (Şebnem Bozoklu), Arife Pamuk (Melek Baykal), Kerami Pamuk (Salih Kalyon), Rıfkı Pamuk (Timur Acar) daha ne olsun? Bitmiyor tabii... Aydan hemşire vardı (Beste Bereket) sonra Oğulcan (Berat Efe Parlar), Emre (Berke Üsdiken), Yağmur (Eslem Akar). Ve Yılmaz Gruda ki, sahnesi muhteşemdi. Sonra Ayhan Taş resmi geçidi oldu. İşin başında Selçuk Aydemir var.
Mizah kıpırtılarının etkisi buradan kaynaklanıyor. Değişim olmuş ekipte ve yeniden yazım yapılmış. Biraz ilk bölüm aceleye gelmiş, kulağıma gelen... Toparlarsa iyi bir komedi dizisi bizi bekliyor diyebilirim. Bu arada ‘gülme efektinin’ olmaması önemli.

SONRA AKŞAM DİZİSİ OYNUYOR

Gündüz kuşağının bir özelliği, anlatılan hikayelerin akşam dizi olarak karşımıza çıkması. En son geçtiğimiz hafta Didem Arslan Yılmaz’ın programında vardı. Programa gelen kardeşimizin eşi, iki çocuğunu alarak evden kaçmış. Fakat altından daha ince işler ortaya çıktı. Çocuklardan biri, kardeşimizden değil.
DNA testi yaptırmış. Soruyor, “Bu çocuğun babası kim?”. Soru işareti, olayı başka derin ilişkilere götürüyor. Eşi amcasının oğlu ile kendisini aldatıyormuş. Ve iddiaya göre bu vatandaş kendi öz kardeşinin karısı ile de ilişki içindeymiş. “Bu adam hem abisinin eşi ile hem de benim eşim ile ikili bir ilişki içinde” özeti böyle yapıyor stüdyoda. Bir de programa ilaveten eşinin herkesin ulaşabileceği bir internet sitesinde uygunsuz bir video’su mevcutmuş. Bir arkadaşı vasıtasıyla öğrenmiş. Bakınca eşini tanımış, “Benlerinden tanıdım” diyor. Bir ormanlık alanda çekilmiş! Ve tabii bir başka sosyolojik gerçek daha var. Bu olaylar, ‘soba dumanı kokan mahalle’ hikayeleri...
Bebek’te deniz manzaraları evlerde olduğu zannediliyordu hep. Gündüz kuşakları çıktı baktık, ‘entrika’nın dibi buralarda mevcut. İzleyici, ‘Ben hamileyim’ dizilerini merakla izliyor. Gündüz gerçeği, akşamda ‘sanal’ olanı ile günü tamamlıyor. Akşam senaryoya ‘Aile yapısına aykırı kötü örnek’ cezası geliyor o da işin raconu!

Yazının devamı...

MOĞOLLAR’DAN ‘ANATOLIAN SUN’ GELİYOR

4 Aralık 2020

Bugünü müziğe ayırdım. Çok değerli bir grubun anlamlı bir çalışması üzerine yazdım. 11 Aralık’ta yayında. İki şarkının kaydı biz dinleyicilere dijital ortamda sunuldu. ‘Iklığ’ ve ‘Haliç’te Güneşin Batışı’. Lisedeydim dinlediğimde bu iki parçayı... 70’li yılların o bereketli toprağından çıkmış iki şarkı. ‘Iklığ’, ‘Anadolu Pop Moğollar 1’ albümünde yer alır. Diğeri ‘Ternek’ 45’liğinin B yüzündeki şarkı.
Murat Ses benim bir klavye çalan vatandaş olarak, her daim ‘idolüm’ olmuştur. Bulutsuzluk Özlemi’nde ‘Güneşimden Kaç’ şarkısındaki sololarımda bu net görülür. Bugüne gelirsek, Moğollar’ın ‘sound’u olan tuşlu çalgıları (özellikle Hammond org) Serhat kardeşim (Serhat Ersöz) üstlendi. Zor bir işti. Ama öyle bir sırtladı ki grubu. Kendisini yakinen tanırım. Çok yetenekli, çalışkan, yaratıcı gıpta ettiğim bir kardeşimdir. Cahit Abi, sevgili Taner Öngür, sevgili Emrah her daim konuştuğumuz, kendilerine sevgi, öncesi, saygının ağırlıkta olduğu bir yakınlık hisederim. Bu arada kayıtta grubun 2011 yılından bu yana davulcusu Kemal Küçükbakkal yer alıyor hemen belirtelim.

Anında plağa kayıt yapıldı

Sordum, “Bu albüm nasıl çıktı? Özelliği nedir?” diye... “Kayıt direkt plağa oldu. Her yüzü bir günde kaydedildi. Öyle ki bir yüzü baştan sona çalmak zorundasın. Yani ilk üç şarkı iyi oldu ama dördüncü parçada sorun çıkıyorsa, o yüzü baştan çalıyorsun. Şarkı araları bile canlı. Eseri bitirdikten sonra
5-10 saniye bekliyorsun. O sırada enstrüman, ses değiştirme vs. yapıyorsun hızlıca, sessizce ve sonraki şarkıya başlıyorsun.”

Beş günde bitti

Albüm bu sistemle beş gün sürmüş. “İlk gün set-up yani enstrümanların kurulumu, prova ve alışma. Sonra her gün bir yüze konsantre olup, o yüzü kaydetme. Çift albüm yani dört yüz dört günde kayıt oldu.”

Ne zaman çıkıyor?

Yazının devamı...

BİR CÜMLEDİR FENA YAKAR

3 Aralık 2020

Emre Bol’un a Spor’da olay olan Mbaye Diagne yorumunu baştan sona izledim. Özetle Falcao üzerine sistemin kurulamayacağı ve Diagne’yi kazanmanın önemli olduğu, attığı goller sonrası, takımın ve oyuncunun birbirlerine daha da alıştığı, bunun devam ettirilmesi yönündeydi cümleler. ‘Sabah Sporu’ programının sunucusu Çiğdem Ceylan; “Paylaşımları filan çok enteresan. Şampiyonluk kutlamasına katılmamıştı” sözleri ile futbolcunun sıra dışı bir halini anlatmak istiyordu. Emre Bol atladı; “Bunlar cahil çocuklar. Senegal’de bu kim bilir okudu okumadı. Orada timsah yiyordu geldi burada topçu oldu.” Öldüren cümle tüm diğer ettiği sözleri bir kalemde silip götürdü.
Dünya futbolunda Afrika bir memba... Avrupa ülkelerinin sömürgesi ülkelerin, fakir aile çocukları onlar. Siyahı, beyazı futbolcu, soba dumanı kokan mahalle çocuğudur büyük çoğunluk. Böyle sosyo-ekonomik bir yorum yerine, mahallede arkadaşlar arasında futbol muhabbeti yapar gibi bir şablonu ekrana taşıyınca, ağzından böyle cümleler dökülüverdi. Hiç hoş olmadı. Haddini aşmıştır.

TRENİN LOKANTALARI

Discovery’de Josh Gates’in macera dolu gezintilerinden biriydi. Nazi askerlerinin 1941’de Petersburg’da Katerina Sarayı’ndan çaldığı ve ‘dünyanın sekizinci harikası’ olarak anılan Kehribar Oda’nın akıbetini kovalıyordu. İzini sürerken, Kırmızı Ok trenine bindi. St. Petersburg-Moskova arası çalışıyor. 1931 yılındaki ilk vagonların aynısı. Hızlısı da var isteyen ona da binebiliyor. Zarafet her yerde trenin içinde. Kompartmanlar, restoran... Karım ile aklımıza en son yaptığımız İzmir-Konya Mavi Tren seyahati geldi. Konsere gidişti. Akşam bir şey atıştırmadan evden çıktık. Tren keyfi lokantası ile olur. Oturduk garson geldi. “Yemekler bitti” dedi. Bir köfte kalmış. Mezeler de yok. Çünkü ‘bir duble’ mevcut değil. Bizden başka kimse yoktu. Loş ve kendi haline bırakılmış bir halde sallana sallana Konya’ya kadar gitti vagon.
Rahmetli nenem ile Ankara’ya gidişimizi hatırlarım. TCDD baskılı peçeteler, tabaklar, çatal ve bıçaklar vardı. Garsonlar temiz pak hizmet ederlerdi. Sonra İstanbul-Eskişehir konser gidiş gelişleri... İple çekerdik konser olsun diye. O lokanta sohbetleri için... Mavi Tren’in İzmir ilk kalkışı 1984. Tam 36 yıl olmuş. Geldiği nokta böyle. Sadece tren değil; o trene binen insanların da keyfi yoktu galiba.

Yazının devamı...

KONU İLGİNÇ AMA...

2 Aralık 2020

‘Bir Annenin Günahı’nın konusu izlenmek için çok müsait bizim seyirci nezdinde. Özellikle total izleyici. Kimse ‘modası geçmiş konu’ diye laf etmesin. Benzer çok dizi mevcut. Ev ahalisi bile ikinci bölümü “Bakalım ne olacak?” diye izledi. Yürümeyen bir şey var; oyuncu seçimleri. Kadro arasındaki oyuncu kalibre farkları çok fazla. Sahneden sahneye iniş çıkışlar yaşanıyor. Bir de yönetmenin takımı yönetmesi belki.

DOĞRU BİR SEÇİM Mİ?

Ev ahalisi ‘Kefaret’ dizisinde Mert Fırat ve Nurgül Yeşilçay eşleşmesinden hoşnut olmadı. Peki kim kime daha çok yakışıyordu? Ev ahalisinin çiftleri şöyle: Ne kadar kavgalı da ayrılsalar, Erkan Petekkaya ile Nurgül Yeşilçay ‘Paramparça’da. Mert Fırat ile Gökçe Bahadır ‘Ufak Tefek Cinayetler’de...

BİENAL VE ADANALI İŞ İNSANI!

‘Yasak Elma’ya Anadolu eşrafından yeni patron Hasan Ali Kuyucu karakteri girince işin rengi değişti senaryoda. Ne oldu mesela? ‘Kuğu Gölü Balesi’ skeçleri pek revaçtadır. Bale, opera, klasik müzik, resim gibi ‘entel ‘ işlerin hicvedilmesi pek sevilir bizde. Modern resim anlamayanlar muhabbeti bu bölümde kendini gösterdi. Ender o kendine has tepeden bakan hal ve tavırlar içinde odasına giriyor. “Modern Sanat Bienali’nin sponsorluğunu üstleniyoruz. Sorumlusu benim ve bir ay kaldı. Bütçeyi onaylamanız gerekiyor” der. Hasan Ali Başkan, “Ben bir şey anlamadım ne için?” diyerek bu ‘cahillik’ durumuna giriş yapar! “Modern Sanat Bienali” diye tekrarlar Ender. Hasan Ali; “Biz niye para ödüyoruz?”. “Bir nevi hayır işi”  Ender’in cevabı. Ve bomba gelir: “Ben hayır işlerine ‘Hayır’ demem. Ama bu bineel binael kimin garnını doyuracak ki?” İzleyicinin beklediği ve gülmekten yere yatacağı bir ‘kırolar sanattan ne anlar’ şablonu!

Bir de ilerleyen bölümlerde Kuyucu’nun dosyada bulunan bienal resimlerine bakarak, “Bir bahçe, bahçede bir direk, bunu ben de yaparım” sözleri bu işin tuzu biberi olur. Vahi Öz’den bu yana değişmez tema!

‘Ben işimi yaparım’

Erdal Özyağcılar dizide “Nedir işim, hangi karakter? Ha tamam, o iş benim” der gibi oynuyor. Sahnesinde hemen hakimiyetini kuruyor ve izlettiriyor. ‘Aile Arasında’ filmindeki muhteşem oynadığı Haşmet Kurt karakterini anımsatıyor.

Yazının devamı...

GERÇEĞİN ŞOVU

1 Aralık 2020

Hep kullanırım bu sözü... Ekran gerçeğin şovudur aslında. “Senaryosu olmayan, gerçek yaşamdan kaydedilmiş dramatik ve mizahi durumları ekrana yansıtan ve karakter olarak profesyonel aktörler yerine, gerçek kişileri kullanan, bir televizyon programı çeşididir” diye tarifi verilmiş ‘Reality Show’ yani ‘Gerçeğin Şovu’. Örnekleri göstermiştir ki durum hiç de öyle masum değildir. Gerçeğin şovunu ‘MasterChef’ yarışmasında yaşadık. Genç kuşak yarışmacılar vardı.

BİRDEN OLAY OLDU!

Pek öyle fazla kavga gürültü olmuyordu yarışmada. Kendi aralarında ‘genç işi rekabet’ hali vardı. Ve beklenen oldu! Yarışmacılardan Uğur’un 2013 yılında attığı küfürlü tweet’ler bulundu. 21 Kasım tarihinde Acun Ilıcalı, yarışmacıyı diskalifiye ettiğini duyurdu. Altı bölümde daha Uğur’u izledik. Ev ahalisi, “Bu kadar eleme atlamış bir isim yedi yıl önce küfretti diye atılamaz bunu daha önce bulacaklardı” diyordu zaten. Daha saf ve temiz buluyorlardı yarışmayı. Hatta yemekler ile ilgili yapılan sohbetlerin yararından bahsediyorlardı.

“Bant çekim” diyecekler. Sen altı bölüm yemek yaptıracaksın biz de “Şimdi mi atarlar? Yok bugün değilmiş” diye izleyeceğiz. Birden tam pota günü “Arkadaşlar siz yukarı, Uğur sen kal!” diyerek, “Suçluya kararını şimdi okuyacağız” diyeceksin.

Sonra yarım saat reklam ile bir güzel ‘gerçeğin şovu’ yapacaksın. Ardından gözyaşı ve ver müziği durumu... “Uğur’un yer aldığı bölümleri yayınlamayacaktın, madem diskalifiye ettin” dedi ev ahalisi. ‘Atılan tweet’leri’ kimsenin hoşgördüğü filan yok.

“Twitter maalesef bir küfretme yeri. Etmeyen yok. Bizde de dünyada da böyle” dediler. Uğur’un öyle mahkemede yargılanır gibi ekranda yargılanması ve kararın yüzüne okunması ev ahalisini pek bir üzdü. Zaten ‘gerçeğin şovu’ da bunun içindi.

Uğur cephesinde ne olur? Türkiye burası, seneye bugün unutulur. Uğur iyi bir aşçı ise yoluna devam eder. Instagram hesabında özür mektubu duruyor, takpiçisi 200 bini geçti. Yarışma için ev ahalisi, “Bizim için bitmiştir. Keyfi kalmadı işin” dediler. Gönüllerinde Serhat vardı.

Yazının devamı...