KADINLARI SEVMEK...

23 Ocak 2020

‘Hekimoğlu’nda Ateş ile Orhan’ın muhabbetlerinin kendine has bir havası var. Yıllar geçer, arkadaşlıklar sürer ve o dostlukların kendi cümleleri ve kendi konuları vardır. Sihirli sözcükler tekrarlanır her defasında... Yaşanmışlıklar artar, çocuk, eş, iş ve başka şehirler... Ne olursa olsun, yine bir araya geldiklerinde kendi dünyalarına giderler. Kimse bilmez oraları... Tahta bir kapısı vardır bahçenin ve kilidi biraz paslıdır. Açarsın, o ağaçlar hep oradadır, gökyüzüne perde çeker, saklı olanın korunması gibi... Böyledir arkadaşlıklar ve ben bu iki karakteri izlerken, bu hisse kapılıyorum. Meşhur Aslı’sı var Orhan’ın eşi, akşamları eve gitmiyor Orhan.
Dizinin devamında bu durum tekrarlandı. Son bölümde yine konusu açıldı;
“Ya bizim Aslı’yla aramız bozuk. Düzelteceğiz, ben karımı seviyorum.”

Aslı ile tanışacak mıyız?

“Biliyorum” dedi Hekimoğlu; “Onu da biliyorum. İlk karını da sevmiştin. İkinci karını da çok seviyordun. Aslı’yı da çok seviyorsun. Sen hatta hayatına giren nasıl olduysa evlenmediğin, bütün kadınları da çok seviyorsun. Senin patolojin bu, sevmek.” Orhan, “Ne var bunda, ne güzel” diyor. Ateş’inki bir tespit... “Mutluluğu nihayet buldum” dediğimiz tekerrür eden ilişkilerimiz olmadı mı? İlişkiler zordur. Her iki tarafın çuvaldızı kendine batırması acı verir. “Mutluluğu nihayet buldum”, biraz da işte bu iğneden korkmanın kaçış yoludur. “Bitti artık” dediğin anlar olmaz mı? Bizim Bulutsuzluk Özlemi’nin bir şarkısı vardır ‘Özgürlük Emek İster’... Sevmek soyut, bir bakış, ‘aşık oldum’ gibi anlık parlayan bir şey değildir. Sevmek, emek ister. Hayatın imtihanlarından geçmektir. Böyle cümlelerin yer aldığı onlarca kitap var değil mi? Hayatı çözmek üzerine... Ben bu iddiada değilim. Sadece hissettiklerimi yazdım. Yaşıyorsak ve kendimize soruyorsak, söyleyecek iki çift lafımız da vardır mutlaka. Tüm bunları yazarken, birgün Aslı Hanım’la tanışmak istediğimizi söyleyelim. Hep Orhan’ın tarafından izliyoruz. Bir de Aslı Hanım anlatsa neler olup bittiğini...

Yazının devamı...

GÜNDÜZ EĞLENCESİ!

22 Ocak 2020

Gündüz kuşağı cinayetler, insan kaçırma ve aile içi muhteşem ilişkiler resmi geçidi gibi... Yemek programlarında ise lezzetten ziyade, bir gerginlik hali mevcut. Ev hanımlarını soğan kavururken, ekranda eğlendiren isim, Kanal D’de ekrana gelen ‘Gelinim Mutfakta’yı sunan Fatih Ürek oluyor. Dedikodu tabii ki mevcut, ama tadında... Al Ürek’i evde sohbet et, valla doyum olmaz.

OYUNCU DEDİĞİN...

TRT 2 ‘Filmönü/Arkası’nı kaçırmayın. Sevgili Alin Taşçıyan ile Mehmet Açar sunumuyla filmin önünde ve bitiminde çok bilgilendirici bir sohbete tanık oluyorsunuz. Ev ahalisi, TRT 2 filmlerini yakaladıkça izliyor. Mesela ‘Maudie’yi izledik. Sonra ‘Taxi Driver’ sözünü ettiğim programdaydı... Bir daha nerede göreceksin bu filmi? Mehmet Açar aldı sözü, başrolde Robert de Niro var ve nasıl hazırlanmış anlattı:
“Tam bir metot oyuncusu (Elia Kazan tarafından kurulan Actor’s Studio’yu bitirmiştir. Bu yöntemle oyunculuk öğretilir. Karakteri bir aktörün parçası haline getirmek özetle). Bu rolü için taksiyle çalışıyor. O sırada İtalya’da Bertolucci ile film çekiyor. New York’a gelip taksi şoförlüğü yapmayı ihmal etmiyor.” Alin, biraz daha ekleme yaptı: “Taksi şoförü olmak için de ayrıca ehliyet almak gerekiyor. Üşenmemiş izinleri almış bilfiil taksi şoförlüğü yapmış. Bizde şöyle bir bakıyorum da dizilere... Meslekler çok, onun elbisesini giyen yok gibi. Ne avukatlar, ne yüzücüler, ne atletler, ne ressamlar, ne doktorlar ve ne dansçılar gördük sadece kartivizitlerinde yazan rollerini!

SPİKERLİK TEKLİF EDİLSİN!

‘Yasak Elma’da Yıldız, son bölümde tesadüfen girdiği stüdyoda hava durumu sunucusu oldu. Zehra’ya destek vermek için televizyon kanalına giden Yıldız, sonra yolu karıştırır ve kendini birden bu stüdyoda bulur. Yayına çok az bir süre vardır dinletemez, o sunucunun, kendisi olmadığını ve yayın başlar. Yıldız’ın kendi meşrebindeki hava durumu yorumu, stüdyoya ayağa kaldırır. Fakat çok beğenilmiştir tarzı ve teklif gelir genel müdürden... İzlerken aklıma, “Havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız iyi olsun” sloganıyla ekran tarihimizine damgasını vuran, Hülya Uğur geldi. Mimikler, saç, baş duruş, birebir Hülya Uğur. Acaba Eda Ece’ye hava durumu sunuculuğu teklif edilir mi?
Ben olsam, kaçırmam...

Yazının devamı...

TUTKULUYUZ TV İZLİYORUZ

20 Ocak 2020

Discovery araştırma yapmış; spor, yemek, dekorasyon, doğa, yaban hayatı, motor, otomobil gibi ilgi alanları söz konusu olduğunda, insanların ilham ve bilgi almak için televizyonu kaynak olarak aldıklarını ortaya koyuyor. Türkiye’de tutkuları tetikleyen mecralar arasında yüzde 93 ile televizyon ilk sıradayken, ardından sosyal medya ve diğer insanlar geliyor... 13 ülkeden 13 bin katılımcıyla gerçekleşmiş. Bizde tutku her anlamda tavan yapmış durumda bu araştırmaya göre...Discovery araştırma yapmış; spor, yemek, dekorasyon, doğa, yaban hayatı, motor, otomobil gibi ilgi alanları söz konusu olduğunda, insanların ilham ve bilgi almak için televizyonu kaynak olarak aldıklarını ortaya koyuyor. Türkiye’de tutkuları tetikleyen mecralar arasında yüzde 93 ile televizyon ilk sıradayken, ardından sosyal medya ve diğer insanlar geliyor... 13 ülkeden 13 bin katılımcıyla gerçekleşmiş. Bizde tutku her anlamda tavan yapmış durumda bu araştırmaya göre...

Tutku zenginiyiz

Araştırmaya göre, başka milletlerin dört tane tutkusu varken bizde bu 4.8’miş. Tutku sayısında G. Afrika’dan sonra ikinci geliyoruz. Tutku yaşı 16 dünyada, bizde onun da altında. Bu tutkuların kaynağı neler? Yüzde 30 ebeveynler, yüzde 22 televizyon. Yani Discovery kanallarını seyrediyoruz kısacası! Bir yerde araştırmayı yapan ve istediği sonucu elde eden bir DMAX, TLC, Discovery, Science, Eurosport, HGTV, Food Network, Investigation Discovery, Travel Channel ve Animal Planet ‘tutku üreten’ kanallar var. 

Hayatta mı, ekranda mı?

Yeri gelmişken durum ‘Gerçeğin şovu’ demek daha doğru olur. Televizyonun toplum ile ilişkilerdeki yorumu değişeli epey bir zaman oldu. Televizyon önceleri hayatımıza fazla karışmıyordu. Daha saf ve temizdi. Sonra ‘En iyi rehber ben olurum, her şeye karışayım’ dedi. Yaşama dair ne varsa ekrandan öğrenmeye başladık. Saçımızdan başımıza, dünya görüşümüzden cinsel hayatımıza, ağlamak gülmek, yemek yemek, doğa, kitap, müzik, sağlık, kıl dönmesi, evlilik, gezmek ve çok daha fazlası... Her alanda uzman, her alanda akıl veren, her alanda hükmedici... Ve bu yukarıda saydığım kanalların hepsi işte bu anlayışın ürünü. İzlemiyor muyuz? Bal gibi izliyoruz ve etkileniyoruz. Bu tutku mu oluyor? Onu bilemem bir merak, bir hayal, bir ulaşma arzusu belki... 

Yazının devamı...

KRALİYET REYTİNGİ!

17 Ocak 2020

İngiltere’de kraliyetin ‘televizyon tarihi’ vardır. ‘Kimin düğünü daha çok izlendi?’ durumu! Prens Harry ile eşi Meghan Markle Saraydan ayrılma kararı almıştı. Malum, zor günler geçiriyorlar. Ekran tarafında ters köşe bir karar alındı. Prens Andrew’un büyük kızı Beatrice, yakında evlenecek. BBC ve ITV nikah törenini yayınlamayacaklarını açıkladı. BBC, sadece haberlerde fotoğraflı ve kısa değineceğini açıklamış. Halbuki kız kardeşi Eugenie 2018 yılında evlenmiş, ITV ağı, üç saatlik bir yayın yapmış ve yaklaşık 3 milyon kişi izlemişti. Peki nedeni nedir? Baba Andrew’un artık ortalarda görülmemesi (bazı açıklamaları sonrası saraydaki hoşnutsuzluklar)
düğünün yayınlanmamasında rol oynadığı iddialar arasında...
Kraliyet düğünlerinin ekran macerası 1947’de başlamış.

En çok hangi düğün izlendi?

En çok izlenen Prens Charles ile Leydi Diana’nın düğünü olmuş; 28.4 milyon kişi seyretmiş. Prens Andrew ile Sarah Ferguson düğünü de ekranda iyi reyting yapmış; 18.7 milyon kişi izlemiş. Sanırım yayınlanmama nedenleri arasında dile getirilmese de, Andrew’un küçük kızının düğünü ekrana gelse bile ablasınınki kadar ilgi göreceğinin şüpheli olması. Bunu da düşünmek lazım!

STAR MUHALİF OLURSA!

Deepika Padukone... Bollywood’un en çok para kazanan starlardan biri.... Son filmi ‘Padmavati’, vizyona girdi. Milyonlarca kişi sokaklara döküldü. Dükkanlara saldırıldı ve sinema salonları basıldı. Başına ödül kondu, o derece...

Yazının devamı...

Yaramaz çocuk mecburiyeti ve ‘Tutunamayanlar’

16 Ocak 2020

İlk bölümü izledik ev ahalisi, “Valla iyi gibi duruyor, izlenir” dedi. İkinci bölüm başladı. Evde kıpırdanma yok. Halbuki birinci bölümde hoş cümlelerle serpiştirilen hikaye, olabildiğince akıp gidiyordu gülümseterek. Dizinin ‘yaramaz çocuk keyfi’nden ‘yaramaz çocuk olma mecburiyeti’ne evrildiği hissine kapıldık diyelim.

Ulus devlet göndermesi

İlhan (Zafer Algöz), Tarık (Doğu Demirkol) ve Şair Lütfü’yü (Barış Yıldız) kanatları altına alıp, 17’nci yüzyıla götürüyor. Şair Nef’i karşınızda... Odaya zenci haremağası girer. “Dardayım kendilerini hicvettiğim için kellemi istiyorlar” der Nef’i, yardım ister. Bu cümle mesela daha bir ‘hiciv yüklü’ olabilirdi. İlhan, “Bu kaçıncı ya? Akıllanmadı ki! (Şair için) Kalbini kırmadığı bir tek saraydaki zenci haremağası kaldı”. Şair Lütfü, “Zenci menci, ırkçılık yapma!” İlhan, “Bu devirde ırkçılık yok. Hele bir 100 sene geçsin, ulus devlet kurulsun, sen o zaman gör tantanayı...”
Çek çekebildiğin yere cümlesi!
Tesadüfen seçilmiş bir ‘espri’ değil. Adrese teslim gibi geldi!
Ha bir de ev ahalisi “Amerikan esprisi” dediği bir sahne vardı. Tarık, Eylem’e (Dilhan Naz Özgülüş) İrem’i yanına alması için ısrarda: “Olmaz diyorum Tarık. Amerika gibi geçici bir süre diye gelecek, evimden çıkmayacak.” Biz, “Yahu ne giydirdi!” ya da “Ne çaktı be, vay!” böyle cümleler bekliyoruz galiba!

‘SIFIR BİR’ YA DA ‘RAMO’

‘Sıfır Bir Adana’nın belli bölümlerini izledim, daha taze üzerine ‘Ramo’ geldi. Hani seyretmesem “Adana dizisi geldi” diyebilirdim. Bazen rahatsız edici sahneleri içimi daraltmıyor değil. Daral diyor sana, kavganın, küfrün, silahın özgürlüğü değil; yaşanılanların gerçeği. Giremezsin belki bu mahalleye ama bil ne yaşıyoruz, bil bizim de rüyalarımız, umutlarımız var. Ne kadar ‘Ramo’nun tipleri ‘manyak’ olsa, Hürriyet Mahallesi’nin harbi çocuklarının yanına yaklaşmaları mümkün değildi. ‘Ramo’yu izlerken tak diye bunlar aklıma geldi.

Yazının devamı...

KENDİNİ ELEŞTİREN DİZİ!

15 Ocak 2020

‘Yasak Elma’, kendi kendini eleştiren bir dizi... Hatta, genelgeçer, yerli yapım anlayışının da bir öz eleştirisi gibi... Ve bundan rahatsız değil. “Olayın farkındayım ama önemli değil, ben de aynı şeyi yapıyorum” diyerek,
yoluna devam ediyor. Leyla, projenin ‘taze entrika’ karakteri oluverdi. Son bölümde Yıldız, onun Halit’in yanında tekrar işe başlamasına karşıydı... Leyla da onu tehdit ediyor ve “Senin de bu işin içinde olduğunu Halit’e söyleyeceğim” diyor. Caner’le Ender arasındaki muhabbet şöyle: “Her gelen de kabak çiçeği gibi açılıyor maşallah. Yani, ‘Ben bu entrikalara bulaşmayayım, intikamlar almayayım’ diyen yok, hemen dalarlar.” Hayret acaba kim istiyor böyle olmasını?
Bir başka sahne daha, yine dizinin
senaryo vasıtasıyla kendi eleştirisini yaptığı; Halit, kızı Lila’nın Yiğit’le yeniden beraber olmasını istemiyor. Durumu çözmesi için Amerika’da yaşayan annesi Zerrin’i çağırıyor. Zerrin ise olan biteni öğrenince, kafası iyice karışıyor. Lila, annesini Yiğit’le tanıştırıyor ve birlikte yemek yiyorlar.
Ender de geliyor.
Zerrin, Ender’e “Hay Allah neler göreceğim daha... Giderken (ABD’ye yani) bir oğlun vardı (Erim’i söylüyor). Geldim, bir tane daha oğlun (Yani Yiğit) ortaya çıkmış. Benim kızımla evlenmiş, boşanmış” diyor.
Ender yanıt veriyor: “Zerrin’ciğim böyle detaylarda boğulma.” Söz, bize aslında...

Yazının devamı...

HABERİ EKSİK YAPMIŞLAR

14 Ocak 2020

‘Sefirin Kızı’, dünyada en çok paylaşılan dizi arasında üçüncü sırada yer almış’ diye bir haber... Orijinalini okudum. Evet doğru, ‘Sefirin Kızı’ dünyanın en çok konuşulanları aralık listesinde, ‘Social Wit List December’ üçüncü olarak, ilk üçteki tek Türk yapımı oldu. Ama eksik... Çünkü bu listede iki Türk yapımı daha var! Sekizinci sırada ‘Hekimoğlu’ ve Netflix’te yayınlanan ‘Atiye’, dokuzuncu sırada... Bu liste, ilk 10 olarak yayınlanıyor.
Ve bizden ortalama iki yapım, kesinlikle bu listede yer alıyor. Hatta ilk üç arasında mutlaka bir tane Türk dizisi oluyor.

FARKLI KONUKLARI İZLEMEK

‘Haber kanallarındaki tartışma programlarının konukları kadrolu’ diyebiliriz. Hatta sınırlar kendi programlarıyla kalmıyor, yeni başlayan varsa oraya da gidiyorlar. Bir nevi ‘ekranda uzman tartışmacı’ diye bir iş kolu oldu! Bu durumda, aynı yüzler bir orada, bir burada ‘görüntü tekeli’ oluşturuyor. Bundan kaçış, bazı kanallarla mümkün. Onlardan biri KRT... Ev ahalisi, Prof. Korkut Boratav’ı görünce şaşırdı. Sürpriz oldu. Hocamızın yazıları okunur da ekranda görmemiz ‘çeşitli nedenlerden dolayı‘(!) mümkün olmuyordu.
Belirteyim, bu kadronun sağı solu yok, yani her iki taraftan seçiliyor!

KANAL D SEÇİMİ YERİNDE OLDU

Filenin Sultanları, olimpiyat biletini aldı. “Almanlar’a salonu dar etti” demek, yerinde olur. Son anda yapılan bir değişiklikle maç yayını, Kanal D’ye alındı. Doğru bir karardı. Önce, teve 2’de yayınlanacağı duyurulmuştu.

Yazının devamı...