Yerli ilaç için hammadde yolda

Kovid-19 tedavisinde kullanılan ilaçlardan birinin jeneriğini üretme ruhsatı Türkiye’de Abdi İbrahim’de. Şirket 500 kutu ilacı üretip Sağlık Bakanlığı’na hibe etti. Üretimin devamı için hammadde geliyor, binlerce kutu hastalara ulaştırılacak.


Dünyada ve ülkemizde salgın büyüyor. Maalesef ölümler de artıyor. Bazı ilçe ve köylerin karantinaya alınması yaklaşan günlerin ön izlemesi gibi. İstatistikler maalesef Japonya, Güney Kore değil, İspanya olma yolunda ilerlediğimizi gösteriyor. Artan vakalara karşın hastalığı evinde atlatanları da gördükçe paniğimiz bir nebze de olsa azalıyor. Umudumuzu artıran gelişmelerden birisi de tedavi tarafında yaşanan gelişmeler. Kullanılan bazı ilaçların tedavide iyi sonuç verdiği görüldü. Bunlardan birisi Çin’den getirilen ve Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın yeni siparişlerin de verildiğini açıkladığı ilaç. Koronavirüsün tedavisinde başarılı olduğu kabul gören diğer ilaç ise sıtmayı tedavi ettiği bilinen ilaç.

Yerli ilaç için hammadde yolda


Sanofi’nin ürettiği bu ilacı, devlet vakaların görüldüğü ilk günlerde eczanelerden toplattı. Sağlık Bakanı Koca ilacı hastalar için kullanılmak üzere hastanelere dağıttıklarını açıkladı.

Üretim başladı

Sanofi’nin ürettiği ve ABD, Çin başta olmak üzere ilacı tedavide kullanan ülkelerin başarılı sonuçlar aldığını açıkladıkları ilaçla aynı hammaddeyi içeren ilacı, yerli ilaç üreticilerinden Abdi İbrahim de üretecek. Yakın geçmişte bu ilacın jeneriğini üreten şirketi ve ruhsatı devraldıklarını söyleyen Abdi İbrahim Yönetim Kurulu Başkanı Nezih Barut, ürettikleri 500 kutuyu Sağlık Bakanlığı’na teslim ettiklerini söyledi. Nezih Barut üretime devam etmek için Hindistan ve Çin’de buldukları hammaddeyi yarın Türkiye’ye getirip üretimde kullanacaklarını söyledi.

Yan etkisi var

Nezih Barut, umudun adı haline gelen ilaçla ilgili olarak, “Biz ilacı elimizdeki 1 kilo 250 gram hammaddeyle üretip tamamını Sağlık Bakanlığı’na hibe ettik. Bu ilaç öyle doktor kontrolü olmadan kullanılamaz, çok ciddi yan etkileri var. Testi pozitif çıkan hastalarda kullanılması gerekiyor” diyor.
Sanofi’nin ilacını Türkiye’de hastalar romatizma dahil olmak üzere halihazırda bazı endikasyonlar için kullanıyor.

İlacın yan etkilerinin olduğunu, gözde problem yaratabildiğini, aritmi yapabildiğini ancak doktor kontrolünde kullanılması gereken bir ilaç olduğunu üstüne basa basa vurgulayan Nezih Barut, üretmeye başladıkları ilacın Sanofi’nin ilacıyla aynı aktif maddeye sahip olduğunu, sadece hammadde tuzlarının farklı olduğunu söylüyor.

Hibe edecek


Peki, Abdi İbrahim’e bu ilacın ruhsatı nasıl geçti? Barut şöyle anlatıyor:

“1980’lerde Adana ve çevresinde çok fazla sıtma olmuştu. Kızılay’ın açtığı ihaleyi kazanan Dr. Mustafa Topal, 1980’lerde ilacı bize ürettirip piyasaya vermişti. Daha sonra ilacın fiyatı içindeki hammaddenin maliyetini dahi karşılamadığından ruhsatını bedelsiz olarak bize devrettiler.”
Üretim için hammadde tedarik ettiklerini açıklayan Barut, son gelişmeleri şöyle açıklıyor:

“Çin’den 50 kg, Hindistan’dan 134 kg hammadde pazartesi günü İstanbul’da olacak. Gelen hammaddeyle birlikte 70 bin kutu ilacı üretmiş olacağız. Hepsini devletimize hibe edeceğiz.”


Sektör teyakkuzda

Barut, “Ofislerimizi kapatmamıza rağmen üretime devam ediyoruz. Şu anda ilaç yokluğu diye bir şey söz konusu değil. Bağışıklığı güçlendiren ilaçlara karşı bir hücum olduğundan bu ilaçlarda bir sıkıntı vardı, çok miktarda tüketildi ama onlar da kısa sürede üretilecek” diyor.

Bilim Kurulu üyeleri başta olmak üzere doktorlar şu anda birden fazla ilacın tedavide kullanıldığını ve hastaların da büyük bir kısmının iyileştiğini açıklıyor. Amerika’da hafta sonu bu konuda yeni gelişmeler de oldu.

Salgın bizde de yerli ilaç üreticilerinin birçok ilacın jeneriğini üretmek için kamunun da desteğiyle çabalarını yoğunlaştıracağını gösteriyor.

#Evdekal koru, korun!

Sağlık çalışanları, Abdi İbrahim gibi yerli ve milli ilaç şirketleri elinden geleni yapıyor. Bu noktada bize düşen en büyük sorumluluk tehlike geçene kadar evde kalmak. Çünkü sahadan gelen haberler iyi değil maalesef. Her gün yoğun bakıma alınan doktor adı duyuyoruz, içimiz acıyor. Bir doktor kolay yetişmiyor. 8 yılı bulan eğitimleri boyunca sabahlara kadar ders çalışan, hastanelerdeki nöbetlerde sabahlayan doktorlar dünyanın en zor işini yapıyor. Üstelik bugünlerde her zamankinden daha kutsal bir şekilde yapıyorlar. Hayatları pahasına koronayla savaşıyorlar.

OHAL ilan edilmese de, vicdanen, ahlaken, Allah rızası için dışarı için çıkmayalım. Kendimizi de doktorlarımızı da koruyalım.

Kovid-19’lu anne adayına uyarılar

Koronayla ilgili olarak en çok merak edilen konulardan biri de hamilelikle ilişkisi. Bugünler de normal doğum mu, sezaryan mı sorusu sıkça soruluyor. Academic Hospital Yönetim Kurulu Başkanı ve Kadın Hastalıkları, Doğum ve Perinatoloji Uzmanı Prof. Dr. Zehra Neşe Kavak, konuyla ilgili şu bilgileri veriyor:

“Bu virüsün hamilelikte bebeğe geçtiği veya bebekte bir anomali yapma ihtimali görülmedi. Ama tabii konuyla ilgili tüm yayınlar Çin’den ve vaka sayısı çok az olan araştırmalar bunlar. Diğer koronavirüs çeşitleri olan SARS ve MERS ise hamilelikte çok ağır seyretmişti. Ölüm oranları bu salgınlarda yüzde 25’leri bulmuştu. Kovid-19 da bu virüs grubunda olduğundan, salgının hamilelerde daha ağır geçmesini beklemek mantıklı. Bu nedenle total izolasyon hamilelerde kesinlikle şart. Dış ortamla irtibatlarının olmaması gerekiyor.”

Yerli ilaç için hammadde yolda


Doğum için...

Peki, doğumda hangi yöntem tercih edilmeli?

Prof. Dr. Neşe Kavak bu noktada ise şu bilgileri veriyor: “Kısıtlı araştırmalara bakarak normal doğumlarda virüsün çocuğa geçtiğinin görülmediğini söyleyebiliriz. Sezaryen doğumların genel anesteziden ziyade belden uyuşturma dediğimiz teknik altında yapılmasında büyük yarar var. Yalnız enfekte hastalarda eğer semptomlar belirgin ise solunum sıkıntısı olduğundan normal doğum bu hastalarda sorun yaratabilir. Çin’deki vakalara baktığımızda bu hastaların çoğunlukla sezaryenle doğurtulduklarını görüyoruz.”

Vitamini es geçme

Peki, hamilelik testleri, kontrolleri ne olacak? Malum, bugünlerde bırakın hamileleri, normal insanların dahi hastaneye gitmesi riskli. Ancak kontrolleri, yapılması gereken testleri var. Özel bir sıkıntı yoksa bugünlerde hastaneye gitmemeleri noktasında hamileleri uyaran Dünya Perinatoloji Akademisi Üyesi Neşe Kavak’ın uyarıları önemli: “B12 ve D vitamini seviyesi düşük ise takviye alınmalı. Yumurta, ev yoğurdu, kuzu eti, küçük balıklar, somon, taze meyve, taze iyi yıkanmış sebze yenmeli. Ara öğünlerde ceviz, badem, fındık, hurma çok faydalı. Bol su ve ıhlamur tarzı bitkisel içecekler, günde iki litre su içilmeli. Demir, balık yağı ve vitamin takviyesini her gebeye veriyoruz. Ek olarak bu dönemde sabah akşam 500 mg olarak C vitamini alınmalı. C vitamini vücuttan hızlı atılır. Kanda sabit tutmak için sabah akşam almalı.”