Başlıyoruz...

Bundan tam 24 yıl önce, 1996 senesinde, “Asya Kaplanı” olarak adlandırılan dört ülke olan Tayvan, Singapur, Hong Kong ve Güney Kore’den esinlenilerek, “Anadolu Kaplanları” isimli bir yazı dizisi hazırlandı. Gazetede yayımlanan bu araştırma serisi büyük ses getirdi. İşte o tarihten sonra Anadolu sermayesinin gücü, azmi ve başarısı konuşulduğunda akıllara hep Anadolu Kaplanları ismi gelir oldu. Günümüze kadar gelen bu markanın yaratıcısı Milliyet Gazetesi idi.

Dönemin Ekonomi Müdürü Şeref Oğuz yönetimindeki gazeteciler, iki ay süren yoğun ve titiz çalışma sonucunda tüm illere giderek, mucize sanayicilerle teker teker görüştü. Tesisler gezildi, ürettikleri mallar incelendi, yarattıkları ekonomik değerler ölçüldü. Ve ortaya, Türkiye’nin dayandığı gerçek dinamizmi sergileyen gizli bir tablo çıktı; Anadolu Kaplanları.

Başlıyoruz...

Dinamizmin eseri

Korona salgını ve ekonomik durgunluğun olumsuz etkilerinin hissedildiği şu günlerde, Anadolu sermayesinin çalışma azmi ve dinamizmini ortaya koymak, Türk ekonomisinin gücünü ve potansiyelini bir kez daha göstermek için gazetemiz Milliyet, Anadolu Kaplanları serisi ile yeniden sahne alıyor.

Serkan Arman, Ebru Sungur, Fehim Genç, Hanife Baş, Duygu Erdoğan ve Aylin Rana Aydin’in uzun bir çalışma dönemi sonrasında hazırladığı birbirinden ilgi çekici şehir hikayeleri, Anadolu Kaplanları’nı bir kez daha ülke gündemine taşıyacak.

Spordan sanata...

Üstelik bu kez sadece işin ekonomi ayağıyla değil, Tayfun Bayındır yönetimindeki gazetemizin Spor Servisi, birbirinden ilgi çekici yazılarıyla Anadolu’da yanan spor ateşini kaleme alacak. Ayrıca sanat söyleşilerinden yazarlarımıza, bu illerle ilgili makaleler Milliyet’te eş zamanlı olarak yer bulacak.

Şu ana kadar bize ulaşan, yakında siz değerli okuyucularımızın da beğenisine sunulacak hikayeler gösteriyor ki, 90’lı yıllarda sessiz sedasız kendi mucizesini inşa eden Anadolu sanayisi, sadece geçmişte değil gelecekte de Türk ekonomisini sırtlamaya hazır.

Güngör Uras derdi ki

Türk sanayisi denildiğinde bir ismi unutmamak gerekiyor. O isim, merhum yazarımız Güngör Uras.

Kendisi sanayi ve üretim denildiğinde iş alemi ve basında akla gelen ilk isimdi. Bu yüzden bu son bölümde Güngör Uras Hocamızın sözlerine yer vermek istiyorum;

“Her konuda büyük üretim tesisi oluşturma şansımız yok. Ama sanayileşme stratejimizi belirleyerek bir veya birkaç sektörde büyümek zorundayız. Bunu yapabiliriz. Bunu başarırsak araştırmaya-geliştirmeye (Ar-Ge) dayalı, yenilikçi teknolojilere dayalı, rekabet şansı olan üretim gerçekleştirebiliriz. Üretmek demek katma değer yaratmak demektir. Katma değer ise bir mal veya hizmetin çıktı fiyatı ile girdi fiyatı arasındaki farktır.” (Milliyet; 2010)

Bu sözlere katılmamak elde değil. Dileğimiz başta sanayinin kalesi Anadolu illeri olmak üzere tüm Türk iş aleminin önce satış hasılatlarını, sonrasında da kârlılığı yukarı taşımaları.

Atlanmaması gereken yegane nokta ise hep katma değer artışını hesaba katmak olmalı.