Çedar soslu makarna

9 Mayıs 2021

Selam sevgideğer okurlar bugün kolayca yapabileceğiniz ve makarna sosu olarak kullanabileceğiniz bir tarif paylaşmak istiyorum.

Makarnalarımızı nasıl pişireceğimizi ilişkin yazımızı koy bir makarna demlensin başlığı altında paylaşmıştım. Bu yüzden pişmiş hazır bir makarnayı nasıl çedar sosuyla lezzetlendirebilirsiniz bundan bahsedelim.

Bunu hazırlamak için iki yöntem kullanabilirsiniz. Ya ketçap, mayonez gibi çedar sos olarak satılanlardan yada çedar peynirini rendeleyerek yapabileceğiniz bir yol izleyebilirsiniz. Önce pratik olanı anlatayım.

Öncelikle bir küçük soğanı mümkün olduğunca küçük doğrayın ve az biraz zeytinyağıyla bir güzel kavurun. Sonra bir fiske karabiber ve kekik ekleyip şöyle bir ufaktan karıştırın ki kekik de kavrulsun. Bir yemek kaşığı tereyağı ve bir paket (200ml) yemek kreması ile kaynatın, bir fiske tuz da attıktan sonra karıştırıp altını kapatın. Şimdi hazır çedar sosunu 1 yemek kaşığı dolusu ekleyerek karıştırın ve kendi sıcaklığı karıştırarak eritin. Şimdi makarnamızı bu sos ile karıştırarak servis edebilirsiniz. Varsa çedar peyniri yoksa kaşar peyniri rendesini ile soslanmış makarnanın üzerine gezdirin. Bir küçük maydanoz, nane yaprağı ile de tabağınızı süsleyebilirsiniz.

Çedar sosu bulamamışsanız çedar peyniriniz de yoksa üzülmeyin bunun yerine safran ve kaşar peyniri veya benzeri ısınınca eriyen bir peynir kullanabilirsiniz.

Çedar peynirine sarı, turuncu rengini veren şey annatto denilen Güney Amerika ve Afrika gibi tropik bölgelere özgü bir bitkinin tohumlarından elde edilen gıda boyasıdır. Türk Gıda Kodeksine Göre E 160(b) koduyla paketlerin üzerinde görebilirsiniz. Biz bunun yerine Safran kullanacağız ki zaten annatto için fakir safranı da deniyor. Çünkü pıtrak benzeri bir şeyin çekirdeğinden elde edilen annattoya karşılık bizim safran çiğdem cinsinden soğanlı bir kültür bitkisidir. Annatto yerine çedar sosumuzun rengini safranla verebiliriz ki çok daha kaliteli bir malzeme olduğunun altını çizelim lütfen.

Yine küçük küçük doğranmış soğanları az bir miktar zeytinyağı ile kavurun ve birer fiske karabiber, kekik, koyduktan sonra bir kaşık tereyağı, bir paket krema ve tuz da atarak pişirmeye devam edin. Şimdi safranı kullanabiliriz, yalnız fazlası zararlı olduğu için çay kaşığıyla azar azar istediğiniz rengi elde edinceye kadar kullanmanız daha faydalı olacaktır. Önceden hazırladığınız küçük bir kase (mesela çorba kasesi) peynir rendesini sosumuza ekleyip iyice karıştırın ve homojen (türdeş) bir hale gelince ocaktan indirin. Artık makarnaları soslayıp yine üzerine peynir rendesiyle servis edebilirsiniz.

Şimdi farklı bir öneride daha bulunacağım: Şahsen bu sosu hazırlarken krema yerine süt kullanıyorum ve makarnaları yarım pişirip sosla birlikte kaynatmaya bırakıyorum. Böyle yaptığım zaman peyniri en son makarna piştikten sonra ekliyorum ki makarna sütü çekerken peynir dibine çöküp yanmasın. Ben sütle daha çok beğeniyorum siz nasıl arzu ederseniz öyle yapın.

Yazının devamı...

Hamur nasıl kabartılır?

29 Eylül 2020

Sevgideğer okurlar e-posta sorularının ikinci kısmına bu yazımızda yanıtlar arayacağız. Genel olarak hamurlarının yeterince kabarmamasından veya piştikten sonra sertleşmesinden, keklerin kabarıp sonra çökmesinden, içeriğinin ıslak kalması veya istenilen yumuşaklık ve dokuda ürünler elde edilememesi gibi çeşitli soru ve sorunları anlamak için bir önceki yazımızda kıvam konusunu incelemiştik şimdiyse kabartmanın nasıl gerçekleştiğini anlamaya çalışacağız. 

Hamur işlerini yaparken mayalardan, kek ve kurabiyeler içinse karbonat veya kabartma tozundan yararlanırız. Ama bunların dışında iki yöntem daha vardır biri keklerimizi yumurtanın köpürmesiyle elde edilen kabarıklık ile yapmak diğeriyse hamur yaprakları arasına yağ katmanları oluşturarak elde edilen kabarma yöntemidir. 

Esas soru şu; Kabarma nasıl gerçekleşir?

Temel fizik şöyle diyor: ısınan hava yükselir! Hayır hayır biraz daha lise düzeyinde konuşalım: ısınan gazlar genleşir.

Hamur işlerinde kullandığımız mayalar organik olurken kek ve kurabiyelerimiz için kullandığımız karbonat, kabartma tozları inorganik kabartıcılardır.

Hamur işleri yaparken maya, kek ve kurabiyeler için karbonat veya kabartma tozu kullanırız. Bunun dışında biraz tecrübe gerektiren tariflerde yumurtayı kabartarak yapılan kek, mereng, beze gibi ürünlerde de havayı hapsetme yöntemini kullanırız. Bir de katmanları arasında yağ tabakaları bulunan milföy hamurunun kabarması da ayrı bir yöntemdir.

Organik kabartıcılar:

Mayalı hamurlarda mantar (Saccharomyces cerevisiae) kültürlerini kullanmaktayız. Piyasada yaş maya, aktif kuru maya veya instant maya türleri bulunur. Yaş ve kuru mayalar arasında tek fark nem oranlarındaki farklılıklardır. Mantar sporları santrifüj yardımıyla kuru madde oranı %30 civarında olduğunda yaş maya üretimi gerçekleşir. Daha sonra nem oranı ortalama %7’ye düşürüldüğünde kuru maya ve biraz daha kurutulmuş olan instant mayalar hazırlanarak uzun süre muhafaza edilme imkanına kavuşurlar. Bu mikro mantarlar üzüm kabuğunda ve koyu renkli meyvelerin kabuğunun altındaki beyaz tabakada yer alır ve aynı zamanda bira ve şarap yapımında da kullanılır. Alkol fermantasyonu sonucunda kalan tortuyla bira ekmeği de yapılmaktadır. Ülkemizde genel olarak ekşi maya nohut mayası ile elde edilen mayalar kullanılmaktadır. Nohut mayası ile yapılan araştırmalarda laktik asit bakterisi oranının maya mantarına oranla yüksek olduğu ayrıca aerob spor ve anaerob spor yapan Bacillus ve Clostridium türlerinin de etkili olduğu bir süreç gözlemlenmiştir.

Yazının devamı...

Kıvam tutturmak

20 Eylül 2020

Sevgideğer okurlar gelen e-postaları genel olarak ele aldığımda hamur işleri ve keklerde karşılaşılan sorunlardan bahsedilmekteydi. Bu tür sorunların yanıtı için öncelikle kıvam konusundan bahsetmemiz gerektiği kanaatindeyim. Özellikle klasik malzemelerin dışına çıktığınızda en önemli şey bileşenlerin niteliklerine bağlı olarak doğru orantıyı oluşturmaktır.

Kıvam bir şeyin yoğunluk, koyuluk derecesi anlamına gelir. Bu kıvam insanın yaratılışında bile kullanılmıştır. Çünkü yaratıcı insan için “Ahseni Takvim” kavramını kullanır. Ahsen, iyi güzel anlamına gelirken “takvim” (calender) tarih anlamında değil KIVAM anlamında kullanılmaktadır. İnsan çamuru denilen salsal, balçık kıvamının ayarlamasında su/toprak oranının bir ölçütü vardı elbette ama burada dikkate değer unsurlardan biri de toprak yapısında kum taneciklerinin büyüklüğü bir ölçüt elbette. Şöyle düşünün bir harç elde etmek istediğinizde çakıl taşlarıyla suyu karıştırarak çamur elde edemezsiniz o toprak parçalarının tanelerinin belirli bir ufaklıkta toz kıvamında olması gerekir ki su ile karıştırıldığında moleküler düzeyde bir hidrofilik bağ oluşabilsin. Urey-Miller deneylerinde kullanılan MUD (çamur)’unda toprağı moleküler düzeyde incelmeseydi hayat için gerekli olan amino asitleri elde edemeyecekti. Yani kısaca KIVAM söz konusuysa kullanılan malzemenin kütle/hacim, özgül ağırlığı ve yoğunluk miktarı gibi kavramlar önemli oluyor. Yaratılış ve kimyayı bırakalım ve hamurlara dönelim, sonuçta bizim işimiz değil, biz ekmeğimize bakalım!

Ekmek, kurabiye, kek, pasta ne yaparsanız yapın kullandığınız Un tipini doğru seçmeli ve ayarlamalısınız. Un tipleri DIN (Deutsches Institut für Normung) Alman standartlarına bağlı olarak sınıflandırılır. Fırıncılarımız bunları tip-1, tip-2 diyerek kullanmaktadır. Bu tipler 405 ile 1800 arasında sınıflandırılan unlardan en yaygın kullanılanı tip-550 genel amaçlı (baklava, börek, kek) unlar %9-12,5 civarında protein içerir. Ekmeklik olarak kullanılan tip-650 ise %11-13 arasında protein içerir. Proteinde kıvam için gerekli bir etken buna da değineceğiz. Un türü, tahılın ne kadar ince öğütüldü ile alakalıdır. Mineraller, lif ve vitaminlerin çoğunluğu tahılın dış kabuğundadır. Tip sayısı ne kadar büyükse kabuk bileşenleri o kadar fazladır.

Bunlardan neden bahsettik çünkü sınıflandırma yöntemine göre unların daha düşük numaralı olanları ince tip numarası yükseldikçe daha kalın taneli unlar tasnif edilir. Buna bağlı olarak yarı ince veya kalın öğütülmüş unlar sıvıyı daha yavaş emerler.

Tip-1150 Çavdar unu veya tip-1050 dinkel buğday unu daha iri tanecikli yapıda oldukları için kek, kurabiye ve bisküvi yapımında tercih edilmez ama karışık unlu ekmek yapımında kullanılır. Yani Siz çavdar veya tam tahıllı ekmek aldığınızda aslında o beyaz unla hazırlanmış ekmek hamurunun içine bir miktar bu unların katılmasıyla elde edilen ekmek çeşitleridir.

1700-1800 tipi unlar tam tahıllı diye bildiğimiz kaba öğütülmüş unlar olup koyu renkli ve içinde küçük tahıl kalıntıları bulunan keskin bir tada sahip unlardır. Yüksek numaralı un tiplerinin pişirilmesi de oldukça zordur. Bu unlar daha az su emdikleri için klasik unlarla hazırlanmış reçetelerdeki ölçülerin kıvamını tutturamazsınız.

Bir de unların sahip oldukları nem ve kuru madde miktarı farklılık gösterdiğinden mesela ramazan pidesi yapımında kullanılan unlar daha fazla su alabilmektedir. Üstelik yaşanılan bölgenin iklim, nem sıcaklık etkilerine göre hazırlanan hamurun, yapılan işin büyüklüğüne göre hissedilir derecede değişimler yaşanır.

Buğday unu ile hazırlanan bir hamur ile mısır unu ile hazırlanan hamurun ölçüleri aynı değildir. Mısır unu glutenin, gliadin içermediğinden gluten proteini oluşturmaz. Hamur yapımı sırasında uzun moleküller birbiri içinden geçen bir örgü haline gelir ve bu işlem sudan yağa kadar bir çok şeyi tutarak kendine özgü bir tat ortaya çıkartır. Ekmeğe yapısını kazandıran buğdaya özgü proteinler bu işlevi gören moleküller glüteninlerdir. Karıştırma sırasında uzun ve yaylı glütenin iplikleri suyla gevşeyerek oksijen yardımıyla uç uca birbirine tutunurlar. Bu uzun zinciler komşu zincirlere tutunur ve hamur yoğruldukça bozulan şekiller yeniden ve yeniden yapılanarak yumak halindeki gliyadin proteini, glüteni kayganlaştırır. Yoğurma işlemi devam ettikçe glütenin kendisine daha fazla yapışması ve nişasta yüklü bir protein kütlesi yani glüten oluşumu sağlanır. Yoğurma işlemi uzadıkça ekmek hamuru yoğunlaşır, elasitiki özellik kazanır. Bu yüzden ekmek hamurları uzun süre yoğrulduktan sonra mayası en son eklenir. Maya fermantasyonuyla proteinler arasındaki bağlar gevşeyerek hamurun yumuşaması sağlanır. Yeni yoğrulmuş hamurun elastik olması glüteninlerin birbiriyleriyle bağlarını gevşetmek için zamana ihtiyaç duyarlar. Bu yüzden hamurları yoğurduktan sonra bir süre dinlendiririz.

Yazının devamı...

Covid-19 ve Sağlığımız

2 Mayıs 2020

Değerli okurlar, her gün yeni bir gelişmenin duyurulduğu Covid-19 salgınıyla ilgili bilgi kirliliğine karşı BM Genel Sekreteri Guterres de uyarılarda bulundu. Ne yazık ki otoriteler bile geçen haftaki bulgularını önümüzdeki hafta değiştiriyor, aksini söylüyor mesela Dünya sağlık örgütü (WHO) tavsiye ettikleri Remdesivir isimli ilaç için bekledikleri sonucu alamadıklarını açıkladı. Virüsler karşısında ne kadar çaresiz olduğumuzun bir diğer örneği de her yıl gripten ölen insan sayısının 400-500 bin civarı fakat halen gribe karşı kesin bir çözüm bulmuş değiliz. Her yıl yeni grip salgınları gelecek yılın aşı ailesine katılıyor fakat gelecek yıl aynı tür virüs yerine değişim geçirmiş yeni salgınlar bizi yakalıyor. Asya gripleri de aynı şekilde 8-12 veya 21 yıl arayla Sars, Mers, Corona ve Corvit-19 olarak karşımıza çıkıyor.

Tek bir patojenden bile sakınıyorken neden vücudumuza aşı yoluyla virüsleri enjekte ettirmeye hazır olduğumuza şaşırabilir insan. Bunun nedeni virüslerin uyku ve uyanıklık diyebileceğimiz iki formunun bulunmasıdır. Yani Bakteriler gibi dehidrasyon (su kaybı) spor formu yerine solelli (levo) veya sağ el kaidesine göre kristal forma girerler. Bu sayede virüsler milyonlarca yıl hayatta kalabilirler. 2015 yılında Tibet platosunda donmuş halde 15 bin yıl öncesine ait 28’i daha önce hiç görülmemiş 30’u aşkın virüs çeşidi keşfedilmişti. Sibirya’nın kuzeydoğusunda ise Fransız araştırmacıların HIV’den 10 kat daha büyük virüslerin 30 bin yıldır uykuda olduğu öğrenilmişti…

Canlılık sol elli amino asitleri kullanırken virüsler sağ el ve sol el bükümüne göre canlı veya cansızlık arasında gider gelirler. Virüsler sol elli bükümdeyken bulaşıcı ve saldırgan olarak hemen konak hücreye doğru yönelerek ele geçirirler. Konak hücre virüs replikalarını (kopyalarını) üretmek için canla başla çalışır. Bu noktada kendi mikrobiyomuz bize düşmanmış gibi bütün enerjisini bu hücrelere doğru yöneltir. Bu kanser hücreleriyle virüslü hücrelerin diğer hücrelerden daha fazla enerji harcaması olayı guguk kuşlarının hilesine benzer bir durumdur. Kuluçka asalağı olan guguk kuşunun hilesini mutlaka youtube’dan bulup izleyiniz. Kendisinden daha büyük bir yavruyu beslemeye çalışan ebeveyn kuşların bütün enerjisini bu yabancı yavruyu beslemeye çalıştığını göreceksiniz. Biz de aynı yanılgıya düşerek maalesef bu yabancıları beslemek için ekstra enerji harcamaktayız. Beynin bu yanılgısıyla da hastalık süreci hızlanmaktadır.

Hücre faaliyetlerini yavaşlatmak, tedavi sürecinde önemli bir etken olabilir. Bu süreçte kesinlikle diyet yapmak gerekiyor, karbonhidrat içeren, şeker ihtiva eden meyveler dahil olmak üzere bütün besinler konusunda uzman görüşü alınmalı. Hücre faaliyetlerini yavaşlatmanın bir diğer yolu da biyolojik saat dediğimiz metabolizma takvimidir. Bu takvimi ayarlayan beynimizdeki epifiz (pineal) bezdir. Epifiz bezi psişik ve içgüdüsel yeteneklerimizi, uyku döngülerini ayarlayarak biyoritmin düzenlenmesinden sorumludur. Bioritm demişken hemen şu ayrıntıyı da not düşmemiz gerekiyor. Biortim eğrilerinin izlediği periyodlar 28 günlük takvimler oluşturur. Corona ve Corvid-19 denilen bu iki virüsten birisi 14 günlük uyku evresine sahipken, Corvid-19 kodlu virüsün bioritminin 28 günlük eğriler izlediğini görülmektedir. Virüs’ün dünya geneline yayılması maalesef virüsün 14 yerine 28 gün hilesiyle karantine sürecini aşarak yayılması sebep olmuştur. Astrologlar bu konuyu daha iyi anlayacaktır ki zaten Corona virüs’ün birden bire yayılmasındaki etmenlerden biri de güneş tutulmasıdır. Geçtiğimiz Aralık ayının 26’ında gözlemlenen güneş tutulmasının virüsler üzerindeki uyandırıcı etkisiyle birden pandemiye dönüşmüş oldu. Çekirge istilarında olduğu gibi birden bire ortaya çıkan çekirge sürüsünün aniden tekrar kaybolması gibi virüs’ün de 21 Haziran 2020’deki bir tutulma olayında yada bu tarihten evvel yaşanacak bir güneş patlaması (güneş patlamalarının virüsler üzerinde olumsuz etkisi) sayesinde virüsler yeniden uyku moduna dönebilirler. Tabi şunu düşünmek gerekiyor 26 Aralık 2019’daki güneş tutulması virüsleri uyandırmışsa 21 Haziran 2020 tarihli tutulmanın tekrar uyutacağı sadece bir ihtimal. Çünkü burada iyimser olarak çivi çiviyi söker mantığıyla yaklaşıyoruz. Bu tarihten daha önce 5 Haziran 2020’de Suudi Arabistan, Güney Hindistan ve Endonezya hattında ilerleyecek olan Ay tutulması fenomeni gerçekleşecek. Ay’ın da doğa üzerindeki etkileri düşünülünce bu tarih içinde umut dolu olmak gerekiyor.

Virüslere karşı kesin bir zaferle çözüm üretebilmiş değiliz mesela grip (influenza) salgını her yıl yenilenir. Grip aşısı ürettiğimizde geçen salgının virüslerine karşı bağışıklık kazanmış oluruz fakat asya gripleri (Sars, Mers, Mol) genel ismiyle K-Code-19 serisi virüsler… Bunlar geri çekilirken yarı ölü influenza tipi virüsler bırakırlar ki doğal grip aşısını oluştururlar. Yani antikorlarımız bu güçsüz virüsleri yediğinde onları çözümleyerek silahlarını öğrenir ve gelecek salgında aynı virüse karşı bağışıklığımız güçlenmiş olur. Bu da grip aşısı ailesine katılan o yılın güncel aşısı olarak kataloglanır… Virüslerin kristal formuna dönmeye başlaması onların uykuya geçtiğini ve geri çekildiğini gösterir ki bu belki de onların mart kedileri gibi üreme evresini tamamladığı bir gök takviminden kaynaklanıyor olabilir. Tabi bunu kesin olarak bilememekle birlikte bildiğimiz bir şey var ki o da onların toprak altına geçtiği. Orada böcek türleri özellikle karınca ve çekirgelerde konuk olduğunu biliyoruz. Bu tür böceklerle beslenen, onları burunlarıyla vakumlayarak çeken, karınca yiyenler virüsleri infuenza salgılarından gereçerken yeniden sentezlenerek uyanırlar. Özellikle Peygamber Devesi denilen hayvan Corona virüslerin kültür ortamını oluşturur… Zırhlı hayvanlar Asya Ornitorenk (Armadillo) ve Çin Ornitorenk’i olan Pangolins, burunlarıyla toprak altından böcekleri hortumladıklarında yüzyıllardır uyuyan Corona virüsleri kendi infulenzalarına katarak taşıyıcı olurlar. Bunlara domuz, kutup ayısı ve kuş türleri de katılarak taşıyıcı hayvanlar olarak ortaya çıkarlar. Bu yüzden araştırmacıların açıklamalarında farklı bu tür hayvanların ismi geçmektedir. Mers hayvandan insana, Sars insan’dan insana geçerken Corona insandan hayvana ve tekrar insana iade edilen bir döngüye sahip olmasından dolayı korkutucu bir postulattır. Corona’nın konakladığı böcekleri insanlar yemez fakat böcek yiyen hayvanlar insana bulaştırmada taşıyıcı rolü üstlenirler…

Biyoritim ve göksel takvimlerle virüsün döngüsünden bahsetmeden önce; hastalar için metabolizma faaliyetleriyle ilgili epifiz bezinden söz ediyorduk. Karanlık ortamlar epifiz beziyle ilgili olarak olumlu etkiye sahiptir. Kanserli hastalarda tümor faaliyetlerini yavaşlatmak içinde kullanılan bu yöntem aynı zamanda virüslü hücrelere karşı da yararlı bir etki bırakacaktır. Epifiz bezi biyoritmimizi uyku moduna aldığında hücreleri uykuya geçirmesiyle birlikte bünyedeki virüs üretimi de yavaşlar ve hastalığın seyri yavaşlamış olur. Epifiz bezinde elektromanyetik dalga yoğunluğuna duyarlı Pineolasit hücrelerinde melatonin salgılanmaktadır. Bu salgıdan triptofan denilen aminoasitler elde edilir. Bu sayede seratonin üretilir ve insanda mutluluk, canlılık ve zindelik hissi veren bir nörotransmitter harekete geçerek tedavi sürecinde etkili olur. Fransız araştırmacılar nikotinin corona virüslerin bağlandığı reseptörlere karşı önleyici etkisi olduğunu düşünerek sigara içenlerde daha az bulaşma riski olduğunu düşünüyorlar. Fakat sigara içmeye gerek yok çünkü epifiz bezinde salgılanan melatonin içindeki triptofan dizeleri karaciğerde yıkıldığında ortaya nikotinamid çıkar. Nikotinamid türevleri aynı zamanda tansiyon ve kalp hastalarının kullandığı dil altı ilaçlarda niasinamid etken maddeleri olarak yer alır. Niyasin, nikotinik asit yani B3 metabolizmasında gereksinim duyulan zorunlu bir vitamindir… Mutlu ve umutlu olmak, depresyona karşı mücadele etmek için loş ışıklı ortamlarda bulunmaya özen göstermeniz yatarken tamamen karanlık bir odada uyumanız yeterlidir. Dikkat ederseniz eğlence mekanlarında da doğal olarak insanlar loş ışıklar altında gayet mutludurlar.

Bağışıklığımızı güçlendirmemiz açısından beslenmemiz yani vücuda alınan materyaller büyük önem taşır. Sindirildikten sonra glikoz şekerine dönüşecek olan karbonhidrat içeren besinleri ölçülü tüketmelisiniz. Bu süreçte şekerden uzak durun sadece meyvelerden belki çok canınız çekerse tadımlık tüketebilirsiniz zaten kanser hastalarının kesinlikle uzak durması gerekmektedir. Besleyici ve yararlı besinlerden birisi de balıktır. Bu günlerde çarşıya pazara pek gitmekten herkes gibi bende kaçındığım için internette ararken rastladığım balık çorbası isimli web sitesinden online sipariş vererek aldığım çorbalardan da bahsetmek istiyorum. Kuşkonmaz, karnabahar, fesleğen, yer elması, zencefil, portakal, brokoli, tarhana çorbası vesaire say say bitmeyen çeşitleriyle la bu ne demek geldi içimden. Bu çorbayı üretenlerle aynı kafadan olduğumuzu fesobaço, kuşsobaco, yekubaço, portabaço, baço baçoo o dedim baçoo yenir bu (yani bacanak anlamında diyorum ama aslında balıkçorbası’nın kısaltması)… Hakikaten insan ilk görüşte la bu ne diyor balık çorbasına bir burun kıvırıyor. Ama tadına baktığınızda inanılmaz bir lezzet gerçekten bu işi iyi yapmışlar ve onlar da bizim gibi düşünüp “labune” ismini vermişler… Sizlere tavsiyem balık çorbası web sitesini ziyaret ederek bir deneyim yaşamanız. Çünkü gerçekten de balık çorbasının besin değerleri muhteşem. Balıkları tava ve ızgaradan daha çok buğuluma yöntemiyle pişirdiğimiz zaman daha yararlı olmaktadır. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Çolakoğlu bu konuda şöyle diyor;

“Yağlı balıkların genellikle ızgara yapılarak, az yağlı olanların fırında, yağsız olan balık türlerinin de genellikle yağda kızartılarak tüketilmesi gerekmektedir. Ancak yağda kızartılan balıklar, daha kalorili olmakta ve yağda çözünen vitaminler pişirme sırasında yağa geçtiğinden, vitamin açısından daha fakir hale gelmektedir. Bu sebeple mümkün olduğunca balıkları ızgara veya buğulama şeklinde tüketmek sağlık için daha faydalı olmaktadır.”

Yazının devamı...