Cennet açlık hissedilmeksizin yeşil ile tasvir edilir çünkü yapısı kendinden klorofil içeren doğal besin ortamıdır. Böyle bir besin ortamında zaten açlık çekemezsiniz. Cenneti, anne karnındaki plesanta sıvıları içinde besin ve yaşam ortamı olarak betimleyebiliriz. Amniyon sıvısı bebeğin yaşam ortamıyken cennette böyle... ennetten söz edildiğinde doğa, yeşil ve ırmaklar yani tatlı su aklımıza gelir ya da böyle yerleri gördüğümüzde cennet gibi benzetmesi yaparız. İlk insan çiftinin canı bir şey çektiğinde o şey onlara doğru (Tuba ağacının dalları uzanır veya anka kuşu) yönelirdi. Rivayetlere göre o kuş insanın içinden geçer ve kendi lezzetini bırakırdı. Metaverse popülerleşen “Hologram” hayatlardan söz ediyoruz. İlahi öğretilerden anlaşıldığı üzere cennet yaşantısı, evrenimizin fizik yasaları üzerinde daha üst boyutlar içerdiğini düşündürtüyor. Bu anlatılar da Cennete ait olmayan dünya toprağı 4 boyutlu mekanın bir başka yaratılışa ait olan yerde insanı her iki evrensel mekanizma ile iç içe yarattığını gösteriyor. Bu yüksek boyutlu yaratılışın gerçekleştiği yerde yeşeren zakkum ağacının verdiği meyveyi, insan ısırmakla kalmadı aynı zamanda kendindeki 7 boyutun içe kıvrılmasına 4 boyutlu uzay zamanın dışa yayılmasına neden oldu. Belki de o güne kadar hologram lezzetler tadan insan ilk kez 4 boyutlu bir meyveyi ısırarak sindirim ve dışkılama ihtiyacı duydu. Alt tarafı beslenme eylemiydi fakat kozmik değişimlere neden olundu... Doğum olayı da aslında böyle bir değişimin göstergesidir. İnsan anne karnında göbek kordonuyla sürekli doyum halinde rahim evreninde yaşarken kendi kabına sığmayıp dünyaya doğar…

Evrensel yasalar cansızlarda fizik kuralları canlılarda davranışsal zeka insanlarda ise ahlaki değerlerle kendini gösterir. Evrende her şeyin bir yaşamı ve hayatta kalma çabası vardır. Bu bir fazdan diğer faza geçme ihtiyatıyla hareket eder. Canlılığın devamı kendine benzer bir varlık bırakmak olarak görülse de insanoğlu fikir ve düşünceleriyle ölümsüzleşmeyi başarmıştır. Ölümsüz düşünürlerden Aristo yaratılışa dair dört temel bileşen önerdi. risto’nun hayat kuramı çok basit bir şekilde;

YEMEK >> TOPRAK

İÇMEK >> SU

ÇEKMEK >> HAVA

SİNDİRMEK >> ATEŞ (besini kalori olarak kullanmak)

Bütün besinlerimiz topraktan gelir. Hayır hayır aslında bütün hayatın kaynağı güneştir ve bizlerde güneş enerjisiyle çalışmaktayız diyen görüşlerde vardır. Buna göre güneş ışığı bitkiler tarafından besine dönüşür, o besini doğrudan veya hayvanlar üzerinden yine bizler tüketiriz. Ama bir başka absürtlük daha var. Sindirim işlemi sırasında bakteriler de bizden yerler… Sadece bağırsaklarımızda 2kg bakteri varken her bir hücremize karşılık 10 katı kadarı bizimle birlikte yaşamaktadır. Bütün fajlar (bakteri) plazmoiddirler bu nedenle su doğasından kaynaklıdır. Ama Vireler (virüs) ateş doğalıdır ki zaten yüksek sıcaklıklarda yaşayabilen archeovireler erken dönem evrim enstrümanlarındandır…

Doğa ananın bize sağladığı besinleri bitkisel veya hayvansal afiyetle yeriz. Doğada suyu bir kaynaktan içebileceğimiz gibi bir hayvanın memelerinden süt olarak ya da bir portakalın, karpuzun, Hindistan cevizinin içine depolanmış halde de bulabiliriz. İçimize çektiğimiz havanın kalitesi bile hayatın kalitesini değiştirir. Oksijen sadece kanı temizlemekle kalmaz çünkü o yakıcı bir şekilde metabolizmamızı hareketlendiren ateş rolünü üstlenir. Besinleri sindirmek ateş kategorisi içerir çünkü ATP üretimi sırasında ısı enerjisi ortaya çıkar. Bu da yaşamın sürekliliği için gereken enerjiyi sağlar. Sıcak uçtan soğuk uca doğru genişleyen evrende zaman oku geleceğe doğru akar. Dolayısıyla hareket için entropi (ısı) enerjisine ihtiyaç vardır ki zaman enerjisinin bedeli ödensin.

Buraya kadar Aristo’dan söz etsek de aslında evrensel bir kural ve uyum geçerli olduğu için teşbih yapabiliyoruz. Evrensel kurallardan biri olan dört temel direk Arş denilen kozmik sütunların izdüşümleri olarak kendini pek çok sistemde ortaya koyar. Yine bir başka kural da 3 sınıf kuralı olup, çift çift yaratılış ya da sudan ateşi, ateşten suyu çıkaran, kurudan yaşı, yaştan kuruyu çıkaran vb. Kur’an verilerinde keşfettiğimiz parametrelere dayanır. Mesela hidrojen yanıcı, oksijen yakıcıdır ama suyunda ana bileşenidir. Biz de bu genel geçer kurallar üzerinden fikirlerimizi ilerletmeye çalışacağız.

Besin gruplarımızı bu dört temel üzerine inşa edebiliriz;

1-) Soğuk; Bitkiler alemine ait besinlerimiz

2-) Sıcak ; Hayvanlar alemine ait bütün kaynaklarımız

3-) Islak ; Doğal su kaynakları

4-) Kuru ; Tuz bileşenleri ve madensel elementler

Bunları da 3 sınıf kuralı üzerinden ayıracağız mesela hayvansal kaynaklar et ürünleri, süt ürünleri ve bal denilen bambaşka bir ürün olarak 3 sınıfa ayrılabilir. Ya da su kaynaklarını bile hayvansal, bitkisel ve madensel (tatlı su kaynakları) olmak üzere üçe bölebiliriz ki dördüncüsünü bulamayacaksınız. Plazma denilen çok yoğun faz ortamlarını saymazsak madde katı, sıvı ve gaz formu yine 3 sınıf kuralına uyar, kaldı ki plazma fazı bile triple point denilen bulut misaliyle örneklenen bir başka parametrenin 3 sınıf kuralını tek bir çatı da toplamasından ibarettir.

Besin kaynakları gruplandırılırken protein, yağ, karbonhidrat, vitamin, mineral ve su olarak 6 gruba ayrılır. Ama biz 7’li bir sistem aradığımız için eksik olan HAVA aslında sayılı nefes denen rızkımızın bir türüdür. Bu örnekleri yeri geldikçe artırırız ama ilk besin kaynağımızın hava olduğunu kabullenelim.

Bütün bitkiler topraktan mineralleri fotosentez yoluyla besine dönüştürür. Dolayısıyla besin topraktan yola çıkar. Varsayımlara göre insanoğlu önce doğrudan tüketilebilen bitkilerle besleniyorlardı. Belki en fazla kurumuş meyvelerin uzun süre dayandığını fark etmişlerdi. Günün birindeyse ateş düştüğü yeri yakmakla kalmadı etinde kızarmasını sağladı. Pişmiş etin kokusu bütün lezzetin değiştiğini göstermekteydi.

Burada farmakolijinin tekerlemesi haline gelen temel kuralı hatırlamak gerekiyor;

Her madde zehirdir, zehir ile zehir olmayanı birbirinden ayıran sadece dozdur.

Besinleri de dozajında pişirmek oldukça önemli bir kuraldır. Eti ızgarada fazla tutarsanız yanık tabakası sadece damak zevkinizi değil sağlığınızı da tehdit eden kanserojene dönüşür. Yemeğin ne çiğ kalması ne de aşırı pişmiş lapa olması tercih edilir. Her şeyin ölçülü olması gerektiği bu hassas hazırlama yöntemleri birtakım kurallar getirmiştir.

Siz bir şeyi pişirmek istediğinizde harcadığınız bir enerji vardır. İngilizler 1 kg eti pişirmek için gerekli olan enerji miktarı 387MJ olarak hesaplanmıştır. Bir besini pişirmek için gerekli olan enerji miktarı her zaman aynıdır fakat basınç etkisiyle değişiklik gösterebilir örneğin düdüklü tencerede yüksek basınç etkisinde pişirme süresi kısalır. Bu yüzden koşullar ve oluşan etkiler değiştiğinde ustalık denilen maharet iş başına geçer. Ustalık denilen kavram varılmak istenilen noktaya doğru ilerlerken süreçlere etki ederek arzu edilen niteliklerin kazandırılması ve değişkenlerin gözlemlenerek geliştirilmesi anlamına gelir. İyi bir ustanın hüneri elindeki malzeme ve şartlardan en yüksek katma değeri almak üzere ortaya çıkan bilgi ve tecrübe birikimidir.