ABD’nin piyonu BAE her şerrin arkasında

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj çalışmalarına karşı Mısır ile Yunanistan’ın yaptığı Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) saçmalığını ‘uluslararası hukuk açısından zafer’ diyerek kutlayan Birleşik Arap Emirlikleri, bu kez de Yunanistan ile ortak tatbikata hazırlanıyor. Daha doğru anlatımıyla Suriye’de, Libya’da Türkiye’ye zarar vermek için Türkiye aleyhine her cephede yer almak çabasındaki BAE Doğu Akdeniz’de de kalleşlikte sınır tanımıyor. Dahası BAE’nin, PYD/YPG terör örgütüne de destek verdiği, FETÖ’cüleri fonladığı da biliniyor. Yani Türkiye karşıtı her türlü kirli ittifak, her şerrin arkasında BAE var. Tabii gölgesine sığındığı ABD’nin cesaretlendirmesiyle...Dolayısıyla ABD, BAE’ne Libya’da, Suriye’de çok aktif davranma, Doğu Akdeniz’de fazla müdahil olma, uçaklarını gönderip Türkiye’ye cephe alma diyebilir, demiyor. Çünkü o da her ne kadar ara sıra farklı mesajlar verse de aslında ne Libya’da ne de Suriye’de Türkiye’nin varlığından hoşlanmıyor. O nedenle de diğer piyonları gibi BAE’yi de gazlıyor. Bu arada da zaten üsleriyle çöreklendiği BAE’ye milyarlarca dolarlık silah satıyor. Bu bağlamda da BAE’nin ciddi miktarda uçakları, tankları, topları da var. Hatta Trump, İsrail-BAE yakınlaşmasından sonra F-35 verebiliriz gibisinden bir göz de kırptı. Bu noktada akla gelen klasik soru da şu: 

Suudi Arabistan’dan sonra Ortadoğu da en çok silah ithalatı yapan ülke konumundaki BAE’nin gücü nedir? Savaşma azmi ve yeteneği var mıdır? Soruyu İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi, emekli Tuğgeneral Dr. Naim Babüroğlu, yanıtlıyor:

“Silahlı güç ya da ordu olarak BAE’nin Türkiye ile mücadele edebilecek bir kapasitesi, değeri yok ancak böyle başkaları tarafından piyon olarak kullanılabilecek, finansal mali destek sağlanabilecek önemli bir aktör. Çünkü BAE gibi ülkelerin, körfezdeki ülkelerin parası olması önemli değil. Mesela Suudi Arabistan’ın savunma harcaması neredeyse Rusya’ya yakın, Türkiye’nin neredeyse dört katı askeri harcaması var ama Yemen’deki kabile ordusuyla, aşiret ordusuyla üç- dört yıldır baş edemedi. Dolayısıyla teknolojiye sahip olabilirsiniz, modern silahlara, savunma sistemine sahip olabilirsiniz ama burada en güçlü silah eğitilmiş insandır, askerdir.”

Bu ne anlama geliyor?

“En güçlü silah asker felsefesiyle hareket ettiğinizde bu ülkelerin bizim gibi stratejide ya da askeri kavramda savaşma azim ve iradesi yok, eksik. Olmayınca o silah sistemi verimli kullanılamaz, kullanılamadığı için zaten yıllardır ABD tarafından emniyeti ve güvenliği sağlanan ülkeler bunlar. Rusya kadar askeri harcama yapmasına rağmen Suudi Arabistan’ın güvenliği 1947-1948’den den beri ABD tarafından sağlanıyor. Yani kendi emniyetini dahi sağlayamıyor. Dolayısıyla savaşma azim ve iradesi hep olacağınız silah sisteminden veya teknolojik silah üstünlükten çok daha önemli. Bu Körfez ülkeleri için de öyle. Hepsinin emniyeti ABD tarafından sağlanıyor. Bunlar silah sistemine çok fazla para harcarlar, ABD’de sürekli silah alırlar ama o silahları kullanabilecek etkin insan gücü yok. O nedenle de ABD’nin güdümünden ayrılamazlar. Nitekim şu anda yaratılan gerginlik de doğrudan ABD’nin işine geliyor. Hem Türkiye’yi zora sokma hem de piyonlarına savunma ihtiyacı gerekçesiyle silah satma açısından.” 

BAE’nin askeri desteği diye estirilen rüzgâr falan hikaye yani?

“Evet ne Suudi Arabistan ne BAE’nin askeri gücü TSK gibi bir orduyu değil alt edebilecek mukayese bile edilmez. Askeri gücü nicelik olarak mukayese edebilirsiniz de onu savaş etkinliğine dönüştürüldüğünde yoktur o sıfırdır. Şunu unutmayın İsrail kurulduğunda bütün Arap ülkeleri karşıydı ama engelleyemediler. 1967-1973 Arap- İsrail harbinde o kadar Arap ülkesi hiçbir varlık gösteremedi. Neden? Uçak, tank çok ama savaşma azim ve iradesi yok...”