Ayyıldızlı al bayrak hep Karabağ’daydı...

Ermenistan karşısında hem masa hem de sahada destan yazan Azerbaycan ordusu paylaştığı videoda “Karabağ’ın az ad olmasında bize yakından destek olan gardaşımız Türkiye’nin şerefine” ifadeleriyle Karabağ’ın tepesine Türk bayrağı dikti. İşgalden kurtarılan Şuşa’nın girişindeki kontrol noktasında Azerbaycan bayrağının yanında Türk bayrağı dalgalanıyor. 27 yıl sonra Agdam’a giren Azerbaycan tankları ve zırhlı araçlarında Azerbaycan ve Türk bayrakları vardı. Yani “Mehmetçik” henüz Azerbaycan’da değil ama Karabağ’ın her köşesinde ay yıldızlı al bayrak dalgalanıyor. Bu da Türkiye ve Azerbaycan arasındaki “Tek millet iki devlet” söyleminin sözden ibaret olmadığını herkese bir kez daha çok net gösterdi, gösteriyor. Bir kez daha diyorum çünkü bu sadece bugün değil 28 yıl öncesindeki zor günlerde de böyleydi. Dolayısıyla o günleri de irdelemekte yarar var. Hem “ezeli gardaşlığı”daha iyi anlamak hem de bugünleri göremeyen kahramanları anımsamak açısından...

Ayyıldızlı al bayrak hep Karabağ’daydı...

***

Mart 1992 Agdam’da-yız... Hocalı katliamının ardından Askeran’ı ele geçiren Ermeniler, Agdam’ı düşürmek için yoğun topçu ateşine tutuyor. Rus yapımı Grad füzeleri gece-gündüz sivil hedefleri vuruyor. Halk panik içinde Agdam’dan kaçıyor. Güçlü silahlarla saldıran Ermeni çetecilere karşı Azeri Gönüllüler Ordusu direniyor. Başlarında da komutan olarak Agdam doğumlu Allahverdi Bagirov var... Agdam Futbol takımının kaptanlığı ve antrenörlüğünden savaş meydanlarına gelen, SSCB dağıldıktan sonra bağımsız Azerbaycan bayrağını Agdam’da ilk göndere çeken, Haziran 1992’de Agdam’a dönerken aracının bir tanksavar mayınına çarpması sonucu şehit düşen ve ölümünden sonra Azerbaycan Cumhurbaşkanı’nın 24 Şubat 1993 tarihli kararnamesiyle “Azerbaycan Milli Kahramanı” unvanına layık görülen komutan... İlk karşılaştığımızda uzun sakallı, kalpaklı komutan Allahverdi’nin sakinliği ve güler yüzü dikkatimizi çekmişti, Agdam’daki mütevazı karargâhında karşılaştığımız manzaradan da çok etkilenmiştik. Odasının duvarlarında Azerbaycan ve Türk bayrakları yanyana asılıydı. Bir başka duvarda da Mustafa Kemal Atatürk’ün posteri ve ‘Yurtta Sulh Cihanda Sulh sözleri’ vardı. Komutan Allahverdi konuşmaya “Bu bayraklar asla inmez” diyerek başlamış, ardından Rusların desteğindeki Ermenilere karşı nasıl direndiklerini anlatmıştı. Sonra da birlikte esir değişimine gitmiştik. Otobüslere bindirilen esirler, bir askeri aracın eskortlugunda Agdam Mezarlığı’nın hemen arkasındaki cephe hattının uc noktasında belirlenen bir yere kadar götürülüp değiştiriliyordu. Ancak bunda da Ermeniler güçlük çıkarıyor ve anlaşmalara uymuyorlardı. Gelenlerin anlattıkları ise dehşet vericiydi:

“Ermeniler hepimize çok kötü davrandı. Üç çocuğum ve kız kardeşim halen orada. Kadınlara, çocuklara dahi işkence yaptılar. Dişlerimizi söktüler. Bir bölüm esirin ayak ve el parmaklarını, kulaklarını kestiler. Türklerin hepsini öldüreceğiz diye bağırıyorlardı.”

Soğuktan ayakları ve kangren olduğu için ikisi de kesilen 66 yaşındaki Hüseyin Nagiev de, kadınlara tecavüz edildiğini ağlayarak anlatmış, yüzlerce çocuk ve kadına gözleri önünde işkence yapıldığını ve katledildiğini söylemişti. Kaybettiği yakınlarının ardından gözyaşı döken yaşlı bir Azeri Anası da katliama karşı duyarsız kalan ülkelerin sessizliğine ve kaderine isyan etmişti...

***

Bugün terk ederken kenti yakıp yıkan Ermeniler’in, 28 yıl önce de füzeler ve top atışlarıyla  harabeye ve kan gölüne çevirdikleri Agdam’da gönüllülerin direnişini de 18 Mart 1992 tarihli Milliyet’te şöyle aktarmıştık:

Roketlerin kullanıldığı saldırıda, Agdam çarşısı yerle bir oldu. Lübnan’da kullanılan “Katyuşa” roketlerinden daha üstün teknolojiye ve etkiye sahip olduğu belirtilen “Grad”lar, gece boyunca birbiri ardına kente düştü. Saldırı sırasında çok sayıda Azeri Türkü hayatını kaybetti. Yaralılar helikopterlerle Bakü’ye taşındı. Agdam’ın çıkışında bulunan tren vagonlarından oluşturulan hastane güvenlik gerekçesiyle boşaltıldı. Tüm yaralılar, Bakü’ye nakledildi. Kurtarılamaya-rak ölen yaralılar silahların gölgesinde yapılan hazin bir törenle toprağa veriliyor. Ermenilerin tank desteğinde Agdam’ı da işgal edeceği söylentisi nedeniyle halk, eşyalarını kamyonlara yükleyerek Bakü’ye ulaşmaya çabalıyor. Gönüllülere her gün yüzlerce genç katılıyor. Bölgeye ulaşan haberlerde, vatandaşlarına işkence yapıldığını duyan eli silah tutan yüzlerce erkek, cepheye koşmak için birbiriyle yarışıyor. Ermenilerin silah üstünlüğüne rağmen, canla başla direnen Azeri gönüllüler ordusu, Bakü’den gelecek yardımı dört gözle bekliyorlar. Şuşa kentinin de düşmesinden korkan Azeriler, bu kente ulaşımı sağlayan yolların büyük ölçüde Ermenilerin denetimine geçmesinden endişe duyuyorlar. Askeran’da da ulaşım Ermenilerin kontrolünde bulunuyor. Şuşa’yı abluka altına alan Ermeniler, buraya lojistik destek sağlamaya çalışan Azerilerin en önemli bağlantılarını kesmiş durumdalar. Telefon bağlantısının da kesik olduğu Şuşa’da çok sayıda kişinin öldüğü yolunda haberler alınıyor.

Ayyıldızlı al bayrak hep Karabağ’daydı...

***

Özetle dememiz o ki; o karanlık günlerde de ay yıldızlı albayrak hep Karabağ’daydı, Agdam’daydı. Evet, Ermeni işgali nedeniyle bir süreliğine kalplerde kaldı ama şimdi iki bayrak da yan yana yine zirvede dalgalanıyor...