BM haklıdan mı güçlüden mi yana?

24 Ekim 1945’te, yani bundan 75 yıl önce dünya barışını, güvenliğini korumak için kurulan Birleşmiş Milletler Örgütü’ne üye olan ülkelerin altına imza koydukları BM Antlaşması’nın girişinde şöyle deniliyor:

“Biz Birleşmiş Milletler halkları;

Bir insan yaşamı içinde iki kez insanlığa tarif olunmaz acılar getiren savaş felaketinden gelecek kuşakları korumaya, temel insan haklarına, insan kişiliğinin onur ve değerine, erkeklerle kadınların ve büyük uluslarla küçük ulusların hak eşitliğine olan inancımızı yeniden ilan etmeye, adaletin korunması ve antlaşmadan doğan yükümlülüklere saygı gösterilmesi için gerekli koşulları yaratmaya ve daha geniş bir özgürlük içinde daha iyi yaşama koşulları sağlamaya, sosyal bakımdan ilerlemeyi kolaylaştırmaya,

ve bu ereklere ulaşmak için;

Hoşgörüyle davranmaya ve iyi komşuluk anlayışı içinde birbirimizle barışık yaşamaya, uluslararası barış ve güvenliği korumak için güçlerimizi birleştirmeye, ortak yarar dışında silahlı kuvvet kullanılmasını sağlayacak ilkeleri kabul etmeye ve yöntemleri benimsemeye, tüm halkların ekonomik ve sosyal bakımdan ilerlemesini kolaylaştırmak için uluslararası kurumlardan yararlanmaya, istekli olarak, bu amaçları gerçekleştirmek için çaba harcamaya karar verdik.”

Yani daha önceki iki savaştan, yaşanan acılardan dersimizi aldık, dünya ülkeleri olarak eşit haklarla, kardeşçe, mutlu, mesut

yaşayacağız. Bunun içinde kararlıyız, dolayısıyla da hak, hukuk çiğneyene gerekeni yaparız...

Peki ya gerçekler? Örneğin, bırak daha eskileri, açlıktan ölen insanları, sadece yakın geçmişe ve günümüze, doğu Akdeniz, Kıbrıs, Karabağ’daki sıcak gelişmelere baktığımızda bunları teyit eder bir durum var mı? Yok. Çünkü BM kuruluş çizgisinden sapmış, tam anlamıyla Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi 5 ülkenin kontrolüne girmiş durumda. Haklı hakkını alamıyor, güçlünün dediği oluyor. Dolayısıyla da BM’nin varlığı, işlevi iyiden iyiye tartışılır hale geldi. Dün bu konuyu eski Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı emekli Büyükelçi Onur Öymen’e sordum. Yanıtı şuydu:

“BM işlevini yitirdi demek belki fazla olur ama bekleneni verdi mi diye sorulursa pek veremedi. İlk kuruluş yapısı bugünkünden farklıydı. Daha etkili bir askeri müdahale gücüne sahip olacaktı, Genelkurmay başkanlarından oluşan bir komitesi olacaktı, falan... Bunlar gerçekleşemedi. İkincisi de 2. Dünya Savaşı’ndan sonraki yapı bugünün siyasetini dünyada etkileyen bir şekilde BM’nin teşkilat sisteminde yer aldı. Savaşın galibi beş ülke ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi oldular ve hepsinin veto hakkı var. Bu beş ülkeden birinin hayır dediği hiçbir karar Güvenlik Konseyi’nden çıkmıyor. Bu da sıkıntı yaratıyor. Bir de barışı tehdit eden bir durum olduğu zaman BM’nin müdahalesine imkân veren bir 7. bölüm var. BM’nin bu işlevi de yeterince uygulanmadı; buna mukabil, barışı koruma eylemi ön plana çıktı. BM’nin Barış Gücü dünyanın çeşitli yerlerinde görev yapıyor bugün de. Fakat barış olacak ki onu koruyasınız, çoğu zaman barış sağlanamadığı için bu işlev de yeterince yerine getirilemiyor. Kaldı ki bazı yerlerde Barış Gücü’nün gözünün önünde büyük insani dramlar yaşandı. Mesela Bosna’da Srebrenica’da olduğu gibi. Orada BM seyirci kaldı. Kıbrıs’ta Barış Gücü varken de Rumlar üç köydeki yaşayan bütün Türkleri katlettiler ve BM hiçbir şey yapmadı.”

BM yasasının en önemli maddelerinden “devletlerin egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüne saygı” ilkesinin de işlerliğini kaybettiğini belirten Öymen, devam ediyor:

“Dünyanın birçok yerinde, mesela Türkiye’nin komşusu olan veya civarındaki 7 ülkede meşru devletin topraklarının tamamı üzerinde etkisi kalmadı veya fiilen yok. Suriye’de toprakların yüzde 30’u devletin etkili olduğu alanın dışında. Irak’ta ülkenin kuzeyindeki yerel yönetim devlet içinde devlet niteliği kazandı. Azerbaycan’ın topraklarının yüzde 20’si Ermeni işgali altında. Gürcistan topraklarından Abhazya ve güney Osetya devletin egemenlik alanından çıktı. Ukrayna toprağı Kırım’ı Rusya fiili durum yaratarak kendi denetimine aldı. Moldova topraklarının üzerinde kimsenin tanımadığı bir devlet kuruldu. Libya’daki durum malum, ortada.”

BM taraflı davranıyor yani?

“Tarafsız olması mümkün değil zaten. Beş ülkeden herhangi biri bütün dünyadaki gelişmeleri etkileyebilecek konumdaysa BM’nin tarafsız, adil bir sistem olduğu söylenemez. Kıbrıs konusunda mesela 1964 yılından beri, yani Türklere saldıran Rumların anlaşmayla kurulan düzeni tamamen tahrip etmeleri üzerine BM’den çıkan kararlarda BM son derece tarafgir bir tutum izlemiştir. Oradaki daimi temsilcilerin, daimi ülkelerin bazılarının etkisiyle ve ilk günden itibaren Kıbrıslı Rumları Kıbrıs devletinin yegâne meşru temsilcisi saymıştır. Bunu savunmak kabil değil, BM bugüne kadar bu tutumu sürdürmüştür. Niye? Çünkü BM’ye yön veren devletler bunu istiyor. BM Genel Sekreteri’nin tayin ettiği Kofi Annan’ın hazırladığı plan da son derece tarafgir bir plandı. Çok örneği var bunun. Onun için, ‘BM’den memnunuz, bundan iyisi olmaz’ diyemem.”

Özetle; BM’nin kuruluş gerekçeleri, ilkeleri hoş güzel de, geçerliliği hikâye... O nedenle de yeniden bir BM kurmak belki mümkün değil ama bugünkü sistemi iyileştirmek, daha adil, etkili hale getirmek şart...