Bunun adı Av değil katliam

Bunun adı Av değil katliam


     Çanakkale av ve yaban hayvanı açısından önemli bir merkez. Başka bir deyişle avcıların gözdesi. Ama; acil önlem alınmazsa yakında bu özelliğini yitirmek üzere. Çünkü İstanbul, İzmir, Tekirdağ, Bursa, Balıkesir'den akın eden avcılar ne yasa tanıyor ne vicdan... Üstelik çoğu da kaçak. Yani avlanma parası dahi yatırmıyor. Ve yasak olmasına rağmen av furyası sabaha dek sürüyor, teyp - özel ses cihazları, ışıldaklarla hayvanlar tuzağa düşürülüyor. Yetkililer ise seyrediyor!. Bunun adı av değil düpedüz katliam...
     Çanakkaleli fahri av müfettişi (adı bizde saklı) gönderdiği mesajda yapılan canavarlığı örnekleriyle açık açık anlatıyor. Üstelik aynı bilgileri Milli Parklar ve Av - Yaban Hayvan Genel Müdürü'ne, yani onların baş koruyucusuna da defalarca yazmış. Altına imzası ve fahri müfettişlik numarasını da koyup, makama (!) yaptığı uyarılarda aynen şöyle diyor:
     "Katliam derecesindeki avlanmayı daha önceki raporlarımda belirtmeme rağmen bir sonucunu göremedim. 1997 yılında gece avlanma yapan kaçak avcıları yakalattık, mahkeme serbest bıraktı. Sonunda ben zor durumda kaldım. Maalesef son bir aydır aynı yöntemle avcılık had safhada. Üstelik yapılan yerlerin önemli kısmı da koruma altında. Gökçeada'da bir hafta önce kaçak avcılar gece görüş malzemeleriyle birlikte yakalandı. Konuyu Çanakkale orman teşkilatına ilettiğimizde Gökçeada için yangın sezonu olduğu gerekçesiyle kontrol edemeyeceklerini bildirdiler. Çanakkale Milli Parklar sorumlusuna iletmek istedim, ulaşmak mümkün olamadı. Ya arazideydi ya da başka mazeretleri çıktı. Yaklaşık 15 gün önce Gökçeada'daydım. Tanık olduğum manzara ürkütücüydü. Koruma alanında özellikle sabah erken saatler ve akşam güneş battıktan sonra eski cezaevi Uğurlu köyünün kuzey kesimi ve Marmaros tarafında büyük - yavru demeden keklikleri öldürüyorlardı. O günlerde sizi de aradım. Ama toplantıda olduğunuz için ulaşamadım. Sadece Gökçeada'da değil, Gelibolu Yarımadası Demirköy, Koruköy, Alçıtepe, Karabiga, Özbek Ovası da aynı durumda. Her gün binlerce kuş, tavşan vuruluyor. Lütfen katliamı önleyin..."
     Özetle; koruma pratikte değil lafta. Devlet, resmi olarak görev verdiği gönüllülerin tespitlerine dahi kulak asmıyor. Hayvanlar katledilmiş kimin umurunda. Makam hoş, gerisi boş...

Korku terminali

     Atatürk Havalimanı aynen bu durumda. İstanbul'a gelen havada fazladan kaç saat kalacağını, giden de kaçta kalkacağını düşünüyor. Daha geçen hafta Yılmaz Çetiner ağabeyimiz Bodrum dönüşü yaşadıkları dehşeti nakletti. Uçak iniş izni için havada turluyor (40 dakika), içinde çoluk - çocuk ağlıyor... Neymiş efendim; alandaki trafik çok yoğunmuş. Atatürk Havalimanı ne zaman değildi ki?..
     Aynı rezaleti biz de yaşadık. Pazartesi sabahı saat 10.20'de kalkması gereken İzmir uçağı içindeydik. Kalkışımız 11.45'te gerçekleşti. Ve yolcu o süreyi uçağın içinde geçirdi. Aynı kepazeliği bizden bir gün önce İzmir'e uçan Hasan Pulur ağabeyimiz de yaşamış. Doğruyu söylemek gerekirse dönüşte daha şanslıydık. Çünkü beklemeyi İzmir Adnan Menderes Havalimanı'nda yaptık. Cuma gecesi 19.50 olan kalkışımız ancak ancak, 21.25'te mümkün olabildi. Bu işten en çok hoşlananlar ise alanlardaki bar ve lokantalar. Hiçbirinde boş yer yok.
     Komik olan devletin de kulenin de direnişi inkar etmesi. Ücretler düşük olabilir ama; hiçbir mazeret insanların hayatıyla oynama hakkı vermez. Üstelik tehlike 1998 yılında toplanan 1. Yüksek Havacılık Şurası'nda açık açık dile getirilmiş. Raporda aynen şöyle deniliyor:
     "DHMİ'nin hava trafik hizmetlerini, meydan işletmeciliğinin yanında ikinci planda bırakmasının sonucunda uçuş emniyeti ciddi şekilde ihlal edilir duruma gelinmiştir. Halen devam eden kontrolör eğitimi ihtiyacı karşılamaktan çok uzaktır. Gelecek yıllardaki emeklilik, istifa ve diğer kayıplar da dikkate alındığında hava trafiğindeki hızlı artışın etkisiyle durumun daha da kötüleşeceği kaçınılmazdır."
     Bugüne bakalım. 2000 yılı için öngörülen hava kontrolör sayısı bin 100... Mevcut ise 500 bile değil..
     Önlem alınması için illa facia mı gerekiyor?!!


Yazara E-Posta: tbengin@milliyet.com.tr