Değil kıta sahanlığı Meis’in karasuyu bile yok

Yunanistan, yüzölçümü 10 kilometrekare olan, Anadolu’ya 2 kilometre, Yunan ana karasına ise 580 kilometre uzaklıkta olan Meis Adası’nın 40 bin kilometrekare genişliğinde kıta sahanlığı alanı olduğunu iddia ediyor. Türkiye de haklı olarak “Kıta sahanlığı sınırlandırılmasında doğal uzantı esas. Bir kıta ülkesinin doğal uzantısında yer alan adaların kendi adlarına kıta sahanlığı yok, olamaz” diyor. Bundan hareketle de yayımladığı Navtex’le Meis’in güneyinde sismik araştırma yapacağını duyurması, yapması çok doğru ve yerinde. Dolayısıyla, Yunanistan’ın kıta sahanlığı iddiası uluslararası hukuka, içtihada ve mahkeme kararlarına aykırı. Yani Yunanistan rasyonel ve uluslararası hukuka uygun olmayan bir tezle yine saçmalıyor; dahası, gerekirse savaş gibisinden tehditlerle bunun dozajını küstahlık boyutuna çıkarmış durumda. Tıpkı daha önceleri Ege’de ve Libya konusundaki saçmalıklarında olduğu gibi. O nedenle, buna Atina’nın kimyası bozuldu demek daha doğru. Çünkü hem sahadaki gerçekliği ve güç dengesini görmüyor hem de bugüne kadarki oldubittilerini hukuki sanıyorlar. Ve Türkiye’ye “Meis’in güneyinde arama yapamazsın, orası benim ekonomik bölgem” diyor, diyebiliyorlar. Tabii Avrupa Birliği’nin, ABD, Fransa veya Almanya’nın cesaretlendirmesiyle ya da gazıyla... Yoksa dünyadaki en salak insan bile haritaya baktığı zaman o Meis’in Türkiye ile eşit eşdeğerde bir kıta sahanlığının, ekonomik bölgesinin olmayacağını, olamayacağını anlar, görür.

Aslında Meis’in ve Limni, Midilli gibi adaların değil kıta sahanlığı, karasularının bile olmadığını belirten Deniz Kuvvetleri Komutanlığı eski Genel Sekreteri ve Washington eski Deniz Ataşesi emekli Kurmay Albay Mehmet Asal şöyle diyor:

“Benim savıma göre, bu adaların hiçbir özelliği yok. Ama biz yıllardır etrafına haritalarımızda karasuyu çizdiğimiz için Yunanistan bu kadar şımardı. Yani bu sadece 70-80 yıl önceki o anlaşmalarla olan şeyler değil, bizim yanlış tutumlarımızın da çok büyük tesiri var. Biz tutmuşuz bu adaya, Meis’e karasuyu çiziyoruz, Limni’ye, Midilli’ye karasuları çiziyoruz. Niye çiziyorsun? Bunlar silahsızlandırılmış, egemenliği olmayan, sadece kullanma hakkı verilmiş adalar. Bunların karasuları da olamaz. Karasuyu bir egemenlik hakkıdır. Dolayısıyla, karasuyu olmayan yerin ne kıta sahanlığı ne ekonomik bölgesi olur.

Ama biz bunlara karasuyu çizdik 6 mil yıllardır. Türkiye’nin bir an evvel bu adalara artık karasuyu çizmekten vazgeçmesi, bunların karasuyu olduğunu da kabul etmemesi lazım. Bırak ekonomik bölge, kıta sahanlığı, 6 millik karasuyunu bile kabul etmemesi lazım. Çünkü biz 6 mil diyoruz, bu adam 200 mil diyor. 6 mili 200 mile çıkarmaya çalışıyor yani, rezilliğe bak. Ama hata bizden geliyor, bunlara bugüne kadar itiraz etmeyerek biz şımartmışız, bu hale getirmişiz...”

Bu durumda çözüm ne?

“Şu anda Yunanistan kabul etmeyecek, sen onu savaşıp geri almadıkça bu iş bitmeyecek. Şu anda geri çekilse bile ilk güçlü anında burası benim diyecek. Yani hiçbir zaman bu haktan vazgeçmeyecek. Bu haktan vazgeçmenin iki yolu var: Ya uzlaşacaksın, karşılıklı oturacaksın, diyecek ki tamam, bu ada benimdir ama buranın Meis’in ekonomik bölge ve kıta sahanlığı olmadığını kabul ediyorum diyecek ki demez ya da savaşacaksın, alacaksın Kıbrıs gibi sürüp gidecek ama Kıbrıs’ta bir sürü anlaşmalar bizden yanaydı, garantördük. Şimdi Yunanistan’a tescil edilmiş bir adayı sen durduk yerde alamazsın. Ama şu da var: Yunanistan artık seninle bir savaşa girerse ben o adayı alayım da bunu almayayım falan da yok. Savaşa giren de onu göze alacak, hepsini kaybedebilir. Zaten bir savaş olursa hepsini, bütün sorun yaratan adaların tamamını alman lazım. Sonuna kadar, kimseyi dinlemeden almak, bir yerde durmamak lazım. Yani ilk fırsatta el koymak lazım. Bu işin de başka çözümü yok...”