Tunca Bengin

Tunca Bengin

tunca.bengin@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

İzmir depremi için TBMM’de, AK Parti, CHP, MHP, İYİ Parti ve HDP’nin ortak önergesiyle kurulan ‘Deprem Araştırma Komisyonu’ hem birlik beraberlik mesajı açısından anlamlı ve önemli hem de sorunların çözümüne dönük umut verici. Çünkü meseleye siyaset üstü bir anlayışla yaklaşma gibi bir konsensüs söz konusu. Her partinin grup başkan vekillerinin mesajı da bu konuda kararlılık içeriyor. Ama asıl sıkıntı komisyonun çalışmaları sonucunda hazırlayacağı rapordaki tavsiyelerin yerine getirilmesinde. Çünkü bu gibi komisyonlar ilk değil, geçmişte de kurulan benzer örnekleri ve onların tespitleri sonucunda hazırlanan raporlar var fakat ne derece dikkate alındığı da yaşadığımız acılarla ortada. Üstelik de o komisyonların kurulmasına gerekçe olan konuşmalarda bugünler öngörülmüşken. Örnek mi? İşte 23. dönemde TBMM’de Deprem Araştırma Komisyonu kurulma kararı öncesinde yapılan konuşmalardan (4. Yasama Yılı / 46. Birleşim / 12 Ocak 2010) bir özet. Dönemin MHP İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu konuşuyor:

Haberin Devamı

“Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İzmir’de yaşanabilecek muhtemel bir deprem felaketi öncesinde depremin etkilerini en aza indirebilmek için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırma komisyonu kurulması yönündeki önergemiz üzerinde söz almış bulunuyorum.

...Değerli milletvekilleri, ülkemiz, özellikle coğrafi bakımdan birinci derece deprem kuşağı üzerinde geniş ölçüde yayılmaktadır. Bu bakımdan en riskli bölgeler, ülkemizin güneyinden başlarsa Osmaniye’den, İzmir, Aydın, Muğla, Manisa; yukarıda İstanbul, Düzce, Bolu gibi nüfusun büyük ölçüde olduğu, sanayi bölgelerinin yer aldığı coğrafi yerin birinci derece riskli bölge altında olduğunu da görebiliriz.

...TÜİK’te yapılan bir çalışmada, İzmir şehir nüfusumuzun toplam nüfus içerisinde yaklaşık yüzde 91’i şehirlerde, kentlerde yaşamaktadır. Nüfus artış hızı binde 15’tir, yıllık aldığı net göç yaklaşık olarak 30 bin civarındadır ve İzmir’de sadece 2009 başında 6.215 bina yapılmıştır. Bunu daire sayısına bölersek, daireye indirgersek 22.265 daire yapar.

Haberin Devamı

Değerli milletvekilleri, bu rakamları şunun için veriyorum: İzmir’de Aralık 2009’da yapılan bir afet sempozyumunda, bu yapılan dairelerin yaklaşık yüzde 45’inin depreme dayanıklı olmadığı ve birinci derece risk altında olduğu bizzat oradaki uzmanlar tarafından tespit edilmiştir. Bugün İzmir’in içerisinde veya çevresine baktığımız zaman on kadar irili ufaklı fayla karşılaşıyoruz ve bu faylar, her an, geçmişte ürettiği gibi gelecekte de deprem üretebileceği konusunda bize uyarılar veriyor. Hem zeminin kötü olması hem de yerleşim alanlarının çok kötü bölgelerde seçilmesi nedeniyle İzmir’in de önemli dezavantajları var.

Değerli arkadaşlarım, İzmir Körfezi jeolojik olarak çok genç bir körfez. Onun etrafındaki karasal alanlar da yani Bornova Ovası, İnciraltı, Karşıyaka, Konak gibi yerler de denizden henüz yeni kazanılmış yerler ve buralarda sertleşme ve kayalaşma olmadığı için henüz daha, üzerine yapılan kalitesiz ve deprem açısından risk taşıyan binalar sağlıksız sonuçlar meydana getirebileceği ve depremlerde de çok büyük zararlar doğurabileceği belirtilmektedir.

Haberin Devamı

Bu çalışmalar ve tespitler biraz sonra sizlere vereceğim üç raporda da ispatlanmıştır. Bunlardan bir tanesi, İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü Haziran 2005’te bir çalışma yapmış ve bu çalışmada demiştir ki: “Depremlerin oluş sıklığı açısından İzmir ve Muğla yöreleri en tehlikeli ve riskli bölgelerdir.” Bunların içerisinde de İzmir Karaburun yöresi özellikle tektonik bakımından oldukça aktif bir bölgedir ve muhtemelen çok büyük ölçekli depremlere yol açabilecek yerlerdir dolayısıyla da yüksek risk altındadır. Buralarda aynı zamanda bir tsunami tehlikesi de vardır ve İzmir Körfezi Sakız Boğazı dediğimiz bölgede de tsunamiye yol açabilecek depremlerin olacağı bu raporlarda belirtilmektedir.”

Bunlar da 10 Nisan 2003’te İzmir, Urla’da 5.6 ile başlayıp günlerce süren sarsıntılarla ilgili TBMM’deki eleştiri ve tartışmalara dönemin Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki Ergezen’in verdiği yanıttan (22. Dönem 1. Yasama Yılı, 69. Birleşim, 22 Nisan 2003) bir özet:

“...10 Nisan’da Urla’da, 17 Nisan’da da Seferihisar’da deprem oldu. Zarar görmüş, toplam, 11 adet yıkık, 333 adet hasarlı oturulamaz, 557 adet de hasarlı oturulur konut bulunmaktadır.

...Gördüğümüz bir şey var, her defasında söylüyorum; tabii, bizim, depreme karşı gücümüz yetmez, yetmiyor. Deprem, bir takdiri ilahidir; ancak, yine, bizim ahlak sorunumuz olduğunu gördüm. Çok önemli, güzel, baktığınız zaman mimari yönden fevkalade binalarda deniz kumu kullanılmış. O güzelim binaların, yeni binaların, kolonları ve kirişleri kırılmış ama yanı başında yapılan, normal, sıradan binalara da hiçbir şey olmamış.

Bizim, Türkiye’de önemli sıkıntımız, ahlaki sorundur; bunu, bizim çözmemiz lazım. Ben, buradan bir daha sesleniyorum; müteahhitlerimize sesleniyorum, mimarlarımıza sesleniyorum; orada da söyledim, belediye başkanlarına, kaymakamlara, valilere sesleniyorum; insan hayatiyetini ilgilendiren bu binalar, bu konutlar yapılırken, lütfen, denetimleri doğru dürüst yapsınlar; lütfen, sahip çıksınlar. Herkes, kendi sorumluluğunu bilsin. Yani, biz, bir ayakkabı aradığımız zaman, ayakkabıyı kırk defa inceliyoruz; topuğuna bakıyoruz, burnuna bakıyoruz, genişliğine bakıyoruz; ev alırken de, balkonuna bakıyoruz, manzarasına bakıyoruz; ama bu evin kaliteli yapılıp yapılmadığını araştırmıyoruz. İnsanlarımızın buna önem vermesi lazım ki, bunu yapan insanlar da, ha, ben bu evi satarsam, ben bu kooperatifi yaparsam, ben bu işin ticaretini yaptığım zaman, bu insanlar, önce, benim temelimin, kolonumun, kirişimin sağlam olup olmadığını araştıracaklar...”

Özetle; dememiz o ki TBMM’deki deprem duyarlılığı, kurulması kararlaştırılan Araştırma Komisyonu iyi, güzel, çok olumlu bir adım ama aslolan öngörülen uyarıların dikkate alınması. Yani asıl çare uygulamada...