Hafter ateşkes çağrısına uymazsa!

Türkiye hem sahada hem diplomaside peş peşe yaptığı stratejik hamlelerle, Suriye’de olduğu gibi, Doğu Akdeniz’de ve Libya’da da “Ben olmadan hiçbir denklem kurulmaz” mesajını verdi. Özellikle de Türkiye’yi ve KKTC’yi Doğu Akdeniz’den dışlamak, yasal haklarını gasp etmek niyetiyle “çete” gibi hareket eden tüm ülkelere. Bunun en son örneği de Libya’da 9 yıldır devam eden iç çatışmaya dönük Rusya ile birlikte yaptığı ateşkes çağrısı. Çünkü Türkiye bu hamlesiyle Suriye’de olduğu gibi ateşkes kararı verebilecek veya ateşkes çağrısını imzalayacak kadar ana aktör olduğunu ortaya koydu. Varlığını, önemini hissettirdi. Ve Hafter güçlerinin Trablus’a kadar gelmesini önleme adına kritik bir adım attı. Ancak Hafter bu ateşkes çağrısına uymayacağını ve operasyonlara devam edeceğini deklare etti. Dolayısıyla da ABD ve İran krizinin gölgesinde gerçekleşen Erdoğan-Putin görüşmesinden çıkan Libya’da ateşkes çağrısında belirtilen zamanlamaya (12 Ocak saat 00.00) saatler kala dikkatler Hafter’de. Kafa karıştıran nokta da malum: Gerçekten Hafter dediği gibi ateşkes çağrısına uymazsa?.. Soruya İstanbul Aydın Üniversitesi öğretim üyesi, emekli Tuğgeneral Dr. Naim Babüroğlu yanıt veriyor:

“Rusya bu gelişmelere bağlı olarak Hafter cephesinde girişimlerini, baskısını artırabilir ve onu ateşkese zorlayabilir. Ancak bununla beraber, Hafter güçlerinin kazandığı mevzi üstünlüğünü devam ettirmesi de Rusya’nın işine geleceğinden, ateşkesi şubatın başına kadar sürüncemede bırakabilir. Tabii sürüncemede bırakırken diplomatik olarak Türkiye ve diğer ülkelere ‘Ateşkes için Hafter üzerinde gerekli girişimlere devam ediyoruz’ diyecektir.”

Ateşkes çağrısına olumsuz yanıt veren Hafter’in tavrı değişebilir mi?

“Çok şey değişebilir. Putin bir telefon eder, Hafter’le konuşurlar, ikna eder veya bizim bilmediğimiz anlamda baskı, tehdit uygular, uygulayın der. Ya da ‘Bir iki gün uygulayın, karşı taraftan veya terör örgütlerinden ateş gelirse bozun, biz de sizi destekleyeceğiz’ diyebilir mesela. Bu ilk yapılmış bir açıklama, değişebilir...”

Peki ya Türkiye’nin Libya’ya asker gönderme durumu? Bu ateşkes adımı ve Hafter’in tavrı onu nasıl etkiler? Babüroğlu devam ediyor:

“Zaten belirli bir yapı orada, ihtiyaca göre de hızlandırılarak gönderilir. Yalnız, asker gider de, Cumhurbaşkanı da dedi, muharip unsurların böyle bir çatışmaya girmesine yönelik Türkiye’nin bir amacı yok. Türkiye lojistik, istihbarat desteği, koordinasyon, teknik destek, danışmanlık, bilgi, tecrübe paylaşımı gibi amaçlarla gidiyor. Yani orada Suriye’de olduğu gibi Silahlı Kuvvetler unsurlarının bir operasyon yapma durumu olmayacak. Trablus Merkezi Hükümeti’yle bir müşterek harekât merkezi olacak, başında da bir korgeneral bulunacak. Tesadüf ki Rusya da bir korgeneral görevlendirdi, Hafter’in yanında koordinasyon için. Bu konuda da mutabakat var ki iki ülke de aynı rütbede general gönderiyorlar.”

Tezkere Meclis’ten geçmeseydi Rusya’nın tavrı ne olurdu, olabilirdi?

“Türkiye ile Rusya arasında önemli bir iş birliği var. Ancak tezkere ne yaptı? Caydırıcılık da sağladı, yumuşak güç açısından. Adımların daha hızlı atılmasına neden oldu. Belki de Berlin’deki zirve beklenecekti, beklenmedi çünkü Türkiye asker gönderiyorum dedi. Mısır diğer ülkelerle toplantı yapıyor. Her cephe kendi anlamında bu konuda kazanım elde etmeye çalışıyor. Ama Libya’daki bu iç çatışma bir iki yıl sonra bitecek dersek, çatışma tarihini reddetmiş oluruz. Bu yıllar alır, 15-20 yılı geçer. O zaman Türkiye, evet, Trablus Merkezi Hükümeti’ni destekliyor ama Hafter cephesiyle de bakanlık düzeyinde diplomatik kanalı açık tutarsa barış masasında söz söyleme ağırlığı daha da çok artar. Nitekim Rusya ve ABD başta olmak üzere diğer ülkeler her iki tarafla da görüşüyorlar...”

Özetle, ateşkes çağrısında belirtilen zamanlama açısından kum saati dolmak üzere. Uygulanıp, uygulanmama konusu ise Hafter’in açıklamaları nedeniyle olumsuz havada. Ancak, olası müdahalelerle her an bunun değişme durumu da söz konusu. Bekleyip, göreceğiz...