Hora’dan Oruç Reis’e…

Ecevit, MTA direktörüne “Kıbrıs’a çıkan TSK nereye kadar ilerlemeli ve nerede durmalı?” diye sordu. Demirel’den Hora gemisini engellemeye çalışan Yunanistan’a cevap: ‘Sizin kıta sahanlığınızı tanımıyoruz’

Türkiye, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta, hem kendi hem de Kıbrıs Türklerinin haklarından asla taviz vermeyeceğini çok net ortaya koydu, koyuyor. Bölgedeki Türk muhripleri ve F-16’lar da bu kararlılığın açık kanıtı. Yunanistan ise bu gerçeği görmek yerine birkaç ülkenin gazıyla gerilimi daha da tırmandırıyor. Dahası, bu krizi Türkiye ile AB sorunuymuş havasına sokma gibi kendince uyanıklık çabasında. Onlar da bölgedeki petrol ve doğal gaz rezervlerinden nemalanmak için buna hazırlar zaten. Yani dün Hora Ege’ye açıldığında yaşanan kirli ilişkiler, oyunlar Oruç Reis’in Doğu Akdeniz’deki faaliyetleri nedeniyle yine vizyonda. Dolayısıyla, bugünkü olayın gelişimini, önemini ve Türkiye’nin dik duruşunu daha iyi anlamak, görmek için eskileri anımsamakta yarar var. Bu bağlamda da Hulûsi Turgut’un Doğan Kitap’tan çıkan “Maden Bilimcilerin Duayeni Sadrettin Alpan” eserinde ülkemizdeki çok sayıda maden yatağının keşfedilmesine öncülük eden ve 18 yıl boyunca MTA’nın direktörlüğünü yapan Sadrettin Alpan’ın hatıralarındaki detaylar son derece anlamlı. İşte bazıları...

***

“Takvim yaprakları, 22 Temmuz 1974 Pazar gününü gösteriyordu. Sadrettin Alpan, yine bir pazar mesaisine gitmeye hazırlanıyordu. Ev telefonu çaldı. Arayan, dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Cahit Kayra idi. Bakan Kayra, Alpan’a heyecan içinde şunları söylüyordu: 

‘Sadrettin Bey günaydın. Başbakanımız Bülent Bey’in (Ecevit) size bir mesajı var. Bildiğiniz gibi, bugün Kıbrıs Harekâtı’nın üçüncü günü. Sayın Başbakan, ‘Sadrettin Bey’e soralım; Kıbrıs’a çıkan Türk Silahlı Kuvvetleri nereye kadar ilerlemeli ve nerede durmalı?..’ diye soruyorlar.’

Cahit Kayra’dan aldığı bu mesaj üzerine, hiç vakit kaybetmeden doğruca MTA’ya giden Alpan, kurum kütüphanesindeki haritaları açıyor, Kıbrıs’la ilgili jeolojik raporlarla kitapları inceliyor ve Başbakan’ın sorduğu son hattı belirliyor, ardından da önerisini, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’na bildiriyordu. 

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, TSK’nın sınır ötesinde girişmiş olduğu bu ilk askeri müdahalede yaşanan kritik sürecin devamını, dönemin MTA Genel Direktörü Sadrettin Alpan’dan dinleyelim: 

“Enerji Bakanı Kayra, benden aldığı stratejik bilgileri Başbakana sunmuş. Başbakan da, bu bilgiler üzerine Kayra’ya şunları söylemiş:

‘Sadrettin Bey de bu hattı çok ileriye götürmüş... Eğer biz, oraya kadar gidersek, dünya kamuoyunu karşımıza alırız.’

Enerji Bakanı Kayra ile yoğun telefon trafiğinin yaşandığı gün, Türkiye, BM Güvenlik Konseyi’nin ateşkes çağrısına uyarak, Kıbrıs’ta giriştiği askeri harekâtı durdurdu. Ama Mehmetçik, Girne dağları ile Akdeniz arasına sıkıştı kaldı. Bunun üzerine, 14 Ağustos 1974’te II. Kıbrıs Barış Harekâtı’na girişilme mecburiyeti doğdu. Dolayısıyla, Mehmetçik de daracık alandan kurtuldu.

Hora’dan Oruç Reis’e…

KIBRIS HAREKÂTI’NDAN ÖNCE İNGİLİZ PROFESÖR NE ARIYORDU?

“Şimdi, Kıbrıs Harekâtı’ndan bir süre önce karşılaştığım bir olayı nakletmek istiyorum. Bu olayla birlikte, büyük fotoğrafın ortaya çıkması, sanırım daha da kolaylaşacak.

TSK’nın Kıbrıs’a çıkışından birkaç ay önce, yani 1974 yılının yaz başlarında, bir İngiliz profesör ziyaretime geldi. Kıbrıs Adası’na doğru sismik bir etüt yapmak arzusunda olduğunu ifade ederek, benden, aletlerini koyabileceği küçük bir gemi istedi.

Antalya’dan Kıbrıs’a kadar Akdeniz’de sığ sismik cihazıyla araştırma yapacakmış. Bir şartla yardım edebileceğimizi söyledim. Şartım şöyleydi:

‘Araştırmalarınız sırasında MTA’dan bir elemanımız sizinle birlikte olacak ve söz konusu etüde iştirak edecek. Etüt sonucu hazırlayacağınız raporun bir kopyasını da bana vereceksiniz.’

Teklifimi kabul etti, ben de kurumumuzdan bir jeofizikçiyi görevlendirdim.

İngiliz profesör, kiralayıp, tahsis etmiş olduğumuz bir gemiye aletlerini yerleştirmiş, etüde başlamış. Tabii, bizim elemanımız da bu çalışmayı anbean izliyordu.

Etüt bitti. Aradan aylar geçti, beklediğim rapor bir türlü gelmedi. ‘İngiliz profesör acaba sözünü tutmayacak mı?’ diye düşünürken, Kıbrıs Harekâtı’ndan bir gün önce, rapor bana ulaştı.

Rapora göre, Antalya’dan Kıbrıs Adası’na kadar büyüklü küçüklü aralıklarla çeşitli anomaliler devam ediyor. Ama bu, Ada’ya yaklaştıkça, önemli miktarda artış gösteriyordu.

KIBRIS’IN ADI ‘BAKIR’DAN GELİYOR

“Evet, gerçekten bu İngiliz profesör, Kıbrıs Harekâtı’ndan kısa bir süre önce neyin peşindeydi? Bilindiği gibi, İngilizler, Osmanlı’dan bir borca karşılık geçici teminat olarak aldıkları Kıbrıs’ta asırlar boyu egemenliklerini sürdürmüşlerdi. Zamanla, o geçici egemenlik, sürekli egemenliğe dönüşecekti. İngilizlerin, işte o dönemden kalma acaba stratejik bir bilgi eksiklikleri mi vardı, diye düşünmekten kendimi alamadım.

Şimdi, tekrar dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in sormuş olduğu sorunun cevabını ayrıntılı bir şekilde açmak istiyorum.

Başbakan’ın, ‘Kıbrıs’ta nereye kadar ilerleyelim?’ sorusu, kelimenin tam anlamıyla ‘stratejik’ bir soruydu. Çünkü ülkemizin Hükümet Başkanı, sınır ötesi bir askeri harekâtla ilgili olarak MTA Genel Direktörü’nden öneri bekliyordu. Kısacası, ‘Kıbrıs’ın bilinen yeraltı zenginliği, hangi bölgelerde?’ sorusuyla karşı karşıya bulunuyordum.

Şimdi de bilmece gibi yöneltilen bu sorunun şifrelerini çözmeye çalışalım... İngilizce ‘copper’ kelimesi, ‘bakır’ anlamına geliyor. Copper, zamanla Cyprus’a dönüşmüş. Kıbrıs Adası’na ‘bakır’ adını Romalılar koymuş. Demek ki Romalılar, Ada’da bakırı asırlar önce tespit etmiş. Daha sonra petrol de bulunmuş.

Başbakan Ecevit’in sorusuna cevap hazırlarken, buradan yola çıktım; tüm bilimsel verileri araştırıp, değerlendirdim. Cevabımı, yeraltı kaynaklarını da göz önünde bulundurarak verdim.

Hora’dan Oruç Reis’e…

‘PETROL VAR AMA ARAYAMADIK’

“Kıbrıs Adası’nın yeraltı zenginliklerini birkaç cümleyle geçiştirmek mümkün değil. Kıbrıs’ta, adı üstünde ‘bakır’ var, petrol var, gaz var.

Kıbrıs’taki petrol kaynakları hakkında ilk bilimsel bilgilere ulaşan kişilerden birisiyim. Görevdeyken, ‘Ada’da petrol arayalım’ dedim. Ama kimse harekete geçmedi. Önerilerimi 60’lı, 70’li yıllarda yapmıştım. Sanırım şimdi anlamışlardır.

..... İşin başında biz bu meselelere sahip çıksaydık, Rumların İsraillilerle yaptığı anlaşmanın bir adım önünde olabilirdik.

Benim kanaatime göre, Türkiye’nin off-shore sahillerinde petrol bulma imkânı var; hatta karada da. Fakat biz, kendi ülkemizi doğru dürüst araştırmadık. 1954’te Petrol Kanunu çıktıktan sonra, Amerikan, Hollandalı ve İngiliz şirketleri, ülkemize gelip, yeni petrol sahaları buldu. Yabancılar petrol buldukça, bizim gençler ‘Milli Petrol’ yürüyüşü yapıyordu. Yabancılar gitti, fakat biz, onların yerini dolduramadık.

1976-1978 yılları arasında Antalya-Finike’de petrol sondajı yaptırmaya başlamıştım. Ancak MTA’daki görevimden ayrılınca, bu çalışmaların da durdurulmuş olduğunu öğrendim.

‘BM’DEKİ BİR DOSTUMDAN EGE İLE İLGİLİ GİZLİ BİLGİ ALDIM’

“Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı, Büyükelçi Şükrü Elekdağ, 1975 yılında bizi TPAO yetkilileriyle birlikte kritik bir toplantıya davet etti. Toplantıda, Yunanların Ege Denizi’nde petrol bulduğu belirtildi, ‘Onların gemileri ortada dolaşıyor, biz de seyirci kalıyoruz, siz de Ege’de petrol arayın’ denildi.

TPAO, bir Norveç sismik gemisiyle anlaşma yaptı. Gemi, Ege Denizi’nde Türkiye için petrol etüdüne başlayacaktı. Ancak, beklenen gemi gelmedi. Çünkü Yunanlar Norveç şirketine baskı yapmış, onlar da bu işten vazgeçmiş.

TPAO yetkilileri, ‘Bu konuda yapacak bir şeyimiz yok’ dediler. İş, döndü dolaştı, yine bize geldi. ‘MTA ne yapabilir?’ diye sordular. Ben de yetkililere, ‘MTA olarak biz, sismik gemi yaptırabiliriz’ cevabını verdim.

Yunanların Ege’de petrol arama, hatta bulma haberi, benim için sürpriz değildi. Çünkü 60’lı yıllarda BM teşkilatındaki dostlarımdan ‘Çok Gizli’ kaydıyla o bilgiyi almıştım. Söz konusu bilgiyi bana veren dostum, ‘Aman, ne olur, kaynağını kimseye söylemeyin’ ricasında bulunmuştu.

BM’deki dostumdan aldığım bilgiyi, dönemin TPAO Genel Müdürü İhsan Topaloğlu ile paylaşmıştım. Topaloğlu ile görüşmem sırasında kendisine, ‘Yunanlar, Ege’de petrol bulmuş. Hâl böyle olunca, Trakya’da da petrol aramak gerekir’ dedim.

BM’den aldığım bu çok önemli bilgiden sonra Trakya’ya gittim. Bölgenin jeolojisine baktım. Adalardan, Ege’den, bizim sahillere kadar petrol olabilecek strüktür, Trakya’ya kadar uzanıyor. Nitekim Trakya’nın Mürefte bölgesinde biraz petrol bulunmuştu. Trakya’nın tam ortalarındaki daha büyük bir merkezde, petrol bulunacağına inanıyordum.

Üzülerek ifade etmek isterim ki; bütün bu bilgileri paylaştığım İhsan Topaloğlu, bakınız bana ne cevap verdi:

‘Sadrettin Bey, sizi ya kandırmışlar ya da şaka yapmışlar. Orada hiç petrol bulunur mu?’

Aradan bir zaman geçti. Trakya’da petrol bulundu.

Hora’dan Oruç Reis’e…

'YATAKHANE OLARAK KULLANILAN GEMİYİ HAYATA DÖNDÜRDÜK'

“Şimdi tekrar gemi hikâyesine dönelim.

Devlet bize, ‘Gemi yaptırabilir misiniz?’ demişti. Biz de olumlu cevap vermiştik. Hemen arkadaşlarımızı bu iş için görevlendirdim, ‘Acele bir gemi bulalım’ dedim.

Tarihi bir gemi bulundu. II. Dünya Savaşı yıllarında Almanya’da imal edilmiş. İlk adı, ‘Agir’miş. Sonra, İngilizlere satılmış. İngilizler de ‘Hercules’ adını verdikleri bu gemiyi Cebelitarık Boğazı’nda kullanmış.

Gemiyi İngilizlerden 1954 yılında Türk Denizcilik Bankası satın almış. İstanbul’a getirilen gemiye ‘Hora’ adı verilmiş. Kurtarma römorkörü olarak kullanılmış. Bizim ekibin bulduğu sırada Hora, İstinye’deki Denizcilik Bankası tersanesinde işçi yatakhanesi olarak kullanılıyor, yani bir bakıma emekli hayatı yaşıyordu.

..... Bu emekli gemi, bizim verdiğimiz planlar çerçevesinde adeta yeniden inşa edildi. Sismik cihazlar ABD’den geldi, montajı da yapıldı. Hora’nın artık Ege Denizi’ne açılma zamanı gelmişti.

***

“Sismik-1, 30 Temmuz 1976 Cuma günü, 12’si mürettebat olmak üzere, 42 kişiden oluşan personelle, İstanbul’dan denize açıldı. Geminin önünde Türk Deniz Kuvvetleri’ne ait savaş gemileri, havada da savaş uçakları vardı. Boğazları geçtikten sonra, Ege’deki Türk kıta sahanlığında sismik araştırmalara başladı. 6 Ağustos 1976’dan itibaren Türk sahillerini tarayan gemi, 15 Ağustos Pazar günü İzmir Limanı’na yanaşacaktı.

..... İzmir Limanı, bayram yeri gibiydi. O sırada, limanda bir Amerikalı belirdi. Yanıma geldi, şu soruyu sordu:

‘Bu gemi, gerçekten etüt yapıyor mu? Sismik cihazı var mı? O cihazlar çalışıyor mu? Yoksa bu gemi, sadece bir gösteri için mi kullanılıyor?’

Meraklı Amerikalıya şu cevabı verdim:

‘Evet, sismik cihazlar çalışıyor. İsterseniz, sizi helikopterle gemiye götürürüm. Görün bakalım, çalışıyor mu, çalışmıyor mu?’

Amerikalı, ‘Hayır, hayır, teşekkür ederim. Anladım, tamam’ dedi.

MTA SİSMİK-1, SAVAŞ DÜZENİNDE EGE’YE AÇILIYOR

“Sismik-1’i Ege’ye açılacak hale getirdik. Komşudan hemen ses yükseldi: ‘Engelleriz!’

Başbakan Süleyman Demirel Yunanlılara cevap verdi:

‘Sismik-1, Türk ordusunun himayesinde araştırma yapacak!’

İzmir Limanı’nda yapılan görkemli karşılama törenine, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Salahattin Kılıç ile Ulaştırma Bakanı Nahit Menteşe katıldı. Kılıç, Kordon’daki bir lokantada, MTA Sismik-1 personeli ile biz MTA yöneticilerine kutlama yemeği verdi. Bu arada, Başbakan Demirel’in imzasını taşıyan özel saatler de tüm gemi personeli ile birlikte bizlere armağan edildi. Bakan Kılıç, yemekte yaptığı konuşmada, Başbakan’ın, MTA mensuplarına gönderdiği tebrik ve takdir mesajını da bildirdi.

Yunanistan, 7 Ağustos 1976’da Türkiye’ye verdiği bir notada, ‘Yunan kıta sahanlığını ihlal ettiniz!’ ifadesini kullandı. Türkiye, üç gün sonra bu notaya verdiği cevapta şunları belirtti: ‘Sizin kıta sahanlığınızı tanımıyoruz!”