İstanbul Allah'a emanet...

İstanbul Allah'a emanet...


     Kabus geri geldi... 5.8'lik sallantı nedeniyle herkes yine depremi konuşuyor. Ama sadece konuşuyor!!! O gün yine yaşadık. Anında telefonlar devre dışı kaldı, cep telefonları kilitlendi. Hani depreme karşı hazırlıklı olacaktık? Devlet önlemini almıştı? Önlem dedikleri, facianın öncesine değil sonrasına yönelik. Çadırkent yerleri, acil ulaşım yolları... Bunlar da gerekiyor ama; ya başımıza yıkılacak binalar!!!
     Hepimiz biliyoruz ki; kentin yüzde 70'i kaçak... Geri kalanı da yapı standardına uygun değil. Güçlendireceğim demek de yetmiyor. Çünkü ne zaman ne de dayanıklılık garantisi var... Ve vatandaş; genel bir aldırışsızlık - aymazlık içerisinde. Her şeyi devletten bekliyor. Devlet ise kendi havasında... Sonuçta; deprem kişilerin günlük yaşamında ve zihninde önemli yer tutuyor, ancak yapılan konuşmalar bilinçlenmeden çok günlük sohbet niteliği taşıyor...

Umurlarında değil

     İstanbul ve Deprem Çalışma Grubu'nu oluşturan 58 bilim adamı ve kuruluşun hazırladığı rapor bu gerçeği tüm açıklığıyla ortaya koyuyor. INFO Araştırma, Yayıncılık ve Ticaret Ltd'nin 2000 yılı başlarında yaptığı ankete daha önce de değinmiştik. Özellikle kiracılar İstanbul'u terk etmek istiyordu. Ama devletin sağlam zeminde, yer göstermesi kaydıyla. Ve de İstanbul'un yakınında.
     Bakalım; işyeri sahipleri ne düşünüyor? Aynı firma İstanbul'un her iki yakasında risk oranı yüksek bölgelerdeki (Topkapı - Zeytinburnu - Avcılar Merter - Rami - Küçükçekmece - Tuzla - Kartal - Ünalan - Fikirtepe) işyeri sahiplerine sorular yöneltmiş. Alınan önlemler, beklentiler ve işyerini İstanbul dışına taşımayı düşünüp düşünmediklerini sormuş. İşte sonuçları:
       . Yüzde 15'i depremden hasar görmüş. Ancak hasar beyanları ciddi kontrolden çok kişisel gözlemlere dayanıyor.
       . Dayanıklılık testlerinin bu denli az yapılmasının üç nedeni var; Psikolojik (Aldırışsızlık, kadercilik), Maddi (Takviye işlemleri pahalı), Yılgınlık.
       . Olası bir depreme karşı önlem alma eğilimi düşük. Sadece yüzde 40'ı ciddiye alıyor.
       . Türk toplumunun genelinde olduğu gibi işyeri sahipleri de her şeyi devletten bekliyor.
       . Kimse tek başına ya da parçalı taşınmadan yana değil. Gidilecek yerin de İstanbul'a yakın olmasını istiyor...
       Özetle; herkes depremden korkuyor ama, İstanbul'dan da vazgeçemiyor... Gerisini de Allah'a bırakmış...

Plajda soygun...

     Şile İstanbul'un soluk alacak üç - beş yerinden biri. Ama o da elden gitmek üzere. Çılgın yapılaşma ve özellikle hafta sonu magandaları bu şirin ilçeyi tehdit ediyor. Şimdi de Kumbaba Plajı'nda soyguncular türemiş. Paralı plaja bırakılan aracın camı kırılıyor, giyecek dahil ne varsa çalınıyor. Vatandaş mayoyla ortada kalıyor. Hem de gündüz gözüyle... Maalesef bu soygun karşısında güvenlik güçleri de yetersiz kalıyor. Son kurbanlardan okurumuz Hüseyin Genç, şöyle diyor:
     "Belediye makbuz kestiriyor. Araç başına 2.5 milyon lira alıyorlar. Kapıda da sözüm ona güvenlik var. İnsanlar araçlarında soyunup, kıymetli eşyalarını bırakıyor. Döndüğünde ise kırık camları görüyor. Tabii, eşyalar, paralar, kimlikler gitmiş... Son hafta en az 10 araç soyuldu. Karakola başvurduk, başedemiyoruz yanıtını aldık. Bu kadarla kalsa iyi, plajda ne bir uyarı levhası, ne cankurtaran var. Bu yaz sezonunda da onlarca insan boğularak öldü."
     Vatandaş haklı; polis polisliğini, belediye belediyeliğini yapmazsa daha çok insan ölür ve de soyulur...

İddialara soruşturma

     Çanakkale Milli Parklar ve Av - Yaban Hayatı Başmühendisliği'nde menfaat temini ve görev suiistimali iddialarını bu köşeden dile getirmiştik. Genel Müdür A. Hüsrev Özkara, gönderdiği yanıtta şöyle diyor:
     "Emekli Devlet memuru İ. İhsan Çivril'in farklı günlerde gelen mesajlarının genelde yolsuzlukla ilgili olmasına karşın bazı konuların örtüştüğü, bazılarının da farklı olduğu görülmüştür. Bu nedenle tümü birleştirilerek gerekli incelemenin yapılması için Marmara Bakanlık Bölge Müdürlüğü'ne talimatlanmıştır. Sonuçtan ayrıca bilgi verilecektir..."


Yazara E-Posta: tbengin@milliyet.com.tr