Koronavirüsün tedavisi iyileşmiş hastanın kanı mı?

Tüm dünyada hızla yayılmaya devam eden korona virüse karşı aşı veya spesifik tedavi yöntemleri henüz yok. Hastalığa iyi geldiği söylenen üç ayrı ilaç var ve bizde de kullanılıyor ama bunlar kesin olarak korona virüsü tedavi eden ilaçlar değil. Henüz deneme aşamasındalar. Dolayısıyla, şimdilik tedavilerde temel prensipler uygulanıyor. Hastanın bağışıklık sistemi virüsle mücadelesini yenene kadar vücut fonksiyonlarının işler halde tutulması, nefes desteği sağlanması gibi. Koronavirüse karşı ABD’deki çalışmalar ise Çin’de de uygulanan, hastalara iyileşenlerin kanında bulunan antikorların verilmesine yoğunlaşmış durumda. Yani “pasif antikor tedavisi” olarak adlandırılan ve uzun süredir bilinen, kullanılan, tıbbi yöntemin koronavirüsten kurtuluşun anahtarı olma durumu söz konusu. O nedenle de bu yönteme, kimlere nasıl uygulanabileceğine, etkilerine ve Türkiye’de de olabilirliğine odaklanmakta yarar. Aşı ve kan hücreleri üzerine yıllar öncesine uzanan birçok çalışması, hatta serum enstitüsü kurma girişimi bulunan, ABD’de de Mikrobiyoloji ve İmmünoloji dersleri veren, Hıfzısıhha, Tedavi hizmetleri dahil 6 genel müdürlükten sorumlu Sağlık Bakanlığı eski Müsteşar Yardımcısı (1994-1996) Prof. Dr. Turgut İmir anlatıyor:

“Vücuda antijen (bir yabancı) girdiği zaman buna immun sistemizin bir parçası olan lenfositlerimiz cevap verir. Bu yabancıya karşı özgül korunma üreterek yabancı yapıyı parçalayıp yok etmeye çalışır. Bu amaçla, önce hücreler özgül olarak değişir ve gelişir (immun hücrelerin oluşturduğu hücresel bağışıklık) ve gelişen bir grup hücrelerde özgül korunma faktörleri (antikorları) de üretirler. Yani vücutta bir hücresel immünite gelişir ve bir de hümöral dediğimiz kan serumunda bulunan maddeler meydana gelir özgül olarak. Hastalığı geçiren herkeste bu antikorlar çok etkin rol oynar. Normal bir kişide üretilen bu özgül yapılar, yabancı hücre veya antijeni parçalayıp yok etmek için çalışır. Kanserde, enfeksiyon hastalıklarında etkin olan korunma elemanları bunlardır. Eğer kişinin immün sistemi yeterli olmazsa veya baskılanmışsa, hastalık yok olmaz ve hasta ölebilir de. Hani şu geçenlerde 33 yaşındaki bir kızcağız kanserden öldü, çünkü immün sistemi baskılanmış, antikor üretemiyordu. Bunun yanında bir diğer taraftan yaşlıların immün sistemi zayıf olduğu için zaten bıçak sırtında yaşarlar yani hastalığın seyri artıya da gider eksiye de gider, onların vücut direnci yeterli olabilir, olmayabilir. İmmun cevabı yetersiz olan bu gruba biraz hastalığa özgül antikor takviyesi yaparsanız, (özgül korunma takviyesi) antikorlar o kişide sanki kendi vücudu yapmış gibi virüslerle mücadele eder ve kişi kurtulur, olay bu kadar basit.”

Nasıl yani?

“Olay şu; bu hastalığı geçiren bir sürü kişi var, iyileşen karantinadan çıkıyor. Bunların kanları alınıp serumlarından bu antikorlar ayrılabilir ve ağır/yaşlı hastalara nakledilebilir. Bu daha evvel 50 senedir yapılıyordu, biz bu nakledilen, başkasından alınan serumun antikor grubu özgül proteinlere hiperimmün serum diyoruz. İmmun serumlar çeşitli hastalıklarda;mesela hepatitlilerde kullanılır. Yaşlı ve ileri derecede hasta bir kişi ağır hepatit geçiriyor veya genç de olsa immün sistemi yeterli değil. İşte onlara bu antikorlar verilir, yani hepatitten iyileşmiş kişinin serumundan alınan antikor dediğimiz bu özgül korucuyu faktörler kişiyi korur. Bunlara pasif olarak naklettiğimiz zaman o kişinin sağlık durumu düzelir. Bu hepatitte vardı, kızamıkta vardı; tetanosta olabilir, kuduzda var, akrep, yılan sokmalarında da var. Bunlar kişide hazırlanmış olan antikorlar. Bir de bu hastalığı geçiren kişilerin kanlarındaki özgül antikor üreten hücreler alınıp, laboratuvarda kültür şartlarında sınırsız antikor üretecek hücre haline getirilebilir. Ben 40 sene evvel ABD’de bunların kurslarına gitmiştim. Yani böyle de yapılabilir ama bunun için her halükârda hastalığı geçiren kişinin kanı ve hücresi lazım ve laboratuvar lazım, olay bu kadar basit.”

Bu zor bir işlem mi?

“Çok kısa bir sürede yapılır ama kurulu bir sistemde. Mesela şimdi bana yap deseniz standardize etmek için 2-3 ay içinde yaparım. Bunu sadece ben yaparım diye değil, branşım olduğu için söylüyorum. Bu konuda çalışan herkes yapabilir. Yani bu yapılmayacak bir şey değil...”

Peki ya antikor takviyesi yapılan hastaların iyileşme yüzdesi ve de hangi aşamada yapılması gerektiği gibisinden en kritik, en merak edilen detaylar? İmir devam ediyor:

“Etkisi bir sürü faktöre bağlı. Hastanın genel kondisyonuna, hastalığın dönemine, verdiğiniz antikorların gücüne, miktarına gibi çok faktör var. Ama genel olarak verdiğiniz antikorlar o virüsleri yok etmek için çalışır. Yani onları yok eder ama verdiğiniz miktar az mı olur, çok mu olur, zayıf mı olur kuvvetli mi olur, hastanın durumu iyi mi olur, kötü mü olur, onlar hepsi şartlara bağlı.

Hangi aşamada, kimlere yapılması lazım?

Testlerin pozitif çıkması durumunda ve eğer hasta kalp hastası, solunum sistemi hastası, yüksek şekeri var ya da kanser hastası veya romatizma hastası, onlarda da baskılanıyor immün sistem, bunlara verilmesi lazım. Mesela kişinin sağlığı yerinde, yaşı da 50 veya 65 diyelim, hastalık pozitif çıkmışsa buna yapılacak bir şey yok, bilinen ilaç tedavisi uygulanır. bu kişi herhangi bir hastalıktan zor durumdaysa, şekeri yüksekse, kalp hastasıysa onlara verilmesi lazım. Hamilelere de mesela.”

Herkese değil yani?

“Yok canım, herkes kendi yapsın antikorunu, yapamazsa bunu vereceksiniz...”

İtalya’da, İspanya’da çok ölüm oldu, neden yapmıyorlar bunu?

“Ben anlamıyorum ki bilmiyorum nedendir. Çok klasik, bilinen bir yöntem. 50 senedir bu dersi, immünoloji dersini anlatırım, o zamandan beri hep söylerim bunları. Bu kadar sene sonra şunu öğrendim; bir şeyi bilmekle uygulamak ve gözlemlemek çok farklı şeyler. İnsanların gözlemlemesi, bilgilerini bu konuya adapte etmesi lazım. Kimse böyle yapmıyor herhalde. Niye yapmıyorlar anlamadım, şaşırdım, çok da rahatsız oldum...”