Tunca Bengin

Tunca Bengin

tunca.bengin@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Rusya korkusuyla NATO’nun güvenlik şemsiyesi altına sığınmak isteyen ya da ABD’nin planı dahilinde hareket eden İsveç ve Finlandiya’nın üyeliklerine Türkiye’nin karşı çıkma gerekçesi çok açık ve net: Her iki ülkenin, özellikle de İsveç’in 1952’den beri NATO üyesi olan Türkiye’nin bekasını tehdit eden terör örgütleriyle ilişkisi, bağı, hatta iş birliği. Dolayısıyla, “Madem müttefiklik istiyorsun, önce kendine bir çekidüzen ver” diyor. Türkiye’nin bu haklı güvenlik gerekçelerine ve duruşuna İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde’nin yaklaşımı ise şu:

Haberin Devamı

“NATO’daki bütün ülkelerin desteğini istiyoruz. NATO’nun önemli ülkeleri bizim arkamızda. Bizimle ve o ülkelerle iyi geçinmek, Türkiye’nin çıkarına olur.”

Ne demek bu?

Aba altından sopa göstermek. “Senin karşında toplu bir blok var. Bunun karşısında dayanma şansın yok. O nedenle de bunu kabul etmek zorundasın.”

Şu rahatlığa, küstahlığa bakar mısınız? Türkiye yıllardır terörle mücadele etmiş, ediyor, binlerce şehit vermiş, umurlarında bile değil. Daha kapıdan içeri girmemiş ama baş köşeye oturmuş ve bir blok adına konuşma pervasızlığıyla kendi aklınca Türkiye’ye alacağı kararla ilgili ayar ve dizayn vermek istiyor. Daha doğrusu, hadsizliğinde bulunuyor. Hem de ısrarla NATO ve AB’nin gölgesinde ve onların sözcüsü edasıyla. Mesela terör örgütü PKK/YPG/PYD’nin sözde lider isimlerini Stockholm’de devlet protokolüyle karşılayan Linde, PKK ile YPG’nin farklı olduğu yutturmacasına odaklı açıklamasında da şöyle diyor:

“Avrupa Birliği gibi biz de PKK’yı terör örgütü olarak görüyoruz. Kuzey Suriye’deki oluşum için aynı şeyi düşünmüyoruz. Birçok NATO ülkesi de düşünmüyor. ABD ve diğer NATO ülkeleri gibi biz de Kuzey Suriye’deki Kürt örgütleriyle görüştük.”

Yine ben yalnız değilim hikâyesi yani. Tabii yersen. Özellikle de harf yutturmacası anlamında. Çünkü sadece tek bir belge, terör örgütünün kendi belgesi KCK sözleşmesini okuyan, KCK örgütlenmesini gören PKK ile PYD’nin, YPG’nin aynı örgüt olduğunu görür. Kaldı ki hadi dediği gibi olsun, ikisini farklı varsayalım ve madem sen de PKK terör örgütü diyorsun o zaman Türkiye’nin iadesini istediği PKK’lı teröristleri neden vermiyorsun? Ya da DHPK-C’lileri veya diğerlerini. Ha, belki koruyup kolladıkları bu teröristlerin nerede olduklarını bilmiyor olabilirler! O zaman da söylesinler MİT, hepsinin PKK’lı, DHKP-C’li, FETÖ’cü kim varsa tek tek nokta adreslerini, iş yerlerini, para bağlantılarını kendilerine iletsin.

Haberin Devamı

Dolayısıyla, diyelim ki bu iki ülke yöneticilerinin kafalarına taş düştü ve “Türkiye çok haklı, politika değişikliği yapıyoruz” dediler inandırıcı olur mu? Asla... Peki ya NATO’nun patronu ABD orta noktayı bulma adına Türkiye’nin yanındaymış gibi hava takınıp birtakım vaatlerde bulunursa bunun samimiyetine güvenilir mi? Kesinlikle, asla. ABD’nin de niyeti malum ve hele de yaşanmış Yunanistan gibi bir örnek varken. Şöyle ki Türkiye’nin 1974 Temmuz’unda Kıbrıs’a gerçekleştirdiği Barış Harekâtı’nı engellemediğini öne süren Yunanistan NATO’nun askeri kanadından ayrılmış, dışarıdaydı. Kısa bir süre sonra ise dönmek istedi ama Türkiye’nin oluru şarttı. O dönemin iktidarı ve muhalefetiyle Türkiye de bunun önemli bir koz olduğu ve Yunanistan ile tüm sorunlar çözülene dek de yeşil ışık yakılmamasında hemfikirdi. Ta ki 12 Eylül 1980 darbesine dek. Çünkü siyasetin askıya alındığı o süreçte, ne hikmetse, oldubittiyle Yunanistan’ın NATO’ya geri dönüşüne onay verildi. Tepki büyük olunca da “ABD tüm sorunların halledileceğine dair garanti verdi” denildi. Sonuç ortada. O günlerde Yunanistan ile var olan kıta sahanlığı, Ege adaları, FIR hattı gibi sorunlar aradan geçen 40 yılda çözülmediği gibi, üzerine katlaya katlaya yenileri de eklendi. Kimin gazıyla, şımartmasıyla? ABD’nin ve NATO’nun. Dahası, bugün Yunanistan tam anlamıyla ABD’nin üssü haline gelmiş durumda. Burnumuzun dibinde Dedeğaç’ta bile ABD üssü var. Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in ABD Kongresi’nde yaptığı, Türkiye’yi hedef alan hasmane son konuşması da malum...

Haberin Devamı

Peki, Türkiye’nin oluru olmasaydı, yani Yunanistan NATO’ya dönemeseydi ABD ve NATO üzerinden böyle nemalanabilir miydi? Ya da aynı Yunanistan NATO’yu bahane ederek birtakım sinsi planlamalar yapabilir miydi? Veya NATO gerekçe gösterilerek Yunanistan’a bu kadar arka çıkılabilir miydi? Asla...

Kısacası, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği meselesinde sadece kuru vaatler, “Kusura bakmayın, yanlış yaptık, bundan böyle sizle hemfikiriz, PKK terör örgütüdür” gibisinden laflarla Türkiye adım atmaz. Hele de küstah İsveçlinin hadsiz tehditleri ya da ABD’nin içi boş “Bas imzayı, gerisini merak etme sen” yutturmacasıyla, palavrasıyla...