Para tuzağı

Para tuzağı


     Karayollarında radarla hız kontrolüne tamam. Ama para tuzağına hayır... Önceki gün gazetenin görev aracıyla Kütahya'dan dönüyoruz. Kenti çıktıktan bir süre sonra polis durduruyor. Arkamızdan gelen diğer araçları da... Normal trafik uygulaması diye düşünürken memur 'radara yakalandınız' diyor. Hoppala ne radarı! Hızımız 90 kilometrenin üstünde bile değil. Bunu durduran polisin elindeki not da doğruluyor. Aynı durum diğer araçlar için de geçerli. 70 - 80 kilometre yaptıkları gerekçesiyle ceza yiyenler var. Hep birlikte itiraz ediyoruz. Yanıt komik: 'Burası meskun mahal. Azami hız 50 kilometre.' İyi de yolda hız limitini gösteren tek bir levha yok. Yolun çevresinde konut, işyeri de hak getire. Üstelik tek şeritli yolda kamyonlar vızır vızır işliyor. Polisin yanıtı malum: 'Ben değil merkez bilir.' Sonuç; 17 milyon liralık makbuz...

Gökyüzü SOS veriyor...

     Türk sivil havacılığında felaket 'geliyorum' diyor. İstanbul semalarında çarpışmaktan kurtulan THY uçakları bunun açık kanıtı. Pilotlar son anda uyanmasa gökten ceset yağacak. Üstelik bu hemen her gün yaşanıyor.
     Olayda kule direnişinin payı büyük. Ancak; tek neden değil. Diyeceğim, eylem olmasa da facia olası. Çünkü; uçağın emniyetli iniş - kalkışını yönlendiren hava trafik kontrolörlerinin birçoğu doğru dürüst İngilizce bilmiyor. Aralarında bu işin eğitimini (yüksek) gören hemen hemen yok. Çoğu lise mezunu, 657 sayılı yasaya bağlı devlet memuru. Oysa dünyada hava trafik kontrolörü olmak için en az iki dil bilmek gerekiyor.
     Gelelim, uçak ve alanlara. Hepsi bakımsız ya da hakkıyla yapılmamış. Pilotlar, kapkaççı otobüs firmalarının şoförlerine dönmüş. Normal saatin üzerinde uçuyor. Türk sivil havacılık kuralları gereği bir pilotun uçuş limiti ayda 110, üç ayda 300, yılda bin saat. Gel gör ki; ayda 150 - 160 saat uçanlar var. Özellikle özel havayollarında. Hatta THY'de... Pilotlar tehlikenin farkında ama; işsizlik korkusu nedeniyle durumu kabulleniyor. Şu an 120 pilotun açıkta olduğu söyleniyor.

Uçuş Emniyet Kurulu

     Sivil Havacılık Genel Müdürü Topa Toker, önümüzdeki salı günü tüm konuların masaya yatırılacağını belirtiyor. Toplantıda hava trafik kontrolörlerinin kapasitelerinin ele alınacağını ve birtakım kararların çıkabileceğini ifade eden Toker, şöyle diyor:
     "Dünya standartlarına bakarsak bizim hava sahamız oldukça yoğun. Atatürk Havalimanı yoğunlukta 23. sırada. Yakın geçme (çarpışmaya mahal verecek durum) olayları da Avrupa standartlarının üstünde. Bu konuda özellikle hava kuvvetleri ve yabancı şirketlerden raporlar geliyor. Bu nedenle Uçuş Emniyet Kurulu DHMİ'yi tamamiyle radarla çalışma konusunda uyardı. İlave sistemler gerekiyor. DHMİ 'ihaleleri yapıldı' dedi."
     Atatürk Havalimanı'ndaki tartışmalı üçüncü pistin devreye girmesiyle rahatlama olabileceğini belirten Toker, güvenilirliği konusunda ise 'Bu kadar yatırım toprağa gömülecek değil, mutlaka bir şekilde kullanılacak' diye konuşuyor.

Alanlar güvenli mi?

     Topa Toker, uçuş güvenliğinde kule kadar, pilotaj hatalarının da büyük risk olduğunu vurgulayarak devam ediyor:
       "Hava şirketlerinin mali durumu çok önemli. Denetliyoruz, korkunç şeyler görüyoruz. Çalışma limitini aşan pilotlar var. Otobüslerde bile iki kaptan şart ve yasa gereği beş saatten fazla kullanmaları yasak. Pilotlarda ise kimsenin buna dikkat ettiği yok. Hava şirketlerinin mali durumundan dolayı sadece Türkiye değil tüm dünya tehdit altında..."
     Gelelim alanlara. Onlar yeterli mi? Toker, şöyle konuşuyor:
     "Dünya çevre güvenliği konusunda hassas. Şu an Türkiye'de terör yok gibi ama; her an olabilir. Dahası Trabzon'da kuş sürüsü uçağın motoruna girdi. Concorde'unn neden düştüğü ortada."



Yazara E-Posta: tbengin@milliyet.com.tr