Siyaset de bayram tatilinde

Bugün son 2 yıldır kâbus yaşatan Korona pandemisi öncesindeki gibi maskesiz, yasaksız bir bayram. Dolayısıyla Korona yasakları gerekçesiyle özlem duyulduğu söylenen büyüklerle buluşma, el öpme, kucaklaşma ve sarılmalara engel yok ama görüntü ondan ziyade yine daha çok sahil kasabalarında geçirilen tatil havasında. Bu arada herkes gibi siyaset de bayram tatilinde. Elbette bu siyasi temaslar, söylemler değil son dönemde siyaset dünyasında pik yapan kaba dil ve sert üslup anlamında. Yani kavga ortamına kısa bir ara söz konusu, sonrasında ise maalesef yine devam ve ivmenin yükseleceği de kesin. Niyesi malum; Liderler sert, kaba söz kullanımını bir siyaset malzemesi haline getirdiler. Hem iktidar hem muhalefet açısından. Herkes kendi taraftarını tatmin edebilmek için her seferinde dozajını artırarak kaba söz kullanıyor. Kendi politika ve projelerini anlatmak yerine rakibini “sözle döverek” tabanına mesaj göndermekle yetiniyor. Ancak bunun artık eskisi gibi prim getirmediğinin farkında değiller. Çevrelerindekiler bunu görmesini engelliyorlar. Dahası bir de “lidere tam biat” ve kendini gösterme hesabıyla yaptıkları dalga geçer gibi açıklamalarla da partilerine avantaj değil dezavantaj sağlıyorlar. Hele de kavga, tartışma ivmesini artıran sözleri oy getirmiyor, aksine kaybettiriyor. Çünkü sokaktaki insanın bugün beklentisi belli: İş istiyor, etiketlerdeki yangının söndürülmesini bekliyor, hukuk egemen olsun diyor. Dolayısıyla sarf edilen sözlerin hiçbiri bunlara hizmet etmiyorsa, bunlara çare değilse karşılığının olmayacağı da açık ve net...

Siyasette net olan bir başka nokta da masada yapılan hesaplarla saha gerçeklerinin senkron sorunu. Şöyle ki; şimdilerde eline kâğıdı kalemi ya da hesap makinesini alan herkes mevcut ya da olası ittifaklara ya da birlikteliklere odaklı seçim sonuçlarına dönük öngörülerde bulunuyor. Özellikle de kim kimden oy devşirecek, devşirebilir veya ülkedeki konjonktürel dalgalanmalara bağlı olarak varsayımlar üzerinden sayıları bir hayli yüksek olan ve seçimlerin kaderini belirleyecek denilen kızgın, küskünlerin oylarını siyasi partilere paylaştırma anlamında. Tabii hepsi de kendilerini avantajlı görme, kazanmak üzerine ama bir o kadar da yanılgı olasılığıyla. Zira siyasette iki kere iki her zaman dört etmediği gibi üç, hatta beş ettiği de oluyor. Yani siz bazen partilerin veya birlikteliklerin oylarını topladığınızda şu olur dersiniz ama öyle bir rüzgâr eser ya da sinerji yaratırsınız ki sandık ondan fazlasını doğurur. Ya da tam tersi bir durumla tüm hesaplar altüst olabilir, beklediğiniz oyun çok altında kalabilirsiniz. Ki her ikisine dönük de geçmiş seçimlerde yaşanmış fazlasıyla örnek var. Kısacası iddialı konuşmak siyasetin gereği ancak “tamam bu iş” demek için erken. Nitekim dün konuştuğum bazı siyaset bilimciler ve kamuoyu araştırmacılarının kesiştikleri nokta şuydu:

“Hiçbir ittifak ya da parti için oylar çantada keklik değil, kimse bu anlamda kendine güvenmesin. Yapılan araştırmalara göre

25 puanlık partilerden uzaklaşmış bir kitle var, bunun yarısından fazlası AKP ve MHP’den uzaklaşmış. Bunlar AKP ve MHP’yi terk ediyorlar ama yüzde 1’i bile bir başka partiye gitmiyor, bunların içerisinde gençler de var ve çoğunlukta. Yani iktidara kızan ya da başarısız gören insanlar terk ediyor ama kopanları dahi muhalefet kendisine çekemiyor. Dolayısıyla o insanların bu kırgınlıklarına neden olan durumların olayların yatışması yoluna girmesi halinde yeniden barışma durumu söz konusu olabilir. Yani bunlar tamamıyla köprüleri atmışlar asla ve kat’a eski partilerine oy vermeleri mümkün değil anlamına gelmez.”

Açıkçası dememiz o ki; değişmezse, seçimlere daha bir yıl var, dolayısıyla sandık sonucunu şimdiden kestirmek zor. Hele de kararsız ya da kararını gizleyen seçmenin tavrını. Çünkü onların adresini doğrudan iktidar ve muhalefetteki siyasilerin performansı belirleyecek. Özellikle de sorunlara çözüm odaklı somut projeler ve bunların yapılabilirliğine ikna ve güven durumuyla orantılı olarak. Yani kutuplaşmanın veya bunu daha da tetikleyici kaba söylemin, kırıp, dökmenin kimseye yararı olmadığı açık. Dahası ötekileştirdiklerimiz ve karşı kutupta olduğunu var saydıklarımızın aynı zamanda kader ortaklarımız olduğunu unutmamak gerekiyor. Sonuçta herkes aynı toplumun parçası, vatandaşı... Herkese sağlık, barış, kavgasız günler ve nice bayramlar dileğiyle...